Uganda'da su kuyusu açmak

Uganda'da su kuyusu açmak

8 Ekim 2022 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Bülent Köse

Her şey babam İsmail Köse'nin bir su kuyusu açma isteği ile bundan 2 yıl önce başladı. Yaptığımız araştırmalardan sonra bu işi Kızılay ile yapmaya karar verdik, Başvuru, projelendirme, maliyet çıkarma, ülke seçimi derken kuyunun açılış tarihi bildirildi. Babam açılışı görmek istiyordu ancak sağlık ve yaş durumu bu uzun seyahat e elverişli değildi, babamın bu talebini yerine getirmek de bana düştü.

Bu vesile ile Kızılay ile tanışmaya başladım. Kızılay’ın birbirinden güzel iki çalışanı, bağış bölümünden Zeynep Toklucu ve yurt dışı organizasyonları gerçekleştiren biriminden Ferhat Sürmeli.

Kızılay’ın yardımsever yüzünü de daha ilk andan itibaren yaşamaya başladım, benim yapmam gereken her işe bile onlar koşuşturmaya başladı daha ilk günden.

Ve 2 Ekim 2022 gidiş tarihi olarak bildirildi, çevremdeki herkes benim kuyu açılışını görmek için Uganda’ya gidişimi şaşkınla karşıladı hatta engel olmak isteyenler oldu.

İyi ki geldim, iyi ki gördüm buraları.

Buralarda yapılan işin ne kadar değerli ne kadar zor ve ne kadar fedakarlık gerektiğini anlamam mümkün değildi yoksa.

Ve bendeki bu değişimi, bu dönüşümü paylaşma isteği doğdu. Benzer bağışları yapan ancak gözlemleme imkanı bulamayan bağışçılara ve bağışta bulunmak niyetinde olanlara bir ışık olsun istiyorum yaşadıklarımı anlatarak...

Ferhat Sürmeli Bey benden iki gün gerekli organizasyonları hazırlamak, açılış yapılacak bizim kuyu ile birlikte toplam 5 kuyuyu denetlemek için gitmiş Uganda'ya. Zeynep Toklucu Hanım bana eşlik etti. 8 saati aşan bir uçak yolculuğundan sonra vardık Entebbe Havalimanı'na. Bizi burada Ferhat Bey karşıladı, otelimiz başkent Kampala'daymış. 1 saat  araba yolculuğundan sonra ulaştık otele.

Açılış programı için yerel yetkililer ile tamamladıkları prosedürlerden sonra 4 Ekim günü sabah yola koyulduk.

Bizim adımıza açılışı yapılacak kuyu Kayunga bölgesinde bir köydeymiş, uzun bir asfalt yoldan sonra toprak ve oldukça kötü bir yol ile 4 saate yakın bir yolculuktan sonra vardık kuyumuzun başına. Kuyu derken öyle sıradan bir şey değil, 100 metre sondaj ile ulaşılmış suya, elektrik ile çalışan bir pompası var, pompaya elektrik üreten güneş paneline de sahip. 10 tonluk bir su deposu mevcut ve aynı anda su alınabilecek 15 çeşmesi var. Duvarlarında Kızılay'ın amblemi, bağışçıyı gösteren ve ülkemizin adının yer aldığı tabelası ile etrafı titizlikle bir gelin gibi süslenmiş bayraklarımızın yer aldığı balonlar şölen alanı gibi bir kuyu ve müştemilatı...

10 yıl bu kuyuya garanti almış Kızılay yüklenici firmadan. O firmanın da çalışanları bizimle birlikte.

Ama daha önemlisi, o alana toplanmış yüzlerce çocuğun yaşlı gözlerindeki minneti ve mutluluğu anlatmaya kelimeler yetmez. Üç beş köyün ileri gelenlerinin dışında kimsenin ayağında bir terlik, bir ayakkabı bile yok, yoksulluğun ve çaresizliğin üzerlerine sindiği bu güzel insanlar ile dolu alan.

Yerel dansları ve coşku İle karşıladılar bizleri, o bakışlarındaki mutluluğu görmek dünyalara bedel oldu. Uzun uzun konuştu köyün ileri gelenleri, dinledikçe doldu gözlerimiz, heyecanlandım. Kuyu deyip de geçtiğimiz şeyin suya hasret bu insanlar için ne demek olduğunu gördü gözlerim. Kâh içim sızladı, kâh ağladım onlarla birlikte, sevinçlerine ortak olmak için danslar ettim, sadece ben mi?

Gelip de görseydiniz Kızılay’ın o iki güzel temsilcisini, o çocukları nasıl kucakladıklarını, birlikte yaptıkları su savaşını...

"Medeniyet geldi köyümüze" dediler, "artık hayvanlarımızla birlikte o çamurlu suyu içmeyeceğiz" dediler , "artık hasta olmayız, çocuklarımız ölmeyecek" dediler, "çocuklarımız saatlerce yürüyerek su getirmeye gitmeyecek" dediler. Biz suya musluktan ulaşırken, daha neler neler dediler, onlar konuştukça bizim aslında nasıl bir yaraya merhem olduğumuzu anladık. Su hayattır derdik de, su medeniyetmiş onu da öğrendik.

