Yalandan hayatlar...

Yalandan hayatlar...

23 Temmuz 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Yalan hayalle gerçek arasındaki boşlukta gezinir. Bazen hayal denilen de hayal değildir zaten. Bir oyalanmayı sürdürmek için başvurulan boş bir söyleme dönüşür. Bu yüzden de insanın kendini aldatması başkalarını aldatmaktan daha dramatiktir kanımca. 

İnsanlar olmak istedikleri durum ve gerçek arasında arzu etmedikleri veya katlanamadıkları farklar gördüklerinde yalana başvuruyorlar. Fakat yalanın kronik hale gelmesi hem birey hem de toplumlar için büyük tahribat yaratıyor.  

Dünya üzerinde yalan söylememiş insan yoktur sanırım. Fakat yetişme koşulları ve ağırlaşan şartlar kimi insanları daha fazla yalana sürüklüyor. İlginç olansa kültürel farkların da bunda etkili olması. Yapılan anketlere göre ülke bazında yalan söyleme eğilimleri değişkenlik gösteriyor. 

Aslında yalansız dünya yok. Hatta dinler bile kimi durumlarda yalan söylenebileceğini öngörmüş. Örneğin İslam dinine göre karı kocanın arasını düzeltmek için ve savaşta insanların arasını bulmak için yalan söylemek günah sayılmıyor. Yine de genel olarak kutsal kitapların yalanı en büyük günahlardan biri olarak gördüğünü söylemek gerekiyor. Çünkü doğruluğu insan ahlakının temel taşlarından biri olarak ele alıyor dinler. 

Peki insanlar ne zaman ve hangi durumlarda yalan söylüyor? 

İnsanların, özellikle de çocukların en çok yalan söyleme nedeni cezalandırılmaktan korkmaları. Bir diğer neden ise başka türlü kolayca elde edemeyecekleri bir konum veya ödülü elde etme isteği. Yine diğer yalan söyleme nedenleri olarak başkalarının takdirini kazanma, kendini fiziksel bir tehditten koruma, aşağılanmaktan kaçınma, istenmeyen bir sosyal durumdan çıkma sayılabilir. Listeyi uzatmak mümkün. 

Gündeme getirmek istediğim bir konu esas olarak acaba ülke bazında kültürel, ekonomik ve sosyolojik koşullar insanların daha fazla yalan söylemelerine neden oluyor mu? Yalanın artması toplumlar ve insanlar açısından nelere mal oluyor? 

İngiltere’de bulunan East Anglia Üniversitesi tarafından yapılmış ilginç bir test var. Buna göre katılımcılardan internette cevap aramayacaklarına söz vererek bir müzik testini tamamlamaları istenmiş. Katılımcılara yüksek puanlar için para kazanacakları da vaat edilmiş. Ancak üç soruyu yanıtlamak neredeyse imkansızmış. İmkansız soruların birden fazlasını doğru yapmak, katılımcının yalancı olarak etiketlenmesine neden olmuş. 

Bu teste göre en çok yalan söylenen ülkeler sırasıyla, Türkiye, Çin, Hindistan, Portekiz, Brezilya, Rusya, Arjantin ve Yunanistan gibi ülkeler. 

Tabii bu testin ne kadar güvenilir olduğunu bilmiyorum. Ama ülkeleri düşününce aklıma şöyle bir soru geliyor: Acaba sosyal baskının fazla olduğu ve insanlara sürekli idealize konumlar telkin edildiği ülkelerde bu daha mı fazla? Ya da fırsat eşitliği, açıklık, özgürlük sunamayan toplumlarda daha fazla mı yalan söyleniyor? Yoruma açık. 

Bana kalırsa yanlış çocuk yetiştiriliyor. Anne babalar çocukları ile yeterince vakit geçirmiyor ve onların fikirlerine önem vermiyor. Sürekli başkaları örnek gösteriliyor ve beklentiler yüksek tutuluyor. Ebeveynler kendi yaşamıyla örnek olamıyor. Bir yalan sarmalı sürüp gidiyor. Günden güne derinleşiyor, normalleşiyor.  

İkinci konu sosyal ve toplumsal ortamla ilgili. Türkiye’de dikkatimi çeken yalan söyleme ve yalanda yaşama konusu insanların belli bir konumu elde etmek için kendilerini farklı göstermeleri ve bundan da sonuç alabilmelerinden kaynaklıyor. İnsanların kendini keşfedebilmesi, istedikleri gibi yaşama olanaklarına sahip olması ve fırsat eşitliği bu konular açısından önem taşıyor kanımca. 

Fakat yine de daha dramatik olan konu, bir takım durumları idare etmek için başkalarına doğruyu söylememek yanında insanın kendi kendini aldatması. İnsanın bir takım amaçlar ve hayaller belirleyip, bu konuda ciddi adımlar atmaması, erteleyip durması. Ayrıca başkalarına doğru söylememekle durumu idare ettiğini düşünürken kendi içinde yaşadığı tahribat ve öz saygı kaybı önem taşıyor. 

Araştırmalara göre yalan insanlar arasındaki mesafeyi artırıyor ve zamanla ilişkileri de öldürmeye başlıyor. Bu yüzden de yalansız bir dünya insanın kendine saygısının ve mutluluğun kapısını açan bir anahtar. 

Bence insanın en büyük direnişi gerçeğe sadık kalmasıdır.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın