Ukrayna’nın yeni savaş tarihi dekonstrüksiyonu

Ukrayna’nın yeni savaş tarihi dekonstrüksiyonu

11 Haziran 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Okay Deprem

Ukrayna’da 2014 yılı başında iktidarın aşırı milliyetçi-Rusofob ve neofaşist güçlerce ele geçirilmesinden sonra ülkede çok radikal ve keskin toplumsal, kültürel ve sosyolojik dönüşümler gerçekleştirildi.

Ukrayna toplumunun hemen her açıdan yeniden yapılandırılmaya tabi tutulduğu bu zorunlu ve tepeden inme dönüştürme sürecinde el atılan alanların başında “Yeni Ukrayna Tarihi’nin Yazımı”, diğer bir ifadeyle Ukrayna tarihinin yeniden ve topyekûn yazılması geliyordu. Bu çerçevede yeni politik-askeri iktidar bloğunun üzerinde adeta titrediği yeniden yazım alanlarının önceliklerinden birisini İkinci Dünya Savaşı dönemi oluşturuyor. Gerek Sovyet terminolojisinde “Büyük Anavatan Savaşı” olarak adlandırılagelen 1941-45 yılları arasında olsun, gerekse de 39’ sonbaharından 45’ sonbaharına kadar olan tüm bir cihan harbi genel periyodu olsun; Ukrayna toprakları tartışmasız her bakımdan en ağır hasarı ödeyen bölge oldu. Hâl böyle olunca günümüzün gerici Ukrayna elitlerinin, son 80’i aşkın sene boyunca ülke tarihinin en önemli kırılma noktasını teşkil eden savaş dönemini mevcut ideolojik-siyasi ve de sosyal hedef ve ihtiyaçları için yeniden kurgulamak suretiyle neredeyse baştan aşağı yazması hem acil hem de kaçınılmaz olmuştu.

“Naziler ve komünistler”

Günümüz Ukrayna devletinin ikinci ve son büyük dünya savaşının tarihinin yazımını değiştirip deforme etmeye dönük kolektif ve resmi çabasına en güncel örneklerinden birisi olarak; Ukrayna Savunma Bakanlığı’na bağlı “Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin (VSU) İnsani Sorunları üzerine Bilimsel-Araştırma Merkez” adlı biriminin geçen yılın sonlarında “2021 Eğitim Yılı”na dönük yayınladığı “VSU personelinin Ulusal-Yurtsever Hazırlığı yönünde Eğitim Kılavuzu” adlı kitapçık verilebilir. V. Topalskiy, V. Maraeva, O. Matsagor ve V. Moroza tarafından kolektif olarak kaleme alınan “İkinci Dünya Savaşı’nda Ukraynalılar. Tarihsel Boyut” başlığını taşıyan broşürün henüz ilk satırlarında, Ukrayna’nın 9 değil de 8 Mayıs’ı kutladığına vurgu yapılarak daha en baştan Sovyet geçmişi ve mirasından kopuş politikası alenen ortaya konuluyor. 2015 yılındaki Devlet Başkanı Pyotr Paraşenko’nun yayınladığı genelgede, savaşta Nazizm’e Karşı anti-Hitler koalisyonunun zaferine katkı yapan özne olarak Sovyet halkı değil de “Ukrayna halkı” vurgulanıyor özellikle ve bilinçli olarak. 1939 senesinde imzalanan “Ribbentrop-Molotof Saldırmazlık Antlaşması”na dair, “Naziler ve komünistler Doğu Avrupa’yı çıkar bölgeleri olarak paylaştılar” denilerek savaşın genel fail ve mağdur aktörleri kasıtlı olarak eşitlenmiş olunuyor, kimin esas suçlu olduğu noktası bulanıklaştırılıyor.

Güya sekiz savaş!