 

 

İnsan anlatacak kelime bulamıyor yaşadıklarını tarif etmek için.

Komite kurmuşlar köylerinde, su kuyusu ve eklerinden sorumlu, korumak için, sürdürülebilir olması için, çooook uzun yıllar suya sahip olabilmek için. Kızılay’ımız da işini sağlama almış , yıllık periyodik denetim yapıyormuş , 10 yıl işletme garantisi alınmış yüklenici firmadan. İyi bir firma İle iş birliği yapmışlar, işinin ehli ve her ihtimali düşünen. Mesela pompa ve sondajın üzerine bina inşa edilmiş olası bir pompa ya da elektrik tesisatı çalınmasın diye. Halk fakir, perişan ve mağdur. Bu titizliğin gösterilmediği bazı kuyularda sondaj kuyusu ile depo ayrı yerlerde yapılmış,, çok kısa sürede pompasını, kablolarını çalmışlar. Tüm bunların hesabı yapılmış önlemi alınmış, dışarıda sadece15 tane musluk var görünen.

Bizlere teşekkür ettiler, verecekleri, hediye edecekleri bir şeyleri yok ama gönülleri zengin; ağaçlardan topladıkları çeşitli meyvelerden getirdiler koşarak, tadına baktığımız meyveleri yerken mutluluk dolu gözlerle bizi izlediler, sarılınca onlara sarıldılar bize, o kapkara gözleri parladı hepsinin, dualar ettiler, teşekkürler ettiler ülkemize.

Gelirken Uganda’ya babamın gönlünü yapmak istemiştim, dünyanın bir çok yerine gittim ama umre haricinde hiç bu kadar mutlu olmadım, keyif almadım.

Aynı gün yakın bir bölgede Hakyemez ailesi adına yapılan kuyunun da açılışını yaptı Kızılay. Halktaki aynı heyecanı, aynı sevinci, aynı minnettarlığı o açılışta da yaşadım.

Babama çok teşekkür ederim, bunları yaşamama sebep olduğu ve o insanlara bu imkanı sunduğu için.

Kızılay a çok teşekkür ederim, onlar olmasa 10 kat para da harcasak bu işi yapamazdık.

Kızılay’ın benimle birlikte olan iki değerli elemanına yürekten teşekkür ediyorum, ve onları anlatmadan bu yazıyı bitirmek istemiyorum.

Vize istiyor Uganda bizden maalesef. Vizemi bile Ferhat Sürmeli Bey aldı, bir an olsun benden ihtimamlarını ve güler yüzlerini eksik etmediler ama ben bu ve benzeri davranışlarını anlatmayacağım. Bu iki değerli personel ile ilgili birkaç gözlemimi paylaşmak istiyorum çok uzatmadan çünkü onlarca şey var aslında anlatılacak... 

Zeynep Hanım'a bir hayırsever bir büyük bavul dolusu Çokoprens vermiş dağıtsın çocuklara diye. Açılışa giderken koydu arabanın bagajına, yolda lastiğimiz patladı, geciktik, acıktık. Ben bir tane Çokoprens istedim Zeynep Hanım'dan. Kaldırdı kafasını baktı bana, "kusura bakmayın onlar bana çocuklara dağıtmak için emanet edildi veremem" dedi... Dedi ama biliyorum ki içi parçalansa da vermedi. Açtı çantasını, "Kendim için kraker almıştım onu vereyim size" dedi. Emanete sahip çıkan, bağış yapanın talebine saygı duyarak onun arzusu dışında bir tane Çokoprens bile vermeyen bir elemana sahip Kızılay.

 

 

Kaldığımız otelde 10 dolar fazladan vermemek için tartışan ve kurumunu koruyan Ferhat Bey'i izledim gıpta ile. "Kendi param olsa 100 dolar alsınlar umurumda bile olmaz ama kurumun 1 dolarını vermem kimseye" diye kendi kendine mırıldanmasını izledim. Ekstra bir araç tutmamak için o tozlu ve toprak yolda pikabın bagajında toz yutarak 3 saat gidişini izledim.

Açılış yaptıkları köylerde halkla ilişkilerini izledim, gururla taşıdıkları Kızılay gömleğini nasıl hak ederek giydiklerini gördüm 3 gün boyunca. Ülkemizin adı daha fazla konuşulsun diye çabalarını gördüm ve gurur duydum ülkem adına, Kızılay adına. Gördüm ki çalışanları öyle bir aidiyet duygusuna sahip ki Kızılay’a... Giderken beynimdeki Kızılay başkaydı, dönerken bambaşka.

Gördüm ki Kızılay emin ellerde, titiz ve hassas çalışanları kimsenin hakkını yemez, yedirmez.

İyi ki gitmişim Uganda’ya, hayatımın en güzel günleri oldu bu seyahat.

Çok teşekkür ediyorum Kızılay’a, Ferhat ve Zeynep kardeşime.

Ve babacığım Allah hayrını kabul etsin inşallah, ellerinden öpüyorum senin ve senin gibi bu ve benzer bağışları yapan tüm bağışçıların.

Not: Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına uçak bilet , konaklama vb. tüm masraflar tarafımca karşılanmıştır.

* Görsellerden bazıları Kızılay'ın Uganda'daki diğer açılışlarından alınmıştır.