Umuda kurşun işlemez gülüm!

Umuda kurşun işlemez gülüm!

6 Ocak 2022 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanın tarih sahnesinde var olduğu ilk günden beri yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı kötü olayların sonunda bile bir umut ortaya çıkar. 

Özellikle kendisi dışında gelişen olaylar sonrasında kişinin içindeki umutların yitirilmemesi mavi iris çiçeği (süsen) gibi hep bir umut yeşertir. İnsanın var oluşunu, varlığını tehdit eden olaylar benliğinde doğal olarak hissettiği bir içsel durum olarak kendisini hissettirir. Umut, merak edilen, üzerine düşünülen, anlaşılmaya çalışılan çok boyutlu bir kavramdır. Düşünsenize, neden, niçin doğduğumuzu, hangi sebeple geldiğimizi bilmeden dünyaya geldik. Hayat, insanoğluna verilmiş, kendi isteği dışındaki bir dünyaya gelişi ifade eder. Ama dünyaya gelişimizi, anne babımızı, ırkımızı, cinsiyetimizi seçme şansımız olmayan, başlangıç ve bitiş çizgileri belirsiz bir süreç bu. Rivayete göre Adem ile Havva'nın merakı bizlere çok pahalıya patlar. Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yedikten sonra cennetten kovulma hikâyesinin sonucunda cenneti umut eden biz insanoğlu tekrar oraya dönme umudu ile yaşıyoruz. İnsanı hayatta tutan işte bu umut…  

Mitolojinin sayfalarını karıştırdığımızda "Pandora'nın Kutusu", Antik Yunan efsanelerinde geçen ve içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan sihirli bir kutu. Zeus tarafından asla açmaması söylenerek elinde bir kutuyla dünyaya gönderilen bir kadın olan Pandora kutuyu açar. Kutuyu açması ile içindeki kötülükler, saldırganlık, öfke, kıskançlık, nefret, hoşnutsuzluk, iğrenme, hoşgörüsüzlük, tiksinme, hor görme, kısaca insanlığın bugün yaşadığı olumsuz duygular, her şey evrene, dünyaya yayılır. Sonuç olarak Pandora son anda kutuyu tekrar kapatmayı, umudu kontrol altına almayı başarır. Demek ki "Pandora Kutusu" insanın iç dünyasında umudun kaldığını, yaşamda karşılaşılan güçlüklerle baş etmede, olumsuz koşulları iyileştirmede, hayalleri gerçek kılmada umudun bulunduğunu gösterdiği için çok önemlidir. 

Hikayelerin, masalların ilk cümlesi gibi hayatın ekmeği, suyu, yemeğin tadı tuzu, insanları oyalamak için yaşamın ilk cümlesi gibi bir varmış bir yokmuş sonradan hayatın en son cümlesi oluverir. Her zaman fakirin, ezilenin, garibanın aşağılanın, sınıfsal eşitsizliğe, hakarete uğrayanın durumunu anlamak için felsefe, teoloji, antropoloji, davranışsal ve diğer sosyal bilimlerin ilgi odağı olmuştur umut. 

Tarih boyunca savaşlara, salgın hastalıklara, ekonomik sıkıntılara, doğal afetlere şahit olan insanoğlu, bu olumsuz koşullara karşı çözüm için umuda yönelmiştir. Bugün dünyanın geldiği toplumsal şartlara baktığımızda farklılaşan ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve psikolojik faktörlerin etkisi ile yoksulluk sorunu gün geçtikçe daha karmaşık bir hal almış olmasına rağmen bir umut türküsü halen dilimizde…  

Yaşanılan tüm  olumsuzluklara, salgın hastalıklara, ekonomik sıkıntılara, doğal afetlere, savaşlara, ölümlere, rağmen insanın sahip olduğu tek şey neden umut, hiç düşündünüz mü? Umudun bir duygu veya düşünce biçimi olarak geleceği işaret ettiği görülür. İnsanın motivasyonunu canlı tutar. Umut duygusunun olabilmesi için insan hayatında, doğada, temel problemlerden biri toplumsal bunalım, açmazların, insanları kuşatmış olması gerekiyor. Burada kozalite sebep-sonuç ilişkisi vardır. Umut sebeplerin sonucudur. 