“İkinci Cihan Harbi’nin Ukrayna boyutu Ukrayna topraklarında yalnızca Wehrmacht (Nazi Almanya’sı silahlı güçleri) ile Sovyet Ordusu arasında cereyan etmemiştir” iddiası dillendirildikten sonra Ukrayna’da aynı anda veya art arda bir dolu farklı savaşın cereyan ettiği savı ortaya atılarak toplam şu sekiz değişik savaş cephesi sıralanıyor: 1- Alman - Polonya / 1939-1945. 2- Sovyet - Polonya / 1939. 3- Sovyet - Romanya / 1940-45. 4- Alman-Sovyet / 1941-45. 5- Alman - Ukrayna / 1941-44. 6- Sovyet - Macar / 1941-45. 7- Polonya-Ukrayna / 1942-47. Ve 8- Sovyet - Ukrayna / 1939-1954. Bunların da her birinin yanına muharebelerin niteliği olarak “düzenli” veyahut “düzensiz” notu düşülmüş parantez içerisinde. Birinci ve ikinci, hatta bir yere kadar üçüncü ve dördüncü kategorileştirmeler anlaşılabilir. Ne var ki “Alman-Ukrayna” maddesinde insan olur olmaz bir duraksıyor çünkü bir öncekinde zaten tarih aralığıyla birlikte Alman-Sovyet Cephesi yazılıyken, bu sefer Ukrayna vurgusu ayrıca yapılmak suretiyle, tesadüf olmayacak şekilde bir Sovyet-Ukrayna algısı yaratılmaya, sanki bugünün Ukraynası’nın önemli bir kısmı SSCB’nin bir parçası değilmiş, Faşist Alman güçleriyle Sovyetler Birliği ve Ukrayna Cumhuriyetleri ayrı ayrı, birbirlerinden kopuk olarak karşı karşıya gelmişler gibi bir tarihsel durum ve gerçeklikle ilgisi olmayan tersinden bir tasnif ortaya serilmiş olunuyor. Ve en sonu; Sovyet-Ukrayna adlı sekizinci madde okuyucuda gerçekten de ‘pes’ dedirten bir tepki yaratıyor kaçınılmaz olarak. Paralel bir iç savaşa vurgu yapılıyorsa eğer, hakiki manada böyle bir iç savaş meydana gelmedi işin esası. Tek tük ve son derece tikel grupların Batı Ukrayna’nın Karpat bölgelerindeki bireysel eylemleri kast ediliyorsa şayet, bunu 39’dan başlatıp ta 1954 yılına kadar uzatmak da tarihi gerçeği bir hayli zorlamak anlamına geliyor doğal olarak.  

Almanya’nın taşeronu UPA! 

Birkaç sayfalık ince broşürün ilerleyen satırlarında “Ukrayna dışında savaşan Ukraynalılar” ibaresi açılarak, 1939-40 yıllarındaki Sovyet-Fin Savaşı’nda “yabancı ordular bünyesinde”  ifadeleri geçiyor. Ukraynalılar söz konusu savaşta ancak Sovyet Kızıl Ordusu saflarında savaşmış olabileceklerine ve de Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de son tahlilde on beş Sovyet cumhuriyetinden birisi olduğuna göre, bu da kendi içinde tamamıyla çelişik, anlamsız bir deyiş olmanın ötesine gidemiyor. Devamında; “Batı Ukrayna’da Sovyet İktidarı’na karşı organize direniş”in 1954’e hatta yer yer 1960’lı yıllara kadar gittiği bir kez daha ileri sürülüyor. Bu bağlamda, adı geçen bölgedeki kısmi ve oldukça göreli ancak her şeyden önemlisi son derece bireysel ve ufak gruplardan teşekkül iktidar karşıtı eylemleri; ülkenin batısında bütünlüklü ve homojen bir direniş, isyan veya genel anlamda bir partizan savaşı cephesi varmış havasında sunmak da tarihsel hakikatin adaletiyle bağdaşmayan bir başka noktayı oluşturmuş oluyor. Hemen sonrasında gelen satırlar ise, “bilgilendirme” kitapçığının belki de en skandalvari taraflarından birisine imza atmış oluyor: “Nazizm ve Almanya’nın müttefikleri üzerindeki zaferde Ukrayna’nın mühim bir katkısı olmuştur” denildikten sonra, ‘Müttefik Devletler tarafında Ukraynalıların bünyesinde savaşmış oldukları devletler listesinin sonunda UPA kısaltmasıyla bilinen “Ukrayna İsyan Ordusu”nun (ki burada kendisinden ‘Özgürlük Hareketi” olarak bahsediliyor) içerisinde savaşmış 100 bin kişi de yer alıyor. Tam bir “Bu ne perhiz, ne bu lahana turşusu!” durumu çünkü UPA Alman işgalinde birinci dereceden Nazi iş birlikçisiydi, doğal olarak tersinden UPA’yı faşistlerden apayrı bir oluşum olarak takdim ederek, hele hele onların taşeronluğunu üstlendikleri 3. Reich’e karşı mücadele ettiklerini öne sürmek hakikaten de abesle iştigal olmuş oluyor. 

Ukraynalılar kimin mağduru?  

