Türkiyeliler için KKTC iç politikası rehberi

Türkiyeliler için KKTC iç politikası rehberi

28 Aralık 2021 Salı  |   Serbest Kürsü

Alper Eliçin (noktakibris.com)

23 Ocak 2022’de KKTC’de erken seçime gidiliyor. 11 Ekim 2020 tarihinde sonuçlanan iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerini UBP (Ulusal Birlik Partisi) adayı, o zaman başbakan olan Sayın Ersin Tatar %51.7 oyla kazanmıştı. İlk turu %32.3 oy oranıyla önde bitiren yine o dönemin cumhurbaşkanı, bağımsız aday Sayın Mustafa Akıncı ikinci turda seçimi kaybetmişti. 

Seçim kampanyası esnasında Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğinin ciddi müdahaleleri olduğu iddia edilmiş hatta Sayın Akıncı kendisi ve ailesinin tehdit edildiğini gündeme getirmişti. Seçim sürecinde Türkiye Cumhurbaşkanlığına bağlı kişiler Kıbrıs’a gelmiş ve Sayın Tatar’a her türlü desteği sağlamışlardı. 

Seçimlerin hemen öncesinde, Maraş’ın kısmen açılması sürecinin Sayın Tatar ve Ankara rejimi tarafından koordine edilmesi ve Maraş konusunun asıl fikir babası, koalisyon ortağı Halkın Partisi’nin (HP) devre dışı bırakılması sonucu KKTC Hükümeti dağılmıştı. Koalisyon dağılmadan evvel, 50 sandalyeli KKTC Meclisi’nde, 21 UBP’li, 9 HP’li milletvekili vardı. Ancak, eski başbakanlardan UBP üyesi Hüseyin Özgürgün bir yolsuzluk suçlaması sonucu dokunulmazlığını kaybetmiş ve yargılanmamak için Türkiye’ye yerleşmiş olduğundan, koalisyonun fiiliyatta Meclis’te 29 sandalyesi kalmıştı. 

Ersin Tatar cumhurbaşkanı seçilince otomatik olarak milletvekilliği düştüğünden UBP’nin milletvekili sayısı Özgürgün hariç 19’a inmişti. Ayrıca kendisine yeni bir parti başkanı seçmesi gerekiyordu. UBP tüzüğüne göre tüm parti üyelerinin oy verme hakkına sahip olduğu iki aşamalı bir seçim yapılması söz konusuydu. Zira tüzüğe göre parti başkanının oy kullanan partililerin en az % 50’sinin oyunu alması gerekiyordu ve adaylardan hiçbirinin ilk turda %50’yi geçmesi beklenmiyordu. 

Nitekim ilk tur oylamaları sonucunda hiçbir aday %50’yi aşamadı. En fazla oyu alan iki adayın ikinci turda kozlarını paylaşması bekleniyordu. Ancak, ikinci tur oylamadan hemen önce her iki aday da aniden seçimden çekildi. İddialara göre sabaha karşı evlerinin kapısı çalınmış, gelen bazı kişiler MİT’ten geldiklerini iddia ederek seçimden çekilmelerini istemişti. 

Bu şartlar altında parti genel sekreteri Sayın Ersan Saner, yenilenecek parti başkanlığı seçimlerine kadar partinin başına geçti. UBP Meclis’te en büyük parti olduğundan, Cumhurbaşkanı Tatar da kendisine hemen hükümeti kurma görevini verdi. UBP’nin başına bile seçimle gelemeyen Saner bir anda kendisini başbakanlık koltuğunda buldu. 

Fiilen 19 milletvekili olan UBP’nin yeni bir hükümet kurma çabalarına üç milletvekili olan sağ muhafazakâr Demokrat Parti (DP) ve iki milletvekili olan şovenist Yeniden Doğuş Partisi (YDP) destek verdiler ve koalisyona girmeyi kabul ettiler. Ancak, 50 sandalyeli Meclis’te, 24 milletvekili hükümet kurmaya yetmiyordu.

Çare tükenmez 

Süleyman Demirel’in zamanında dediği gibi demokrasilerde çare tükenmez. Nitekim, hükümete açıktan destek vermek için, hiçbir anlamlı gerekçe göstermeden HP’den istifa eden üç milletvekili sayesinde bu soruna da çare bulundu ve Sayın Saner başkanlığında bir azınlık hükümeti göreve başladı. 