Ben de umutsuz olduğum anlarda şöyle de düşünmüyor değilim: Yoksulluk, insanlar üzerinde ortadan kaldırılması mümkün olmayan kalıcı davranış kalıpları ortaya çıkarmakta, sanki yoksulluk bu insanlara tapulanmış gibi miras olarak çocuklarına da aktarılarak bir süreç ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca bu konunun sadece ekonomik değil; kültürel, hukuksal, siyasal, etnik gibi farklı boyutları da var. Bireysel ve toplumsal olarak refah içinde yaşama arzusunu karşılamak adına umut eden toplumlar umudu hep diri tutmuşlardır. Her yeni gün yeniden bir uyanış, yeni bir umut, yepyeni beklentiler demektir. Güneş insanın yüreğinde doğduğu sürece umut hep olur. Gerçekte umut hayat tecrübesi ile yaşanılarak öğrenilip, günün anın şartları içerisinde geleceğe iyimser bakmayı işaret eder. Bunun sonucunda şu ortaya çıkıyor ki umudumuzu yitirmek istemiyorsak düne, umudumuzu canlı tutmak istiyorsak bugüne, umut ederek yaşamak istiyorsak yarına bakacağız. Tarihin hangi çağında olursa olsun harekete geçirici en büyük güç olmuştur umut. 

Düşünün her yönden yıkıma uğramış insan veya toplumları, onların hayallerini, çaresizliğini aklınıza geldiğinde insanın, toplum ruhunun temel yakıtı olan glikozu, yaşam enerjisi umuttur. Bunun sonucu olarak duygularda, düşüncelerde daha fazla fantezi, düşlemek, imgelemek, istemek, istekleri gerçekleştirmek, yeni yollar bulmak ve vazgeçmemek için açığa çıkmasını sağlayan bir molekül gibi umut insan ruhunun oksijenidir. 

O yüzden insanoğlunun hayatta kalma amacıyla mağara duvarlarına çizdiği resimler, hep bir umudun, beklentinin gelecek kuşaklara mesajı, işareti olmuş. İnsanoğlunun vahşi doğa karşısında verdiği mücadeleyi çizmesi , doğaya üstün gelme arzusunun, umudunun eseridir. Mağara adamları bunu yaparken gelecek nesillere ne kadar güçlü ve ne kadar bilgili olduklarını göstermek için değil, var oluşun umudu resmediyordu. Platon hayatın anlamını sorgulatacak meşhur Mağara alegorisini, adalet, gerçeklik ,güzellik kavramlarını inceleyerek, irdeleyerek ideal bir toplumu umut etmişti. Yaşadığımız bu dünya insana özgü olan umudu öğretir. Güneş her gün yeniden doğuyor. Doğadaki başka hiçbir canlıda umut etme duygusu yoktur, bu sadece insana özgüdür. Yaşadığımız dünya insan bedenini, dahası ruhunu bir şekilde umut edebilmeye uygun tasarlanmıştır. İnsan bu tarihi boyunca birçok olumsuzluğa rağmen çözüm yolu olarak gördüğü umut olgusunu diri tutabilmek için kendince semboller oluşturmuştur. Çok eski zamanlarda birçok kuş, özellikle de kırlangıçlar, yaratıcı ile insanlar arasında haber getirip götüren bir kuşmuş. Kırlangıç, leylek, ebabil, guguk kuşu, kışın sonunda görünür ve baharı müjdeler. Kışın sonunda ve baharın başında açan ilk çiçek olduğu için umudun kardelen saflığın masumiyetin simgesi kelebekler ruhun özgürlüğünü, hafifliğini ve zarafetini birçok toplumda ifade eder. Yahudi soykırımı süresince kelebekler, Yahudi halkı için umudun simgesi olmuş. Martı, güvercin, zeytin dalı her daim barışın özlemini çeken topraklarda umudun sembolü olmuştur. 

Umut dolu yüreklere sahip olduğumuzda mutluluk için anı, şimdiki zamanı, hoşnut olmak için geçmişi, iyimser, umutlu bakabilmek için geleceğimizin ipotek altına alınmasına izin vermeyin. Demek ki olumlu bir duygu olarak umut en çok, sıkıntının ve belirsizliğin olduğu durumlarda kendini gösteriyor. Bilmiyorum gelecek günlerden umutlu muyum? Umut etsem de etmesem de olmayacak ! Pandemi o kadar kolay geçmeyecek, savaşlar, yoksulluk bitmeyecek, özgür, hümanist düşünceler için daha çok mücadele etmek gerekecek.

Ne diyordu üstat Nazım Hikmet; "Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm." Biliyorum gerçek bu ama yaşıyorsak iyiyi umut etmek zorundayız.

Mutlu, sağlıklı, özgür, umutlu günler diliyorum...