İlgili raporun devam eden paragraflarında bu kez konu “Ukraynalıların İkinci Dünya Savaşı’nda kendi devletlerine sahip olamamasının da ayrıca trajedisini yaşadığı” söylendikten sonra, “başkalarının çıkarları için Ukraynalıların birbirlerini öldürdükleri”, “Her birisi için de insan hayatının aynı şekilde bir değerinin olmadığı iki ayrı totaliter sistemin Ukrayna için harp ettikleri”, “Ukrayna toprağında karşı karşıya gelen tarafların her birisinin de Ukraynalılara kendi gücünü göstermeye çalıştığı” ve de son olarak ”savaş yıllarında gerçek anlamda Ukraynalı olan yegâne aktörün ‘Kurtuluş Hareketi” her şeyden önce de “Ukrayna İsyan Ordusu (UPA)” olduğu argümanları sıralanıyor peş peşe. Bir kere; sadece Ukraynalıların değil SSCB’yi oluşturan sayısız halkın, tüm ulusların “ayrı-gayrı bir devletleri” yoktu. Bu manada da “söz konusu trajediye” salt Ukraynalılara özgüymüş gibi vurgu yapmak fazlasıyla politik kokuyor. İkinci olarak; istatistiklerle kanıtlanmıştır ki, zorunlu olduğu kadar gönüllü olarak da fazlasıyla Ukraynalı, bir bütün olarak Ukraynalıların ezici bir çoğunluğu savaşta Sovyet birlikleri dâhilinde mücadele vermiştir. Üçüncü olarak; milyonlarca Ukraynalıyı sistematik ve amaçlı bir şekilde aktif savaş sırasında, bombardımanlarda; esir, toplama ve çalışma kamplarında ve de farklı bireysel infazlar yoluyla öldüren, katleden bizzat Nazi Almanyası’nın işgal kuvvetleriydi. Buna yanıt olarak, USSC’de savaşta ve özellikle hemen sonrasında işbirlikçilerin idamı veya politik represyon sonucunda kovuşturmaya uğrayanların sayısı ve bunun yapılış biçimleri de bununla hiçbir suretle kıyaslanamaz. Bu arada, aynı metin kapsamında Nazi Almanya’sı tarafında 250, onun müttefiklerinin yanında ise 50 bin Ukraynalının savaştığı kaydediliyor ki; birinci sayı otomatikman UPA’yı işaret ediyor, yani Alman işgalcileriyle işbirliği yapan Ukraynalıları…    
 

UPA

 

"Deporte" iddiası asılsız 

Yaşanmış tarihin her yönüyle çarpıtılıp değiştirilmesi bilinçli çabasının dolaysız kanıtı niteliğindeki yazının bir başka paragrafında da Ukrayna’nın harp yıllarında yaşadığı demografik kırılmanın nedenleri üzerinde duruluyor: Erkek nüfusun kayda değer bir bölümünün mobilizasyonundan gene onların kitlesel ölümüne, 1939-41 ve 1943-45 yılları arasındaki deportasyondan (sürgün) savaşan tarafların “askeri hareketleri”ne, oradan da savaşın başlarında SSCB’nin uzak bölgelerine olan tahliyeye… Birinci ve ona bağlı olan ikinci faktörler nesnel anlamda az çok anlaşılabilse de, Kuzey Kafkas halkları ve Kırım Tatarlarından farklı olarak Ukraynalı nüfus hakkında kitlesel ve topyekûn bir sürgün kararının alınmadığı hatırlatılmalı bu noktada. Ardından gelen son iki etmen ise son derece tartışmalı olmak bir tarafa, aynı zamanda oldukça eğreti ve de rasyonel olmayan zorlama bir iddia yine. Sanki ortada saldıran–saldırılan diyalektiğinden bağımsız olarak “ ‘eşit koşullarda’ iki taraf, dahası kimin de haklı olduğuyla bağlantılı olmayarak kozlarını paylaşıyorlar ve de neticede olan Ukrayna halkına olmuş oluyor, kurban olan onlar oluyor” gibi kaçınılmaz bir anlam çıkıyor. Oysa ki, daha önce de altı çizildiği üzere, savaşın kimin tarafından ve de hangi gaddar-barbar metotlarla başlatılıp sürdürüldüğü çoktandır reddedilemeyecek tarihi nesnel bir gerçektir. Son olarak ise; zorunlu ve kaçınılmaz tahliye sürecini de, dolaylı nüfus azalmasının sebepleri arasında göstermek oldukça paradoksaldır çünkü başta çocuklar, kadın ve yaşlıları kapsayan resmi tahliye kararı, sivil nüfusun çok daha fazla kırıma uğramasının önüne geçmek, kitlesel sivil katliamı olabildiğince azaltabilmek amacıyla alınmıştı.    

“Rus unsuru” arttırılmış!  