Ancak, demokrasilerde çare tükenmediği gibi sorunlar da tükenmez. İlk sorun YDP’de baş gösterdi. Genel sekreter, parti başkanı ve başbakan yardımcısıyla anlaşamayarak partisinden istifa etti ve yeni bir parti kurdu. KKTC kamuoyu ise, aynı dönemde başbakan yardımcılığını üstlenmiş olan YDP başkanının, kendisine bağlı olan KKTC’nin elektrik kurumu Kıb-Tek’te sebep olduğu skandallarla çalkalanıyordu. 

Bu arada UBP’nin ertelenmiş olan parti başkanlığı seçimi tüzük gereği kaçınılamaz bir şekilde yeniden gündeme geldi. Önceki seçimin ikinci turunda adaylıktan çekilenler dahil üç aday ortaya çıktı. Başbakan Ersan Saner’in de seçime katılması bekleniyordu. Ancak, bir anda kendisine ait bir seks kaseti piyasaya sürüldü. Bir genel başkanı yolsuzluktan yargılanmamak için İstanbul’a yerleşen UBP’nin, bir diğer genel başkanı da seks kaseti ile gündem olmuştu. Unutmayalım, bu parti KKTC’nin açık ara en büyük partisi! Ankara’nın da desteğini çektiği Saner, UBP tabanının da antipatisini üstüne toplamış olduğundan seçime katılmaktan vazgeçti. 

Sonunda UBP başkanlık seçimi yapıldı ve geçen sefer ikinci turda çekilmeye zorlanan Dr. Faiz Sucuoğlu, ilk turda üyelerden %60’ın üzerinde oy alarak partinin yeni başkanı oldu. Cumhurbaşkanı Tatar, parti başkanlığı seçimini kazanan Dr. Sucuoğlu’na derhal hükümeti kurma görevini verdi. Hükümet 13 Kasım’da güvenoyu aldı. Ancak, 8 Kasım’da Meclis erken seçim kararı almış olduğundan Sucuoğlu Hükümeti’nin ömrü erken seçim sonrası kurulacak yeni hükümete kadar devam edecek. (Yeni hükümetin de Faiz Bey tarafından kurulması olasılığı çok yüksek.) Bu arada Sayın Sucuoğlu’nun hükümeti açıklamadan önce bakanlar kurulu listesiyle Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliğine gitmesi, muhalefet tarafından icazet almak olarak değerlendirildi. 

23 Ocak’ta yapılacak seçimlerle ilgili doğal olarak anketler de yapılıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi bu anketlerin önemli bir kısmı manipülatif. Ancak genel kanı, UBP’nin birinci, sosyal demokrat Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) ikinci, epey arkalardan gelmekle birlikte HP’nin üçüncü parti olacağı, toplamda altı parti barajı geçeceğinden yeni bir koalisyon ihtimalinin yüksek olduğu yönünde. 

Ankara rejiminin KKTC’de parti içi seçimlere bile müdahale etmesi nedeniyle, KKTC seçimlerini artık ciddiye almayan önemli bir kitle de var. Seçmenin %28-30’u ise seçimde oy verip vermeme veya kime oy vereceği konusunda halen kararsız. 

KKTC devlet sisteminde cumhurbaşkanı ağırlıklı olarak dış politikadan sorumlu. Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı KKTC’nin cumhurbaşkanının, Birleşmiş Milletler tarafından Kıbrıs Türk Toplumu’nun yasal temsilcisi olarak görülmesi, bunun en önemli nedenlerinden biri.

Ekonomi sorunu 

Hükümetin ise, bir dışişleri bakanının varlığına rağmen, daha çok yurt içi sorunlarla ilgilenmesi bekleniyor. Günümüzdeki en önemli iç sorun ise tahmin edebileceğiniz gibi ekonomi. Ülkenin kendi para birimi yok. Merkez Bankası var ama başkanını Türkiye atıyor. Dolayısıyla bağımsız bir para politikası uygulaması olanaksız. (Bu arada ülkede polis ve itfaiye teşkilatlarının da Türkiye’nin Ada’da bulunan kolordusuna bağlı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.) 

