Varlığım varlığıma armağan olsun!

Varlığım varlığıma armağan olsun!

29 Eylül 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

"Düşünüyorum, o halde varım..." Rene Decartes öyle diyor ama bu kadar basit olmamalı insan varlığını delillendirmek... 

Varoluş, insan ve insana ait problemler her daim hem felsefi hem de bilimsel çalışmaların konusu olmuş. Varlık, insan bilincinin dışında, bireyden bağımsız olabileceği gibi bilincinin içinde, ona bağımlı da bulunabilir. Varlık, gerçekliğini nesnelerden, olaylardan, kişilerden alan şeydir; uzayda yer kaplar; zaman içinde değişir ya da yok olur. Bu varoluş insan bilincine aykırı, anlamsız olduğu için insan ilk günden bu yana kendisinin ve dünyanın var oluşunu anlamaya çalışmıştır. 

Platon’a göre varlığın temelinde düşünceler vardır. Bu dünyadaki varlıklar aslında ideaların zihindeki düşüncelerin birer kopyası niteliğindedir. Varlığı insan zihninden bağımsız olarak kabul etmek realist bir düşüncedir. Yine bu varlığın idea cinsinden olduğunu kabul etmek de idealist bir düşüncededir. Dikkat edersek Platon varlık anlayışını idealar kuramıyla açıklamıştır. 

Aristoteles`e göre tüm varlıklar iki öğeden oluşur; madde ve form (idea). Örneğin; insanın maddesi beden, formu ruhtur. Gerçekte varlığı ifade eden ruhtur. Varlık ve düşüncenin aslında eş değer olduğunu ve ancak gerçek varlığa düşünce yoluyla ulaşılabileceğini dile getirir. 

Ben dahil birçok insan niceliksel yönden varlığını sorgulamıştır. Hegel'de asıl ve gerçek varlık, insan zihninden bağımsız var olan mutlak akıldır (Geist). Bu mutlak akıl, evrensel ve manevi bir varlıktır. Var olan her şey tek bir gerçeklikten oluşur. Hegel burada varlığı niceliksel olarak monist (tekçi) görür. 

Descartes ise dualist (ikicilik) dediğimiz materyalizm ve idealizmin bir araya gelmesiyle varlığın oluştuğunu ifade eder. Madde beden ve ruh, yaratan ile yaratılan, beden ile varlık birbirine indirgenemeyen iki ayrı varlıktan oluşur. Varlığın temelinde ruh ve beden vardır. 

Benim düşünceme göre belki de insanı diğer canlı türlerinden farklı kılan, onun var olan doğa üzerine ikinci bir doğa yaratması çabasıdır. Günümüzde hem insan hem de diğer canlı türleri için ikincil doğayı inşa etmesi ile birlikte ontolojik kopuş süreci başlamaktadır. İşte burada insan doğanın doğallığının yanında, sonra ona zıt ve onu yok eden bir üretilmiş yeni bir doğa kurmak için kolları sıvamıştır. İnsan yapay yeni bir doğa kurmaktadır. Doğa ile ontolojik bağlarını gevşeten, azaltan insan; kendi dışındaki doğayı kavramakta, anlamakta, tanımakta zorlanmaktadır. Günümüz toplum bilimlerinde  bir kültürün, topluluğun ya da toplumun kendine özgü niteliği vardır. Bunu gerçekleştirebilmesi için insan ruhu ile doğayı anlamlıdır. Ya da doğa gerçeği ile evreni anlamak yolunda doğayla samimi bir ilişki sürdürmeye ihtiyacı olduğunu bilmelidir. Yani sanki bir doğaya ihtiyacı yokmuş gibi davranıyor insan. Bu da insanın doğa içerisindeki varlığını zorlaştırıyor. 

Bu kadar varlığının ontolojik amacını unutmuş olmasının birçok sebebi vardır. Kendisine yabancılaşmış, baskıcı, çıkarcı, baskın insan kimliği; dinin, felsefenin, bilimin, kültürün, iddiaların, ön yargıların, eğilimlerin insan doğasına yansımasıdır.  

İnsan, öyle kompleks bir varlık ki kendisinin temelde benzersiz olduğu iddiasını öne sürer. Bilim insanları, hayvanların bizim gibi konuşmayıp akıl yürütemediklerini söylerler. Hayvanların bu nedenle bir beyne sahip olmadıklarını söyleseler de inanın gerçek böyle değil. Hayvanlardaki beyin kompleksi, kavranamayan, anlaşılamayan, çözümü güç olan, birçok öğeden oluşan zeka formları bulunur. Bizim en büyük yanılgımızda belki hayvanların da insanların beyinsel, dil ve zeka kriterlerine uymalarını beklemek. İnsan nedense hiç kendisinin tek olduğu fikrine kapılıyor. Hayvanların da insanların sahip olmadığı bazı özelliklere sahip olduğunu unutuyor. Biz insani olan özelliklerimizi hayvanlara, diğer canlılara göre üstünlük olarak görüyorsak ,hayvanların da diğer canlılara, insana göre gerçekten üstünlükleri vardır. Mesela hayvanlar insanlara göre daha fazla altruist (diğerkâmlık) değil, mutlu olmak için başka canlılara zarar vermez. Hayvanlar insanlar gibi bilinçli, organize şiddet, sistematik zulüm, işkence, kitlesel kıyımlar, savaşlar yapmaz. İnsanın diğer canlılara göre bilinçli kültür, sanat, teknoloji, ahlak üreten olması belki de onu farklı kılan en önemli yanıdır. 

İnsanın varoluşuyla doğada bulunan canlıların, nesnelerin varlık türü ile insan arasındaki ilişkiyi belirleyicidir. Kendi öz iradesi ve bilinci olan insanların, irade ve bilinçten yoksun nesneler dünyasına fırlatılmış insan.

İnsan verdiği mücadeleyi, sorguladığı hayatı anlayabildiği sürece var oluşunu anlayabilir. Bu varoluşçuluk insanın evrendeki yerini, var olmanın niteliklerini, varlığın etki ve tepkilerini soruşturur Varoluşçu görüşe göre insan hiçbir neden yokken bu dünyaya özsüz bir şekilde fırlatılmıştır ve yine nedensiz bir şekilde ölecektir.. Ne diyor şair: "Ne aradıysam bil ki sende bulmuşum, senden öncesi yoktu seninle var olmuşum, sende bütün özlemler, sende bütün gelecek, beni bende arama, ben artık sen olmuşum..." 

Gördüğün kadar vardım, baktığın yerde. Dinleyebildiğin kadar konuştum aslında. Anlayabildiğin kadar anlattım her şeyi. Şimdi susabildiğim kadar susuyorum. Görmedim, duymadım ve bilmiyorum. Bir yalan oldu var olan, her şey sonsuzluğun ve hiçliğin arasındaki bir varlık olacaktır.