Ordu mensupları için hazırlanan eğitim materyalinin sonlarına doğru bu sefer de Ukrayna’da genel olarak azalan nüfus içerisinde etnik Ukraynalıların azalma oranının ve sayısının etnik Ruslara göre çok daha yüksek olduğu savlanıyor ve tam da bu noktada “ülkenin doğu ve güneyindeki kentlerde ‘Rus Unsuru’nun yoğunlaşıp güç kazandığı” biçiminde doğrudan ırkçı bir tabir kullanılmaktan geri durulmuyor. Son kertede Ukrayna nüfusu dâhilinde etnik Ukraynalıların nüfus ağırlıklarının bilinçli olarak azaltıldığına, bu hususta kasıtlı bir “dengeleme politikasının” güdüldüğüne dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Savaş yıllarının her bakımdan kütlesel seferlik yıllarında USSC’den ülkenin daha doğu bölge ve şehirlerine, tamamen bir zorunluluk ve kaçınılmazlık sonucunda yapılan maddi-sınai-gıdai-insani-teknik, vs. taşıma-aktarımı uzun bir paragraf boyunca aktarılıp birkaç veriyle de desteklendikten sonra finalde, bütün bunların “SSCB’nin askeri ve ekonomik potansiyeli lehine kullanıldığı” dolayısıyla da ve bir yerde sanki USSC’nin aleyhine bilinçli olarak yapılmış olduğu sonucunun çıkartılması isteniyor. Hâlbuki anımsatmakta yarar var ki; savaş sonrası USSC çok çabuk toparlanmak, merkezi yönetimce her sahada yatırıma boğulmak suretiyle oldukça kısa bir zaman diliminde yeniden birliğin en zengin, müreffeh ve de başarılı cumhuriyeti haline gelecektir. Her kulvarda mevcut tarihsel sayısal veriler bunu fazlasıyla tanıtlamaktadır. Tarihi realitelerin propagandadif emeller uğruna pek çok yerde kurban edildiği eğitim broşürünün en sonunda bir çelişik ifadeye daha rastlanıyor. Savaşın hemen akabinde Ukrayna’nın Birleşmiş Milletler (BM) üyesi olduğundan hareketle, “… bu şekilde, özgürlüğü seven dünya halkları Ukrayna halkının; Avrupa halklarının, dünyanın ve de kendisinin özgürlüğü ve barışı için mücadelesindeki büyük hizmetlerini tanımış oldu.” cümlesine yer veriliyor. Bu tümceden de dolaysız olarak anlaşılan, Ukrayna’nın kendi kendisine BM üyesi olmuş olduğu veya hatta BM tarafından söz konusu hizmetleri karşılığı üye yapıldığı basit sonucu çıkartılıyor. Oysaki, BM’deki diğer büyük ve karar verici güçlerin karşı olmalarına, muhalefetlerine rağmen bunu isteyen en başta Josef Stalin yönetimindeki Sovyet idaresiydi. Dahası Kremlin’in bizzat kendisi her bir Sovyet cumhuriyetinin BM üyesi yapılması için az çaba sarf edip lobi yapmamıştı…   

“SS-Galiçina” yürüyüşü!   

Ukrayna yönetimi bir yandan 9 Mayıs değil, ancak Batı Avrupa’ya endeksli “8 Mayıs”ı anar gözükür, bu bağlamda her şeye rağmen “Nazi Almanya’sının en büyük kurbanı, en trajik mağduru olduğunu”, bizzat kendi subaylarına dönük hazırlattığı askeri eğitim materyalleri üzerinden ‘hatırlatırken’, bir diğer yandan da başkent Kiev’in göbeğinde çok değil, Nisan ayının sonlarında SS-Galiçina adlı NeoNazi, faşist paramiliter yapılanmanın taraftarları, herhangi bir müdahale veya engelleme girişimi olmaksızın ellerini kollarını sallaya sallaya gösteri yapıp adeta “yedi düvele meydan okudular”. Hatırlanacak olunursa, “SS-Galiçina” kısaltmasıyla bilinen faşizan oluşum, Nazi işgali yıllarında bugünün Batı Ukrayna’sında “14. SS Gönüllü Piyade Tümeni "Galiçya" ismi altında Yahudiler ve komünistler başta olmak üzere her türlü muhalife ve diğer etnik gruplara dönük kitlesel imha kampanyasının temel işbirlikçisi hatta doğrudan taşeronu konumundaydı. Üyelerinin savaşın Kahraman Şehri–Kiev’in göbeğinde açıktan Hitler-selamı verdikleri SS-Galiçina’nın bu ilk eylemi değildi. Daha evvel de; gerek Ukrayna’nın başkentinde gerekse de ülkenin Batısı başta olmak üzere pek çok şehir ve yerleşim yerinin kamusal alanında sayısız “eylemine” şahit olunmuştu. Bu bağlamda sadece “SS-Galiçina” mı; elbette ki hayır!.. Donbass’a karşı açılan savaşın ileri faşist-Neonazi koçbaşlarını teşkil eden “Aydar”, “Donbass” ile hem bir siyasal parti-toplumsal hareket” hem de sahada yarı otonom paramiliter askeri birim niteliğinde olan Sağ Kanat (Pravıy Sektör) de tam yedi yıldır neredeyse her fırsatta Ukrayna’nın hemen yer yerinde açıktan geçitler yapıyor, merkezi ve yerel idarenin himayesinde toplantılar, farklı farklı etkinlikler düzenliyor, sayısız provokasyona ve saldırıya imza atıyor. Bu arada; Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) liderleri Stepan Bandera ve Roman Şuheviç ulusal kahraman ilan ediliyor, doğum günleri kitlesel ve neredeyse resmi olarak kutlanıyor, pek çok yerde anıtları açılıyor, büstleri konuluyor; resim ve fotoğrafların elden ele taşınmasına, pankartlarda boy göstermesine değil sadece müsamaha gösteriliyor, alttan alta destekleniyor.

