Yabancı dil öğrenmenin zorlukları

Yabancı dil öğrenmenin zorlukları

3 Temmuz 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Orta öğretimde yabancı dil dersleri 1924'te zorunlu hale getirildi fakat bu konu eğitim politikalarında her zaman sancılı başlıklarından biri oldu. Devlet, 1940'lı yıllardan itibaren büyümeye başlayan yabancı dil talebini, birkaç seçkin okul dışında önemsemek ve karşılamaktan uzaktı. 

Bu ülkede gençlerin yabancı dil bilmesi, bu yoldan bilgiye erişim sağlaması, başka ülkelerden arkadaşlar edinmesi gereksiz hatta sakıncalı görülüyor gibiydi. Zaten yabancı dilini geliştirmeye çalışan gençler bugün de devlet olanaklarından umudunu kesmiş durumda. Bir takım dil kursları, çevrim içi uygulamalar veya özel dersler yardımıyla boşluğu kendileri doldurmaya çalışıyor. 

Bazı hükümetlerin birçok alanda olduğu gibi yabancı dil eğitimini de siyasallaştırmaktan çekinmediğini gözlemliyoruz. Bunun bir sonucu olarak yabancı dil deyince, diğer diller önemsizmiş gibi akıllara öncelikle Arapça gelebiliyor. Neden olmasın, dileyen elbette Arapça öğrenebilir.  

Ancak karşılaştırmalı olarak Arapça, dünyada en az bilimsel bildirinin yayınlandığı dillerden biriyken, makalelerin büyük çoğunluğu İngilizce olarak yayınlanmakta. Sevsek de sevmesek de İngilizce şu anda dünyadaki en geçerli dildir. 

Milli Eğitim Bakanı "2023 Eğitim Vizyonu"na ilişkin yaptığı açıklamada (29.06.20), "Ülkemizdeki yabancı dil eğitimi problemini nihayetlendirmek istiyoruz" demiş. Duyan da yabancı dil eğitimini 20 yıldır başka bir parti hükümeti yönetiyordu sanacak. Birazcık geç kalınmadı mı sayın bakanım? Her neyse, yeni yol haritasında bu konunun gerçekten öncelikli olmasını umalım. 

Elon Musk'ın şirketi Neuralink, özel mikroçipler yardımıyla motor işlevini yitirmiş organlarda sinir-duyusal etkinliğin geri kazanılabileceğini savunuyor. Şirket, beyne yerleştirilen bu çiplerle nöronlara müdahale etmek ve yapay zeka ile insan zekasını genişletmek istiyor. Musk, mikroçip olayını daha da ileri götürmeyi, yabancı dil öğreniminin önündeki engelleri aşmaya yönelik teknolojiler geliştirmeyi amaçlıyor. 

Dil öğrenme sürecinde politik ya da ideolojik zorlukların yanı sıra bir de şu kişisel zorluklar karşımıza çıkabilir: 

Öz güven eksikliği  

Başkalarının hakkımızda ne düşündüğü konusundaki kaygıların, öz güven eksikliğinin ana kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Mahcup olma korkusu, dil öğrenmenin heyecanını söndürür. Öz güveni yeniden kurabilmek için okullarda dayatılan ezberci yöntemleri bir kenara bırakarak, hem biz dilin içine akmalıyız hem de dilin içimize akmasına izin vermeliyiz. Bebeklerin öz güven sorunu olmadan nasıl dil öğrendiğini anımsayalım. Esasen dil öğretilmez, öğrenilir. 

Hata yapma korkusu 

Birçoğumuzun ortak sorunu olan hata yapma korkusu aslında kolay yönetilebilir bir durumdur. Konuşulanların bir kısmını kaçırmak, sözcükleri karıştırmak veya doğru telaffuz edememek gayet doğaldır. Mükemmel olmaya çalışmak yerine birbirini anlamaya odaklanmak bu zorluğu büyük ölçüde ortadan kaldırır. Ana babalar hangi dili konuşursa konuşsun, yanlış konuşmaktan korkmadıkları için çocuklar dilleri kolay öğrenir. 

Dili kullanamama 

Kullanılmayan dil ilk fırsatta bellekten silinir. "Harcanan emekler boşa gitmemeli" diyorsak düzenli olarak pratik yapılmalıdır. Dili hayatın içine entegre etmeli ve olanak buldukça deneyime dönüştürmeliyiz. Alıştırma, geliştirmenin en etkili yoludur. Benjamin Franklin'in şöyle dediği söylenir: "Anlattıklarınızı kolay unutabilirim ancak öğrenme sürecine aktif olarak katılırsam unutmam".  

Programsızlık 

Ulaşılabilir, zorlayıcı ama net hedefler belirlemek motive edicidir. Örneğin, "İngilizce öğrenmek istiyorum" yerine, "Her gün 30 dakikalık çalışmayla altı ayda İngilizce konuşmayı hedefliyorum" diyebiliriz. Gerçekten de bir hafta sonu beş saat çalışmaktansa, her gün 30 dakikalık seanslar çok daha verimlidir. Disiplinli ama esnek bir programla bunu başarabiliriz. Dilbilgisi kuralları sanıldığı kadar önemli değildir. Programda öncelik gramer değil, pratik yapmak olmalı. En sık kullanılan 25 sıfat, 100 fiil ve şahıs zamirleri ile bağlaçları öğrenmek işimizi önemli ölçüde hızlandıracaktır.  

Motivasyon eksikliği 

Motivasyonun çeşitli nedenlerle azalması hepimizin başına gelebilir. Şunu bilmeliyiz ki, motivasyon ya da duygusal istek eksikliği devam ederse dil öğrenilmez. Umutsuzluğa kapılmadan hemen bir mola vererek programımızı esnetebiliriz. Olağan rutin dışında bir şeyler deneyebiliriz. Sonra dil bilmenin sağlayacağı avantajları aklımızda tutarak küçük adımlarla programa geri dönebiliriz. Örneğin dil bilmenin sunduğu yurt dışı kariyer fırsatları birçok genç için oldukça motive edici olabilir.  

Vizyon eksikliği 

Gerek ülke gerekse bireysel bazda "vasatla yetinme ısrarı", ciddi bir öngörü eksikliğidir. Kişisel gelişim amacı bulunmayan, kitap okumayan ve sanatla ilgilenmeyen kişi yabancı dil için de çaba harcamıyor. Onlar zaten Musk'ın çipini bekliyor. 

Beyne bir mikroçip takmak ya da hap yutmak gibi fantastik yöntemlerle "şimdilik" yabancı dil öğrenilemiyor. Gelecekte ne olur bilemeyiz. Belki de çeviri programı yüklü bir çip çene arkasına implant edilir. Biz yine de gerçekçi olalım; dil öğrenmenin hâlâ en etkin yolu yüksek motivasyonla, severek, bol alıştırma yaparak ve programlı şekilde çalışmaktır.