Yalnızlaştıkça bozulan kalp ve damar sağlığımız

Yalnızlaştıkça bozulan kalp ve damar sağlığımız

25 Aralık 2021 Cumartesi  |   Beyaz Önlük

Prof. Dr. Osman Akdemir

Dünya Sağlık Örgütü günümüzde “sağlık” sözcüğünü çok önceleri olduğu gibi basitçe vücudun işlevlerini yerine getirebilme kabiliyeti ya da zaman zaman hastalık tarafından bozulabilecek normal bir işlevsel durum olarak değil, "yalnızca hastalık ve rahatsızlıkların yokluğu değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan genel iyilik hali” olarak tanımlıyor. Bir sacayağı modeli olan bu üçlünün sosyal sağlık ayağı bireyin anlamlı, tatmin edici ilişkiler kurabilme, sosyal ortamlara uyum sağlayabilme ve bireylerden, kurumlardan gereksinim duyduğu destekleri alabilme yetisine işaret ediyor.  

Sosyal sağlık ve biyolojik sağlık arasında iki yönlü ilişki mevcut; yaş ilerledikçe bu ilişki bireyin sağlığına giderek daha fazla etki eder hale geliyor. Destekleyici çevre, güçlü insan ilişkileri uzun, sağlıklı ömrün çok belirleyici unsurlarıyken beden ve/veya zihin sağlığının bozulması sosyal çevrenin kısıtlanmasına yol açabiliyor. Sosyal izolasyon (yalıtılmışlık) ve bundan duyulan mutsuzluğun, başka bir deyişle yalnızlık hissinin ise beklenenden erken ölüm için hareketsiz yaşam ya da fazla kilo kadar önemli risk faktörleri olduğu biliniyor. Yalnız bireylerde hareketsiz yaşam, sigara kullanımı, öz güven eksikliğinin yanı sıra bağışıklık sisteminin baskılanması ve yüksek tansiyona daha sık rastlandığını bildiren çalışmalar mevcut. Ne var ki sosyal sağlıkla kalp & damar hastalıkları arasındaki bağlantılar sigara, yüksek kolesterol, şişmanlık, yüksek tansiyon, kötü beslenme, depresyon ya da kalıtımsal eğilim gibi geleneksel risk faktörleri kadar net ortaya konabilmiş değil. Bu konuda geçmişte yapılmış çalışmaların sonuçları 2016 yılında yayınlanan bir makalede yeniden istatistik analizi yapılarak yorumlandı. Bilhassa gelişmiş ülkelerde önde gelen ölüm sebepleri olan, hastalık yükünün büyük bölümünü oluşturan kalp & damar hastalıkları ve felçlerle bireylerin sosyal sağlık durumlarındaki bozulmaların ilişkisine ışık tutmak amaçlanıyordu.  

Sosyal izolasyon ve yalnızlık hissinin ayrı kavramlar olarak ele alındığı bir yöntemle yapılan çalışma sosyal ilişkileri zayıf olarak nitelendirilen bireylerin koroner kalp hastalığına yakalanma risklerinin %29, felç geçirme risklerinin %32 artmış olduğunu gösterdi. Teşhis edilmiş koroner hastalığı olanlarda sosyal iletişimler zayıfladıkça hastalığın daha ağır seyrettiğini bildiren önceki çalışmalara ek olarak, ilk kez yeni koroner hastalığa yakalanma ve felç geçirme olasılıkları değerlendirilmişti ve sonuçlar çarpıcıydı.   

