Uyuyan duyarlılık

Uyuyan duyarlılık

16 Haziran 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsan, ömür denilen bu kısa zaman diliminde toplum içinde kendini var eden, hayatı anlama konusunda duyarsızlaşmış bir birey olarak yaşamını sürdürmektedir. 

İşte böylesi insanlarla beraber yaşıyoruz... Öyle vurdumduymaz bir toplum haline geldik ki! Neyi bilip bilmediğini bilmeyen, doğru düşünmenin ne olduğunu anlamayan, sorumluluk almanın külfet olduğunu düşünen insanlarla günübirlik yaşıyoruz. Stefan Zweig'ın dediği gibi, insanların çoğunun muhakeme gücü körleşmiştir. Kendilerine doğrudan dokunmayan, sivri ucu ısrarla sert bir şekilde duyularına kadar nüfuz etmeyen şey, onları neredeyse hiç harekete geçirmez; ancak gözlerinin önünde cereyan eden, duygularına dokunacak en ufak şey bile içlerinde ölçüsüz bir tutkuyu ateşler. İşte o zaman duyarsızlıklarının yerini gereksiz ve aşırı öfke alır.

Gerçekten de bu kişiler olaylara karşı kendi duygularını anlamlandıramadıkları gibi, başkalarının duygularını anlamakta da zorluk çektiklerinden olsa gerek, toplumsal ve kişiler arası ilişkilerde yetersiz kalırlar. Bu hayatta yaşanan insan yapısı kötülüklerimiz, ben merkezcilikten kaynaklanan hırsımızın ve saldırganlığımızın sonucu olmuştur. Bu nedenle yaşanan kötülüklerin tek çaresi ben merkezciliğin giderilmesinde bulunur. Toplumsal sorunlara ilgisiz kalan, kayıtsız görünen, tavır almayanlar, duyarsız, vurdumduymaz, kimliksiz insanlar... İnsanı insan yapan en temel özelliklerinden biri olaylara, toplumsal sorunlara tepki vermesidir. Bugün içinde yaşadığınız dünyada her türlü problemin canlılara, doğaya yapılan zararların haddi hududunu aşan birbirini sevmeyen, saygı sevgi göstermeyen, adalet duygusu olmayan, bireysel hırsları ayyuka çıkmış insanların birbirlerine entrikalar yapan, birbirinden nefret eden, sevmeyen toplumlar, insanlar halinde yaşamaktayız.  

Artık modern dediğimiz duygusuz teknokratların yönettiği yeni dünya insanı sistemin kölesi yapmış, bilinçsizleştirmiş, kayıtsızlaştırmış, duyarsızlaştırmış ve kolay manipüle edilen insan tipi yaratmış. 

Peki neden insanlar bu kadar duygusuzlaştı, duyarsızlaştı? Bu durumun birçok sebebi var. Günümüzde yaşanan bütün sorunlara baktığımızda, insanlar kendilerinin dışında akıp gittiğine inandıkları acılara, olaylara, felaketlere, kadına yönelik güç kullanımı, cinsel sömürü, tecavüz, yaşlı istismarı gibi olaylara bir etki edemeyecekleri düşüncesiyle kayıtsızlık içinde oldukları için vurdumduymazlaşıyor gibime geliyor. Artık aynı olaylar o kadar sık tekrarlanıyor ki bu tür görüntülerin sıklığı nedeniyle insanlar acıyı normalleştirme yoluna gitmek zorunda kalıyor. Yani burada insanlara verilmek istenen kendilerinden başkalarını düşünmenin zaman kaybı olduğu, düşünseler de ellerinden bir şey gelmeyeceği algısı. Sonuç olarak duyu organlarımızın karşılaştığı ve bir süre maruz kaldığı bir dış uyarana, ilk anda tepki vermesine rağmen bir süre sonra hissizleşmesi durumu. 

İnsan bir birey olduğu gibi toplumu oluşturan bir yapının en önemli yapı taşıdır. Bazı bireyler kendilerini toplumdan soyutluyorlar. Toplum kabullense bile bir onlar kendilerini topluma ait görmüyor. 

Her türlü bilginin kaynağı olarak duyuları gösteren sensualist (duyumcu) öğretiye göre duyu organlarımızla her şeyin farkına varıyoruz, birçok şeyi duyu organları sayesinde görüyor, kokluyor, duyuyor, tadıyor, dokunuyor, böylece hayatı anlama ve kavrama bilincine varıyoruz. Ama duyarlı bir kişi birey olmak için sadece duyu organlarına ihtiyacımız yok. Ya da duyarlı olmak için ille de tüm duyu organlarımızın iyi çalışıyor olması gerekmez. Duyarlı olabilmek için önce iyi bir yüreğe sahip olmak gerekiyor. Duyarlılık, duyarsızlık doğuştan var olan bir özelliğimiz değil. Sonradan öğrendiğimiz geliştirdiğimiz bir davranışlardır. 

Duyarsız insan kendinden başkasını düşünmez, değer vermez. İncelikten, yoksun olan, insana değer vermeyen, kişilere farklı davranan çıkarcı insan tipidir. İnsanı insan yapan en temel özelliklerinden biri yaşanan olaylara duyarsız kalmamasıdır. 

İnsan olmak aslında çok duyarlı bir varlık olmak demektir. İnsan başkalarının yaşadığı sorunlara duygulu, duyarlı olan, topluma ya da bireyin yaşadığı problemlere sorunlara empati kurabilen kişidir. Bilimsel psikolojideki dil ile empati eksikliğinden kaynaklı bir bencillik anlayışı olan insan duyarsızdır. Kişiyi benciliğe ulaştıran ana sorun egonun yani “ben” in niteliğidir. Kişi benliğini sorguladığı an çevresindekilerin ona yüklediği sorumluluklarla kendi öz cevherinin çatışması problemi ile karşılaşır. Birey egosunun tutsağı olmazsa insan olma özelliklerini yerine getirir. Başkalarının duyduğu mutluluktan mutlu olabiliyorsak dünya iyiye gidiyor demektir. 

Ne diyordu sevgili üstat Aziz Nesin: “Aydın kendi çıkarlarıyla toplumun çıkarlarını eş gören, toplumun demokrasiye kavuşması için kendini borçlu ve sorumlu sayan kimsedir..."