Bütün bunlar olup biterken ise Avrupa Birliği (AB), Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu tüm bunları bilinçli olarak seyrediyor, “hür ve demokrat” AB’ye almak için kapıda beklettiği Ukrayna’da faşizmin yetmiş sene aradan sonra yeniden filizlenip güç kazanmasına göz yumuyor ve hatta dolaylı olarak onu besliyor…  

Galiçyalıların Yahudi kırımı 

Bugün Neonazizmin, faşizmin Ukrayna’da hortlaması akıllara olur olmaz İkinci Dünya Savaşı esnasındaki Alman işgalinde, bizzat Nazi-Almanlarının, özellikle de Batı Ukrayna’da Yahudi ve Bolşevik partisi mensuplarının infazında doğrudan faşist Ukraynalıları, UPA veya SS-Galiçina mensubu Ukraynalıları kullanmasını getiriyor dolaysız olarak. Almanya’nın oldukça meşhur savaş tarihçisi, belgesel yapımcısı ve televizyon programcısı Dr. Guido Knopp, çoktan Türkçeye de çevrilmiş Lanet Savaş ‘Barbarossa Harekâtı adlı eserinde; bizzat Nazi-Alman subaylarının tanıklıkları, hatıraları, günlükleri ve de çektikleri fotoğraf ve belgeler üzerinden Ukraynalıların Almanlar yerine ve onlar için nasıl gönüllü olarak ve kitlesel ölçekte Yahudi-komünist kırımına imza attıklarını doğrudan ve fazlasıyla teşhir ediyor. İşte Knopp’un alıntı yaptığı bir Alman askerinin o dönemde günlüğe yazdıklarından bir paragraf:

“Galiçya’daki Slozov’da Ukraynalı siviller, hisar kapısının önünde bölgenin tamamından toplanan Yahudileri öldürüyorlardı. Cılız bir Ukraynalı, daha önce dua okumalarına izin verilen diz çökmüş durumdaki Yahudilerin ense köklerine demir bir çubukla vuruyor ve omurgalarını kırıyordu. İnsanlar, pek çok cesedin yattığı çukura kafa üstü düşüyorlardı… Görüntü almak için fotoğraf makinemi giymiş olduğum motosikletçi mantosunun altından çıkardığım sırada, yanımda aniden bir sahra jandarması belirdi ve bana hemen toz olmamı, aksi takdirde makinemi alacağını ve kimliğimi tespit edeceğini söyledi. Burada fotoğraf çekmek yasakmış ve Alman Wehrnacht’ının bu işe karışmaması gerekiyormuş. Çünkü bu Ukraynalıları ilgilendiren bir durummuş. Ama bir keresinde, Şitormir’de Kamionki Srumilova Köyü’ne geldiğimde birkaç görüntü almayı başarmıştım. Orada cılız bir Ukraynalı, 80 yaşlarındaki bir Yahudi’ye vuruyordu. Ancak daha önce teneke bir kutuyu bir taç gibi adamın kafasının üzerine koymuş ve dizlerinin üzerine ise dini bir kitap yerleştirmişti…” *

Hans Kessel, Zırhlı Araç Bombacısı

* Guido Knopp, Lanet Savaş ‘Barbarossa Harekâtı”, s.192, Pencere Yayınları, 2006 İstanbul.