Geçen aylarda Avustralyalı bilim adamların yayınladıkları çalışmada bu kez yaşlılar büyüteç altına alınmıştı. Yaşları 70 ve üzerinde olan 12 bine yakın, koroner kalp hastalığı bulunmayan bireyler beş yıl süreyle takip edildiler. Anket sorularıyla belirlenen “sosyal izolasyon”, toplumsal aktivitelere ayda bir defadan daha seyrek katılma ve bir akraba ya da yakın arkadaşla bir ayda dört defadan az iletişim kuruyor olma olarak tanımlandı. Kişinin özel konuları konuşabileceği ya da gerektiğinde yardıma çağırabileceği en az dört akraba ya da yakın arkadaşı olması “sosyal destek” anlamına geliyordu. Bir sübjektif duygu olan “yalnızlık” için ise ara sıra (haftada 3–5 gün) ya da sürekli (her gün) yalnız hissetme tanımlamaları yapıldı.   

Sosyal izolasyon, sosyal desteğin zayıf oluşu ve yalnızlık hissi kişinin toplam sosyal sağlığını belirleyen üç unsur olarak ayrı ayrı analiz edildi. Başlangıçta kalp & damar hastalığı ya da demans tanıları olmayan yaşlıların beş yıllık takibinde, kalp krizleri ve felçlerin dâhil olduğu yeni kalp & damar hastalığı gelişme olasılığı %42, kalp & damar hastalığı sonucunda ölüm riski iki kat artmış bulundu. Sigara içenlerde, büyük şehirlerden birisinde yaşayanlarda, yaş aralığı 70–75 olanlarda bu durum daha belirgindi. Tek başına yalnızlık hissinden ziyade riski arttıran ikili objektif olarak saptanmış sosyal izolasyon ve sosyal desteğin zayıf oluşuydu. Başka bir deyişle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla yeterince iletişim kurabilmiş, onlarla dertleşebilen, gerektiğinde onları yardıma çağırabileceğini bilen yaşlılar yalnızlık hissine kapılıyor olsalar da artmış kalp & damar hastalığı ya da felç riski taşıyor görünmüyorlardı.  

Daha genç çalışma grupları üzerinde yapılan araştırmaların vardıkları sonuçların aksine büyük şehir merkezlerinde yaşayan Avustralyalı yaşlıların kırsal kesimde ya da düşük sosyoekonomik düzeyli yörelerde yaşayanlara kıyasla sosyal olarak daha izole olduklarını, bu grupta kalp & damar hastalığına yakalanma riskinin iki kat artıyor oluşu sürpriz bir bulgu. Öyle anlaşılıyor ki kalabalık kent merkezlerinde sosyal sağlığı yitirebilecek ölçüde tek başına, artmış kalp & damar hastalığı riskine maruz kalmak yaşlılara özgü bir durum. Emeklilik, ekonomik zorluklar, beden ve zihin sağlığının bozulması, başkalarına muhtaç hale gelme (örneğin artık araba kullanamama), hayat arkadaşının ya da yakın dostların kaybı gibi etmenler ileri yaşlarda sosyal sağlığın bozulmasına katkıda bulunuyorlar.

Sosyal sağlığın yukarıda tanımlanan unsurları kalp & damar hastalığı için günümüzde kullanılan risk belirleme modellerine dâhil değiller; ancak gelecekte, konuyla ilgili bilimsel araştırmalar arttıkça biyolojik risk faktörlerinin yanına ekleneceklerini tahmin etmek güç değil. Başka bir deyişle, koruyucu kalp & damar sağlığı uygulamalarının kolesterolü, tansiyonu düşürmek, şeker hastalığını tedavi etmek, sigara alışkanlığına son vermek, zayıflamak, egzersiz yapmak gibi kanıtlanmış yaklaşımlarla sınırlı kalmayacağını öngörmemiz mümkün.     

KAYNAKLAR 

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Sa%C4%9Fl%C4%B1k 

• Freak-Poli R., ve ark.: Social isolation, social support and loneliness as predictors of cardiovascular disease incidence and mortality. BMC Geriatrics 2021; 21.711  

• Valtorta NK., ve ark.: Loneliness and social isolation as risk factors for coronary heart disease and stroke: systematic review and meta-analysis of longitudinal observational studies. Heart 2016;102:1009–16