Yunan ve Rum Yönetimi tarafından bir dantel işler gibi oluşturulan izolasyonlar nedeniyle (sadece ambargo değil tam bir izolasyon!) sağlıklı mali politikalar üretme imkânı da son derece kısıtlı. Normal zamanlarda bütçe cari harcamalarda zaman zaman dengelenebilse bile, yatırım harcamaları açısından KKTC tamamen Türkiye’ye bağlı. 

Geçmişte de Türkiye, Kıbrıs Türk Toplumu’nun iç işlerine zaman zaman müdahale etmiş ama, bu daha çok Türkiye’nin güvenlik konularıyla ilgili ulusal stratejisi bağlamında olmuş. Toplumun kendi kendisini yönetmesine müdahale edilmemiş. 

Ancak, son yıllarda durum değişti. Artık, Türkiye’den tanıdığımız malum müteahhit firmalar, ihalesiz, doğrudan verilen işlerle Ada’ya yerleşmeye başlamış durumda. Eğitim, elektrik, iletişim, kent içi su dağıtımı, kanalizasyon ve arıtma gibi altyapılar ciddi şekilde yetersiz kalırken, dini yapılara harcanan on milyonlarca dolar, liberal ve Atatürkçü olmakla övünen Kıbrıs Türk Toplumu’nda ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Yaşam tarzını değiştirmeleri için yapılan baskılar da artmış durumda. Bir de tabii, Sedat Peker vasıtasıyla iyice su yüzüne çıkan mafyalaşma olayı halkı ciddi şekilde rahatsız ediyor. 

Yürüyerek geçebildikleri Güney Kıbrıs’taki refah ve yaşam tarzı, özellikle toplumun genç kesiminin Türkiye’den uzaklaşmasına neden oluyor. Toplum maalesef, halihazırdaki Ankara rejimiyle Türkiye’yi bir tutuyor. Tepkiler artıyor ve bu tepkiler AB tarafından beslenerek büyütülüyor. Ankara’daki rejim KKTC’de züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi hareket ederken, AB ve Rumlar alttan alta ve sinsice toplumu kendi yanlarına çekmeye çalışıyor. Bunda da epey başarılılar. 

Şu anda KKTC’de bir tehlike daha var:Tüm sıkıntılarına rağmen, hukuk sistemi çalışan, demokrasisini Ankara’dan yapılan müdahalelere rağmen ayakta tutabilmiş, basın özgürlüğünün olduğu bir ülke KKTC. Ancak, bunu değiştirme ve Türkiye’deki rejime benzer bir sistem oluşturma çabaları her geçen gün artıyor. Ülkenin kurucu partisi UBP, Türkiye’deki AKP’nin Lefkoşa bürosu gibi çalışma eğiliminde. Türkiye’nin rejimi değiştirip, demokratik parlamenter rejimden ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemine’ geçme arzusu artık iyice belirgin hale gelmiş durumda. Halkın tepkisine rağmen, KKTC Cumhurbaşkanlığı külliyesinin inşaatı Türkiye’nin sağladığı kaynaklarla başlamak üzere. Son zamanlarda da yargı bağımsızlığını kaldırmak için bazı yasa değişikliği girişimleri var. 

Dolayısıyla, 23 Ocak 2022’de yapılacak seçimlerde, Türkiye’de uygulanmakta olan yönetim sistemine geçiş için gerekli altyapıyı hazırlamaya eğilimli partilerin tek başına veya birlikte iktidara gelmeleri ülke için büyük bir tehlike yaratacak. Seçimlerde bu değişikliğe izin vermeyecek partilerin Meclis’te yeterli sandalyeyi kazanmaları, rejim değişikliğine teşne olacak partileri kendileriyle koalisyona zorlamaları gerekiyor. Bu nedenle oy vermeyi düşünmeyen, hatta boykot çağrıları yapanların mutlaka sandığa gidip oy kullanmaları gerekiyor. Romantik düşüncelerin, eylemlerin zamanı değil.

KKTC, Türkiye’de yapılacak seçimlere kadar parlamenter demokratik yapısını ve hukuk sistemini korumak zorunda. O nedenle KKTC’de yapılacak bu erken seçim büyük önem taşıyor.

Yazının orijinali için tıklayın

Etiketler:  Alper Eliçin