Yardımlar KKTC'yi kalkındırmaya yetmiyor

Yardımlar KKTC'yi kalkındırmaya yetmiyor

24 Mayıs 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kıbrıs işlerine bakan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay yine KKTC’deydi. Bu kez yanında, ziyaretin ana temasına uygun olarak Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’yi getirdi. Türkiye’den gelen yıllık 70 milyon ton suyun bir bölümü Güzelyurt ovasında tarım amacıyla kullanılacak. Suyu Güzelyurt’a aktarmak için yapılan tünel önünde bir tören düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan törene uzaktan katıldı. Yapılan konuşmalarda, “KKTC’de tarım sektörünün çağ atlayacağı” vurgulandı. 

Çağı atlar mıyız, atlamaz mıyız bilmiyorum ama Türkiye’nin desteği ile KKTC’de yapılan yatırımların KKTC’yi kalkındırmaya yetip yetmeyeceği tartışma konusudur. 

Türkiye, daha İngiliz yönetimi altındayken bile Kıbrıslı Türklere çeşitli yardımlar yapmıştır. Belli başlı liselerimizin binaları 1957-58 yıllarında yapılmıştır ve yenilerinin aksine dimdik ayaktadırlar. Toplumlararası çatışma döneminde (1963-74) Kıbrıslı Türkleri ayakta tutan şey, Kızılay yardımları veya nakdi yardımlar olmuştur. 

1974 Barış Harekatı sonrasında altyapı yatırımların neredeyse tümü, Türkiye tarafından yapılmaktadır. Kamu görevlilerinin eksilen maaşlarının Türkiye’den sağlanan ve ödenip ödenmeyeceği belli bile olmayan krediler ile ödendiği de malumdur. 

Bazen açıklanır ama bunların ne kadar olduğunun ise hiçbir önemi yoktur. Aradan geçen uzun yıllar, rakamları anlamsız hale getirmiştir. Önemli olan şudur: Kıbrıslı Türkler neye ihtiyaç hissetmişse Türkiye karşılamıştır. 

Yardımlar ne sağladı? 

KKTC’deki büyüme eğilimlerine baktığımız zaman, Türkiye’den gönderilen yardımların özel sektörün gelişmesine, üretim yaparak istihdam yaratmasına yardımcı olmadığı ise açıklıkla görülebilmektedir.  

KKTC ihracatı, uzun yıllardan beri 100 milyon dolar civarlarında dolanıp durmaktadır. Dış ticaret açığı ise 1.5 milyar dolar dolaylarındadır. İthalatın nasıl devam ettirildiğine bakmak, KKTC ekonomisinin dinamik güçlerini anlamak için yeterlidir. Resmi rakamları, güvenilirliklerinden kuşku duyarak bir kenara bıraksak bile, böylesine devasa bir açığın turizm, yükseköğretim ve yabancılara konut satışından elde edilen gelirlerle kapatıldığı konusunda herkes hemfikirdir. 

Bu durumda, Türkiye’den KKTC’ye akan bu yardım ve kredilerin ekonomik ve/veya toplumsal kalkınmaya etkisi ne oluştur veya ne olacaktır? 

Her iki-üç ayda bir KKTC’ye gelen veya geçtiğimiz günlerde olduğu gibi törenlere video konferans yoluyla katılan Türkiye yetkililerinin vurguladığı “çağ atlama” niye bir türlü gerçekleşmemektedir? 

Salgın günleri de kanıtlamıştır ki, Türkiye yardımları gerçekte kamu yönetimini beslemekte ve yoluna verimsiz, özel sektöre sorun yaratacak şekilde devam etmesini sağlamaktadır. Turizm yatırımlarına doğrudan bir katkısı yoktur... Yükseköğretim için yapılan katkılar sınırlıdır... İnşaat sektörü çoğu zaman düşmanca muameleye tabi tutulmaktadır...  

Aidiyet hissi çöktü dinamizm tükendi! 

Özel sektördeki gelişmelerden yeterince yararlanmadığını, dahası bu gelişmelere bağımlı olmadığını sanan kamu yöneticileri özel sektör yatırımlarına gerekli önemi vermemekte ve hatta düşmanca davranmaktadır. KKTC’de ekonomik gelişme bir bütün olarak kamunun bütün engellemelerine rağmen ilerlemekte ama beklenen verimliğe ulaşamamaktadır. 

Toplumsal gelişmede de benzer bir çarpıklık vardır zaten: Sağlık ve eğitim alanındaki kamusal hizmetler çökmüştür. Sosyal sigorta primini tam olarak yatırmış veya yatırmakta olan on binlerce insan kamudan değil, özel sektörden sağlık hizmeti almaktadır. Yatırılar primler boşa gitmiştir! Kamusal eğitim hizmetleri hiçbir işe yaramamakta; daha okul öncesinden başlayarak öğrencilerin üçte biri kadarı özel okullara devam etmektedir. Yollar zaten Türkiye tarafından yapılmakta; son yılların popüler konusu çevre konusunda kamunun yaptığı hiçbir ciddi yatırım bulunmamaktadır. KKTC’de vergi vermenin anlamı ciddi şekilde sorgulanmaktadır. 

Bu ortamda özel sektörde çalışanların neredeyse tamama yakını yurtdışından gelen işçilerdir. Pandemi nedeni ile 40 bine yakın işçi adadan ayrılmıştır ve daralmış ekonominin ihtiyacını karşılayacak işgücünü temin etmekte bile zorluk yaşanmaktadır. 

Çare yalnızlaşmak mı? 

Türkiye yardımlarının yarattığı sonuç işte budur: Kendine ve yurduna yabancılaşmış bir halk! Bu yüzden, her yeni yatırım ile birlikte gündeme gelen söylevler artık anlamını yitirmiş olmalıdır.  

Adeta bir kampanya gibi yaşanan ziyaretlerin etkisi de buna bağlı olarak azalmıştır zaten... Belki de Türkiye yetkilileri de bunun farkındadır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, son ziyareti sırasında sofrasında ağırladığı gazetecilere biraz olsun yakınmış galiba. O sofrada bulunan Hasan Hastürer, Oktay için “Fark ettim, ‘İşimiz çok zor’ demiyor. Tam tersi, KKTC Hükümetinin ve yasal düzenlemeler noktasında Meclis’in de üzerine düşeni yapması durumunda, çok kısa sürede, ekonomik hayatta, olumlu yönde radikal değişimler olacağından emin” diye yazdı... 

Türkiye yetkilileri de, kendi ilgileri ve yardımları dışında sorunlar olduğunu fark etmişler mi bilmiyorum ama “KKTC Hükümeti ile Meclisi’nin de üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğinden” söz ediyorlar...  

Çare de bellidir aslında: KKTC’deki iç dinamikleri harekete geçirecek bir sürece ihtiyaç vardır. Dikkat edin; yeni plana ve projeye demiyorum! Her yeni plan ve proje bu dinamiklerin enerjisini biraz daha tükettiğine göre, KKTC’nin en azından bir süre için de olsa kendi ile baş başa bırakılması en doğrusu olacaktır.