Türkiye'nin 'diplomasi dili' var mı?

Türkiye'nin 'diplomasi dili' var mı?

1 Aralık 2015 Salı  |   Köşe Yazıları

Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri'ne bağlı bir SU-24 bombardıman uçağının Suriye sınırında Türk F-16 jetleri tarafından düşürülmesi ve ardından iki Rus pilottan birisinin vurularak öldürülmesi sonucu Rusya ve Türkiye arasındaki ikili ilişkiler bir anda, yalnızca birkaç gün içerisinde Soğuk Savaş'tan sonraki çeyrek asra yaklaşan dönemin en kötü ve en olumsuz noktasına gelip dayandı.

Devletler arasında bu türden çok kritik ve hassas devirlerde her zaman olduğu gibi diplomasi dilinin ve uluslar arası siyaset terminolojisinin uygun jargon ve argümanlarını azami derecede ustaca ve serinkanlı olarak kullanmak hakikaten de büyük önem taşıyor. Peki mevcut tansiyonu ve gerginliği, tamamen dindirmeye olmasa da süreç içinde az çok azaltmaya yarayacak diplomasi diline taraflar ne derece ehemmiyet gösterdi ve buna dikkat ediyorlar?.. Meselenin her iki cephesinin de özellikle başlarda olabildiğince fevri ve duygusal çıkış ve tepkilerinin, yapılması gerekli siyasi ve diplomatik ifadelerin üzerini neredeyse tamamen kapattığına tanık olduk. Nitekim bu noktada Türkiye tarafının çuvaldızı kendisine daha çok batırması gerekiyor gibi gözüküyor. 

Küfür-hakaret ve ajitasyon-propaganda

Her ne kadar Rus basını ile Rusya'nın bazı sivil toplum ve kitle örgütlerinden bir takım simaların gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gerekse de partisi ve Türk hükümeti aleyhine hakaret dolu sayısız beyanatları olduğu bir sır değilse de; Kremlin'in Putin ve karar merciindeki diplomatlarının, Federasyon Konseyi ve Duma'nın üst düzey politik isimlerinin üsluplarındaki tüm sertliğe karşın hakaret ve küfür diline asla savrulmadıkları da bir gerçek. Dahası Moskova yönetimi, Türkiye'ye karşı kriz yönetiminde her şeye karşın kullanmakta olduğu dilde, iki ülkeyi gerçekten de savaşın eşiğine getirecek ve kitleleri topyekûn savaş psişiğine sürükleyecek hamaset ve kof açıklamalar ile ajitatif propagandaya o kadar da fazla prim vermedi. Türk ve Rus tarafların diplomasi tarzları arasındaki ayırt edici bir diğer fark ise istikrar ve bütünlük hususu.

Başta cumhurbaşkanı olmak üzere Türkiye tarafının pek çok yetkili ve etkili diplomatik ve siyasi yüzünün baştan bu yana geçen bir haftaya yakın zaman diliminde bazen gün aşırı, bazen ise hemen hemen aynı günün farklı saatlerinde art arda birbirleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayacak çelişkili, tutarsız ve dengesiz ifadelere başvurdukları gözlerden kaçmadı. Bu noktaya kadar yazdıklarımızı destekleyen en güncel ve en çok göze batan örneklerlerden bazılarını paylaşmaya çalışalım

Demeçler arasında istikrar ve denge var mı?..

Önce cumhurbaşkanı danışmanı sıfatı taşıyan Burhan Kuzu'nun 28 Kasım tarihi itibariyle attığı tweetlere bakalım: "Rusya özür bekliyormuş! Bak hele; ne demişler yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Haneye tecavüz eden sensin Türkiye değil ki be Rusya Rusya DAEŞ petrolünü Suriye'ye pazarlıyor. Fakat suçu bize atıyor PUŞT."

Şimdi de Erdoğan'ın 27 Kasım tarihinde Bayburt'ta katıldığı mitingdeki konuşması sırasında ağzından çıkan cümleleri hatırlayalım: "Bu millet göğüs göğüse savaşmasını bilen bir millettir. Biz mücadelelerimizi her zaman göğüs göğüse verdik. Neticesi ne olursa olsun öyle veririz." İşin daha da trajikomik tarafı ise hemen ardından zikredilen sözcüklerde saklı: " ... Biz bu ilişkilerin hiçbir şekilde zarar görmesini istemiyoruz. Özellikle ilişkilerimize zarar verecek bir tutumun içinde olmamız kesinlikle mümkün değildir"  

Bu arada Erdoğan'ın konuşma yaptığı alanda 'Biz coştuk mu Çoruh gibi coşarug, Osmanlı torunu, İslam'ın lideri hoş geldin O Rus Kop'u da bilir, Bayburt'u da Reis' pankartlarıyla karşılandığını da anımsatmak fayda var. Reis-i cumhur devamında şöyle diyor: " Aksi takdirde Türkiye'ye yapılan ağır itham yüzünden Rusya, yalancı duruma düşecektir" Aynı demecinde "Yazıklar olsun!" gibi tepkilere de yer vermekten çekinmeyen Erdoğan, Putin'i kastederek: "Bize bu iftirayı atanlar, bilsinler ki müfteri sıfatını sahiplenmişlerdir" ifadelerine de başvuruyor.

Son olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Başbakan yardımcılarından Numan Kurtulmuş'un aynı konu üzerinde peşi sıra yaptıkları iki açıklamaya yer vererek bitirelim. Davutoğlu - 29 Kasım: "Hangi uçak olursa olsun bu tavır gerçekleşirdi." Kurtulmuş - 28 Kasım: "Eğer Rus uçağı olduğu bilinseydi böyle bir olay vuku bulmazdı"