Üstüne para verilen turizm!

Üstüne para verilen turizm!

9 Aralık 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Az sonra, aşağıdaki paragraflarda yazılanları görmeden önce okuyucuların kemerlerini sıkı sıkı bağlamaları; hatta kalp ve damar rahatsızlıkları olanların, yüksek tansiyon hastalarının ya doktor kontrolünde ya da en kötü ihtimalle ilaçlarını taze taze almış olarak okumaya geçmeleri kuvvetle tavsiye edilir…  

Türkiye’de halkın diline pelesenk olmuş binlerce gündelik hayat klişe ifadesinden biri olan “Anlatılan Senin Hikâyendir” sloganı ile bu kısa yazımıza başlayalım. Bakalım bu mütevazı makalemiz de, benzeri milyonları gibi, ‘Bu ülke ne yapmaya çalışıyor?!..’ haklı ve kaçınılmaz sorusuyla bitmeye hak kazanacak mı?!..  

6.5 yıl öncesine kadar her açıdan Ukrayna’ya ait, o zamandan bugüne kadar ise, de facto (fiilen) bağımsız ufak bir devletin başkenti konumunda olan, savaş bölgesi kenti Donetsk’in merkezi sabit pazarında “tezgâhtarlık-satıcılık yapan” kadın bir tanıdığım var. Geçen gün, havadan sudan başlayan yazışmamız sonucu kendisinin, ekim ayı ortalarında Türkiye’ye gezmeye geldiğini tesadüf eseri öğrenmiş oldum. Ne zaman-nasıl-kiminle-ne şekilde, vs. soru zamirleri ile başlayan cümlelerimi art arda sıraladıktan sonra, 90 milyon adına (Türkiye’nin ortalama-gerçek nüfusu) bir yaşıma daha girmiş bulundum.

Efendim, bir arkadaşıyla Rusya’nın Rostov na Donu şehrinde, halen içinde bulunduğumuz lanetli senenin ocak ayında, nisan ayına dönük olarak, sadece İstanbul’u kapsayan 1 haftalık ve her şey dâhil bir tur paketi satın alırlar. Mart ayı sonlarında, laboratuvar yapımlı biyolojik silah virüsün dünyada hızla yayılmaya başlamasıyla sınırların kapatılması turun dondurulması ile sonuçlanır önce. Ardından ortalık nispeten de olsa biraz durulmaya başlayınca mevcut tur paketini, Türkiye’nin güneybatı bölgelerini kapsayan bir başka tur seçeneği ile değiştirirler. Buraya kadar her şey normal değil mi?.. Evet… Yalnız, malum Türk geleneklerinde ‘tatlı’ sona saklanır… 

Efendim çılgın ikili, 16 kişilik Rus tur ekibi ile birlikte güney Rusya’nın en büyük şehrinden yumuşak yumuşak havalandıktan sonra soluğu Attalia’da alırlar (İsmi Bergama Kralı’ndan gelen, ‘üstüne para verilen turizm’ deneme ve yaygınlaştırma bölgesi). Böylelikle Türk konukseverliğini iliklerine kadar hissedecekleri, adeta ‘ilaç gibi gelecek’ turları başlamış olur… Efendim toplam 7 gece-8 gün, Attalia merkez ve Mira gibi çeper bölgeler + Konya + Pamukkale + Kapadokya. Toplam 3 noktada ve sadece 5 yıldızlı otellerde konaklama. Adı geçen şehir ve yöreler arasındaki bütün transfer hizmetleri + gezilen tüm turistik-ören yerlerindeki rehberlik + her gün tam teşekküllü açık büfe kahvaltı ve akşam yemekleri dâhildir bu sevda masalı geziye… Bitti mi, elbette hayır!.. Ne demişler Türkiye’de: ‘Bu sevda bitmez,’… (...Türkiye icadı ‘her şey dâhil turizm’ bölünmez…)

Tüm bunları alana üstüne bir de, Rostov-Attalia gidiş dönüş uçak biletlerini veriyoruz… Diğer bir deyişle, toplam-brüt fiyatını az sonra ilan edeceğimiz turun cömert ikramlarından son kalem de Rostov-Attalia arası gidiş dönüş uçak biletleridir. Söz konusu destinasyonda uçuş süresinin en az iki saati bulduğunu, dahası normal şartlarda THY adlı, suni-fahiş fiyatlarıyla âlemde nam salmış olan firmanın örnek olarak normalde dünyanın parasıyla uçtuğu bir güzergâh olduğunu da anımsatmadan geçmeyelim hani... Kısacası, 80’lerden sonra ülkeyi muhasır zenginlikler seviyesine yükseltecek güzide sektörlerden birisi diye pompalanan bize has bu turizmin bu nadide seyahatinde bir tek öğle yemekleri dâhil değildir (otellerdeki açık büfe kahvaltılarında yenilemeyip, masalarda kalıp da ceplere-çantalara atılıp sokuşturulan sayısız yiyecek ile o sorunu da çözmüş oldular benim işini bilen yabancı turistlerim…).  

Evet artık nefesler tutuldu ve şu ana kadar okuduklarınıza değdi dedirtecek tur fiyatını açıklıyoruz: 370 EURO!!..  Biliyorum ilk kroşe darbeyi yediniz… Ancak aparkat vuruşu öncesi için arzu ederseniz bir de, turun alındığı tarihlerdeki Euro-TL paritesi üzerinden Türk parası cinsinden ederini hesaplayalım cümleten: Ocak ayında Türk lirası aşağı yukarı, moda tabirle, 6.5 ‘bandındadır’. 6.5 x 370 = 2400 TL. (-cik…) Yani ne olmuş oldu; brüt asgari ücretin aşağısı, tüm primleri çıkarttıktan sonra geriye kalan minimum maaşın netinin ise sadece biraz yukarısında bir meblağ… Bu arada, hadi araya bir kaset koyayım da neşeniz yerine gelsin: Bu maceranın kahramanı tanıdığıma tam da, ‘oh ne ala, suyundan da…’ kabilinden sözleri sarf ediyordum ki; otellerin yerlerini/konumlarını çok iyi bulmadığı, konaklama tesislerine yerleştirme organizasyonunun pek iyi olmadığı gibi ‘ufak-tefek’ şikayetlerini de esirgemesin mi benden?!... Hatırlayalım; aynı günlerde, yani ekim ayının ortalarında Türkiye nüfusunun ezici bir çoğunluğu ya evlerine hapsolmuş, şuradan şuraya gidemez durumdaydı ya da Kovid-19 salgınının alıp başını yürüdüğü sanayi-üretim havzaları, hizmet sektörü alanlarında karın tokluğuna günde 10-12 çalışır, evden-işe de balık istifi sığıştığı ‘toplu taşım” araçlarında gider gelir pozisyondaydı…  

Efendim, halen Uludağ gazozunuzu almadınız mı yoksa?... Dünya müzik tarihine altın harflerle geçen 80’lerin Türkiye’sinde, eşliğinde az göbek atmadığınız “Ayılana gazoz, bayılana limon!” parçasını ne çabuk unuttunuz… 

Not: Bu dokunaklı mektubumu burada bitirirken bu sefer de ceketimin ön düğmelerini iliklemek suretiyle şu elim ifadeyle sizleri uğurluyorum: “Dünyada gerçek anlamda milliyetçilik diye bir şey var ise bu sadece, toprağının ve kaynaklarının bir metrekaresini bile karşılıksız kullandırtmayan; tüm servet ve birikiminin değerini bilen ülkeler için geçerlidir…”
 

Etiketler:  Rusya