Vicdan... Vicdan... Vicdan...

Vicdan... Vicdan... Vicdan...

15 Aralık 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Son günlerde yaşananlara baktığımda Türkiye dahil dünyanın birçok yerinde vicdan kavramının toplumsal yaşamın içinde kullanılmadığını, yaşamın hiçbir boyutunda vicdanın kalmadığını görüyorum. 

Belki de sadece günümüzde değil, her çağda böylesi vicdansızlıklar olmuştur. Bu yazıyı yazmamdaki en önemli sebep Akit gazetesinin Garibe Gezer için ”Cezaevinde beslenen bir terörist daha öldü” başlığını kullandığı haberdir. Bir gazeteci olarak Akit gazetesinin Türkiye'de nefret söylemine en fazla rastlanan ulusal gazete olduğunu söyleyebilirim. Gezer haberinden dolayı Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak`a, ”Bu haberle ilgili vicdanınız hiç mi sızlamıyor” diye tweet attım. Cevap çıkmadı, muhatap almadı, olsun... Gezer hayatta iken zülm eden bağnaz düşünce öldükten sonra da ölüsüne saygı göstermeyen zihniyetin Peygamber'in, ”Ölünün cesedine verilen eziyet, canlıyken verilmiş gibidir” hadisini ciddiye almadığı aşikar. İşin en can alıcı tarafı oy kaygısı taşıyan hiçbir belediyenin cenaze için bir cenaze aracı vermemesi. Yazıklar olsun. Vicdan vicdan ,vicdan…

Şunu da ifade etmek isterim, Gezer tutuklu bulunduğu cezaevinde işkence gördüğünü ve infaz koruma memurlarının cinsel saldırısına maruz kaldığını belirterek suç duyurusunda bulunmuş. Gezer'in ölümünün şüpheli olduğunu söyleyen avukatları ve yakınları cenazeyi almaya gittikleri Adli Tıp Kurumunda polis saldırısına uğramış. Vicdan, vicdan, vicdan…Ne diyeyim, dünyanın birçok yerinde insanlar bir şekilde acıları yaşıyor. Dahası öyle şeyler yaşanıyor ki; bununla da kalsa iyi, örneğin aynı gün kadınlar ölüyor...  Birçok yerde cinayetler, özellikle aile içi cinayetler, beraberinde gelen intihar vakaları, kediyi, köpeği sopayla döverek öldürenler, insanları tekme tokat dövenler... Kimisi bombalarla, kimisi yangınlarla, kimisi göçüklerle, kimisi depremlerle, kimisi kurşunlarla, kimisi iple darağacında, kimisi işkenceyle ölüyor. Hep birileri sevgiyi, erdemi, güzelliği, aşkı, sevinci, huzuru, adaleti, dürüstlüğü, doğmamış çocukları, vicdanları öldürdü... Nerede sizin insanlığınız, nerede sizin vicdanınız ey insan… Vicdan, vicdan, vicdan… 

Ne diyordu  sevgili Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar adlı kitabında, "Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, `Yahu insanlık öldü mü?` diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, `İnsanlık öldü mü?` ya da `İnsanlık ölür mü` biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmış olsalar da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat, insanlık âleminin bu büyük kaybı, birçok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir âlemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır..."

Oğuz Atay'ın "insanlık" dediği benimse "vicdan" anladığım bir yazı. İnsanlık demek vicdan demek. İnsan demek ise acımasız, sadist, duygusuz ve en gelişmiş canlı sayılan yaratık demek.

Gerçekten de insani vicdan öldü de cenazesini kaldıracak kimseler mi yok. Peki bu neyin sonucu diye sorarsanız, tabii ki çıkarların ön planda olduğu bir dünyada sonuçta bu olsa gerek. Yalan mı söylüyorum? 

Korku, şiddet, sokaklarda tecavüz, depresyon, melankoli, yorgunluk, umutsuzluk hisleri zihinde, öfke zirvede, hoş görme umutsuz vaka. Müsamaha, tolerans varsa ezen ezilen dorukta. Öz güven ve güven birbirine düşmüş. Güven, dostluk duygusu tatile çıkmış. Kirli düşünceler içinde kaybolmuş, ruhunda çelişkiler ile yaşayan insan. Aşk, sevgi, sempati sizlere ömür. Sabır, ahlak, etik hiç kalmamış. Anlayış bitkin, yorgun. Mutluluk  güçsüz, yılgın yeis durumda . Güler yüzün, tebessümün esenliği, sağlığı bozuk, hasta . İnsani değerler  yok olup öldükten sonra nerede nasıl yaşadığımızın ne önemi var ki? 

Eskiden "elini vicdanına koy derlerdi" de vicdanın bir organ gibi bir yerlerde olduğunu sanırdım. Siz söyleyin nereye koyayım elimi ya da nereye koyalım elimizi? İnsanı insan yapan en önemli duygu şüpheniz vicdan...  

İşte  ortaya çıkan sonuç: Vicdanın temel iki unsuru olan akıl ve duygu yoksa dünyanın hiçbir yerinde vicdan olgusundan bahsetmek imkansızdır. Her ne kadar vicdanı "iç ses" olarak ifade etsek de bizi kollayan, faydalı, hayata motive eden, öz benliğimizde var olan psikolojik devrimci bir güçtür aslında vicdan. Kısacası insanın vicdanı duygusu, kişinin duygusal olarak verdiği tepkiler, iyilikler karşısında sevinme, beğenme, hoşlanma, mutluluk duyma; kötülükler, olumsuzluklar karşısında ise üzülme ve nefret etmeye yönelik duygularıyla verdiği duygusal tepkilerin hepsidir. Düşünce akılda, duygu ise vicdanda ortaya çıkmaktadır. Vicdanı oluşturan düşünce, duygu ve davranış boyutlarının tümünü nesnel dünyadan alınan mesajları verilen pozitif tepkilerin dilidir 

İçinde yaşadığımız insani krizlerin temel sebebi belki de yüreklerimizdeki merhamet eksikliğidir. Yani vicdan! İnsanlar dış dünyada toplum içerisinde nasıl kurallar birliğine bağlı ise, iç dünyasında da ve yüreğinde, beyninde bir mahkemeye tabidir. Vicdanın herhangi bir sınırının çizilmesi mümkün değildir. Çünkü vicdanın anlaşılması, yüreğe, bedene ve beyne indirgenmesi, insanlarca algılanışındaki farklılıklar nedeniyle net olmayan bir kavramdır. 

Son olarak ne mutlu, ne mutlu bu hayattan hiç kimseye acılar yaşatmadan çekip gidene. Virginia Woolf 'un dediği gibi, ”Ne hoş bir güzelliği vardır; hafif adımlarla, dünyadan gülümseyerek geçenlerin, kimseye bir kötülüğü dokunmadan yaşayanların, onurlu bir yaşamı seçenlerin."