Türkiye tam bir yangın yeri gibi!

Türkiye tam bir yangın yeri gibi!

4 Ağustos 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Türkiye’deki yangınlar KKTC yurttaşlarının da yüreğini yaktı. KKTC Hükümeti bir destek ekibi göndermeyi akıl etti sonunda ve bir de yardım kampanyası başlatılması bekleniyor ama yangınların KKTC yurttaşlarında yaptığı etki çok daha büyük: Herkes bunu konuşuyor; herkes bu yangınlara daha etkin bir şekilde müdahale edilemediği için öfkeleniyor ve herkes korkup endişeleniyor! 

Bu duygudaşlık, KKTC yurttaşları ile Türk halkı arasında hiçbir gerilim olmadığının da göstergesidir aslında... Gerilim varsa Türkiye hükümeti ile KKTC halkı arasında vardır!  

Bu duygudaşlık, başarılar karşısında yaşanan sevinç ile yetersizlikler karşısında duyulan öfke ve korku, KKTC ile Türkiye’nin kaderinin ortak olduğunu da hatırlattı. KKTC’de işlerin daha iyi gidebilmesi; toplumsal ilişkilerin daha insanca olabilmesi için Türkiye’deki işlerin de düzelmesi ve Türk hükümetinin daha düzgün işler yapması gerektiği KKTC yurttaşlarının neredeyse hepsinin bilincine biraz daha kazındı. 

İletişim tuhaflıkları

KKTC en fazla dikkat çeken şeylerden biri iletişim tuhaflıklarıdır sanırım. Yangın var ama yangınları görüntülemek ve yayınlamak suç haline getirilmeye çalışıyor ya... İşte bu bizi daha fazla korkuyor ve endişelendiriyor!  

Bu tür yangınlara karşı yurttaşlar tarafından alınması gereken tedbirler varsa bunların idrak edilebilmesi için yangından korkmak gerekmez mi? 

İdare, kamu kaynaklarını çarçur ederek orman yangınları için mücadeleye yeterli kaynak ayırmamışsa endişe etmek ve siyasal katılımı bu endişenin etkisi altında gerçekleştirmek kötü mü? 

İnsanların kendi yurtları için korkmaları ve endişelenmeleri ne zamandan beri suç oldu? 

Ama; yangını bile propaganda aracına dönüştürme acemilikleri ile Cumhurbaşkanı’na “çay attıranlar” veya oğlunu yangıncılara su taşırken kaybeden babayı Cumhurbaşkanı’nın huzuruna çıkardıkları halde bunu “Erdoğan’dan taziye ziyareti” diye sunma gayretkeşliğiyle Cumhurbaşkanı’na itibar kaybettirenler “suçlu” sayılsa yeridir sanırım. Hapse tıkılmasalar bile tenzilirütbe ile bundan böyle memur gibi çalıştırılmaları elzemdir. Korku ve endişe kaynaklarından biri ise, bunun yapılmayacağının bilinmesidir. 

İtibar kaybı devam ediyor

Her ne kadar yasaklanmaya çalışılıyor olsa bile, KKTC’ye çeşitli yollarla ulaşan yangın haberleri tam da RTÜK’ün belirtmiş olduğu gibi Kıbrıs Türk kamuoyunda da “korku ve endişe” uyandırıyor gerçekten. 

Kuzey Kıbrıs, Türkiye’deki orman yangınları devam ederken üç yangın yaşadı. Üç ciddi yangın tehlikesi de diyebiliriz... Yüreğimiz ağzımıza geldi; korktuk ve endişelendik! Türkiye’den bize yardım gelemeyeceğini düşündükçe tüylerimiz diken diken oldu! 

Yangınlar bir şekilde söndürüldü ama bu korku hâlâ daha devam ediyor: Türkiye bize yardım edemez duruma düşerse halimiz ne olacak? 

Sadece orman yangınları konusunda değil üstelik... Savunmadan maaş ödemeye; aşı temininden içme suyuna kadar pek çok konuda Türkiye’ye bağımlı olduğumuzun bilincindeyiz. Türkiye ile aynı kaderi paylaştığımızı söylerken kimse demagoji yapmıyor. 

Kıbrıs Türk halkının içinde hissettiği bu korku ve endişe, Türkiye için gerçek bir “itibar kaybı” değilse nedir? Dosta güven, düşmana korku verdiğini düşündüğümüz Türkiye’de yaşananlar artık bizi korkutmaya başlamışsa bir külliye de Cumhurbaşkanı Tatar için yapmanın bunu telafi etmeye yeteceğini sanmıyorum!  

Ve Kuzey Kıbrıs’tan baktığımız zaman yanan sadece ormanlar değilmiş gibi algılıyoruz... Ormanları tutuşturan alevlerin, yönetim erkinin diğer kademelerinden sıçrayıp geldiklerini görüyoruz. Ekonomiden bürokrasiye, iletişimden siyasal demokrasiye kadar bütün hayati kurumlar zaten azgın alevlerin pençesinde kıvranıp durmuyor mu? 

Buradan bakıldığı zaman “yangında ilk kurtarılacaklardan” başlayarak acil kurtarma planının artık uygulamaya girmesini bekliyoruz.