Vicdan mı kural mı?

Vicdan mı kural mı?

29 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Kişi belli bir konuda ne şekilde hareket edeceğine karar verirken, biri kural öteki de içsesi (ya da vicdanı) olmak üzere iki temel itkiye bağlı olarak hareket eder. 

O konuda, özellikle de zorlayıcı bir yaptırımla desteklenmiş bir kural mevcutsa kişi öncelikle bunu dikkate alacak, böyle bir kuralın mevcut olmaması durumunda ise vicdanının söylediği şekilde davranacaktır.  

Uzun ve zorlu bir süreç olan sanayileşme aşamalarından geçmiş ve dolayısıyla da büyük ölçüde kentlileşmiş olan toplumlar, sosyal düzeni sağlayabilmek adına hemen her konuda kurallar koymuşlar ve bununla da kalmayarak, kurallara uyulup uyulmadığını denetleyen, ihlaller karşısında çeşitli yaptırımlar ve zorlayıcı uygulamalarla söz konusu kurallara uyulmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirmişlerdir. 

Onun içindir ki; kentlileşmiş ve kurallı bir yapıya bürünmüş söz konusu toplumlarda, kurallara uyup uymama bireylerin vicdanına bırakılmamış, aksine kurallar denetlenen ve yaptırımı bulunan davranış biçimleri olarak uyulması zorunlu birer norm halini almışlardır. 

Kurala uymanın seçimlik olmadığı, objektif zorunluluk olduğu ve kuralların sistematikleşerek bir yaşam biçimine dönüştüğü toplumlarda kişiler de sosyalleştikçe kuralları içselleştirecekleri için uygun davranışları adeta otomatik olarak sergileyeceklerdir.

Öte yandan; sanayileşme ve kentlileşme süreçlerini tam anlamıyla yaşamamış, yarım yamalak bir sanayileşme, eksik ve çarpık bir kentleşmeyle ilerlemeye çalışan bizim gibi toplumlarda sosyal kurallar konulmuş olsa bile, uyulup uyulmadıkları etkin bir biçimde denetlenmediği, bireyler etkili yaptırımlarla kurallara uymaya yeterince zorlanmadığı içindir ki, kurallar bireyler tarafından yeterince içselleştirilememiş ve yaşam pratikleri haline dönüştürülememiştir.

Kurala uyup uymamanın büyük ölçüde bireyin vicdanına bırakıldığı söz konusu toplumlarda kişi, doğal olarak kuralları yeterince ciddiye almamakta hatta kimi durumlarda kendi kuralını bizzat kendi koymakta, kuralına uygun hareket etmiş olmak bir lütuf ya da erdemli bir davranış olarak algılanabilmektedir.

Bunun içindir ki; kuralsızlığın esas, kurala kendiliğinden uygun davranmanın istisna olduğu toplumlarda, yaya geçidinde bekleyen bir yayaya çoğu sürücü yol vermezken vicdan sahibi bir ya da birkaç sürücü yol verecek, park yeri sorununun olduğu bir yerde çoğunluk kaldırıma park ederken vicdanının sesini dinleyen azınlık etmeyecek ya da çoğu kişi hiç umursamadan engellilere ayrılmış olan yere park ederken, iç sesini dinleyen ve öz saygısı olan az sayıda insan aracını oraya bırakmayacaktır. 

Ortak mekanlardaki yaşantımızı zaman zaman kaosa çeviren kuralsızlığı alt edebilmemiz için kurala uymanın vicdanımıza bırakılmadığı, uyulması zorunlu normlar olarak kabul edildiği bir sosyal yapıyı oturtabilmek için çabalamamız elzem görünmekte.