Türkiye nasıl kalkınır?

Türkiye nasıl kalkınır?

26 Kasım 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

İktisat literatüründe ekonomik büyüme ve kalkınma birbirinden farklı kavramlar. Büyüme bir milli gelir artışı olgusu iken kalkınma insanların refahını iyileştirmeyi esas alan bilinçli bir politika müdahalesi. Yani günübirlik politikalarla, kredi rüzgârıyla milli gelirin geçici artışını sağlamak önemli değil. 

Refah artışı için öncelikle büyümeyi sürdürülebilir hale getirmek, gelir dağılımında adaleti sağlamak, yoksulluğu önlemek ve daha temiz bir çevre yaratmak gerekiyor. 

İşte bu konulara değinirken Profesör Stephen Parente heyecan içindeydi. Tahtaya Cobb Douglas üretim fonksiyonunu yazmış ve hararetle anlatmaya başlamıştı. Fonksiyon bir ülkedeki üretim düzeyi ile sermaye ve emek arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışıyor. Ancak Profesör Parente’nin önemle vurguladığı nokta denklemdeki A katsayısıydı. Bu katsayı içine teknolojiyi, bilgi birikimini ve kurumları da alıyor ve ülkelerin gelişmesini önemli ölçüde farklılaştırıyor. 

Yani bir ülkedeki sermaye ve emek stokunun büyüklüğü yanı sıra teknoloji üretimini ve bilgi birikimini artıracak eğitim, üniversiteler ve işlevini doğru yerine getiren, öncü, güvenilir kurumlar hayati önemde. Bunlara ilave olarak da gelir dağılımında adaleti sağlayacak, yoksulluğu azaltacak ve temiz bir çevre yaratacak bir politika gündemi gerekiyor. 

Dünya geneline bakıldığında, ülkeler doğal kaynaklar ve coğrafi imkânlar açısından aynı seviyede olsalar bile, eğitimi, fırsat eşitliğini, aklı ve icatçılığı öne alan bir sistem kuranlar daha fazla gelir ve refah yaratıyor. Daha eğitimli, daha bilinçli, daha demokratik bir toplum ise refah artışı açısından gerek şart kanımca. 

Şimdi buradan bakınca şu sorulabilir: Türkiye’de fırsat eşitliği, akılcılık, icatçılık, eğitim konuları ve kurumlar ne durumda? Bugün dünyada hemen her şeyin istatistiğini üretiyorlar. Eğitim göstergeleri, patent sayısı, bilimsel makale sayısı, araştırma geliştirme harcamaları, imalat sanayi ürünü ihracında yüksek teknoloji içeren ürünlerin payı ve fırsat eşitliğini kimi açılardan ölçen istatistikler söz konusu. En kolayından Dünya Bankasının veya OECD’nin veri sistemine girilip ülkelere karşılaştırmalı olarak bakılabilir. Peki Türkiye’nin durumu ne? Durum malum. Bazı göstergelerde göreli iyileşmeler olsa da birçok göstergede geriye gidiş söz konusu. Dolayısıyla bu istatistiklere yer ver vermek yerine girizgah çerçevesinde ne yapılabilir konusuna değinmek istiyorum. 

1. Agresif bir eğitim atılımı ilk şart. Sokakta, tarlada tek bir kız çocuğu kalmayacak. Ailelerin çocuğunu okula göndermeme diye bir tercihi olamayacak. Ülkenin her köşesinde herkesin ulaşabileceği nitelikli eğitim olacak. Bu temel bir insan hakkı konusu olduğu gibi fırsat eşitliğinin de en kritik unsuru. 

Bugün ülkemizde "özel okul furyası" diye bir yanlış var. Amerika’da, Avrupa’da, Rusya’da da özel okullar vardır ama sınırlı durumdadır. Birçok gelişmiş ülkede herkes güvenle çocuğunu ülkenin her yerindeki devlet okullarına gönderebiliyor. Sivil toplum kuruluşlarının çabaları her zaman önemli ama bu konu sadece ve sadece devlet gücü ve politikasıyla çözülebilecek bir konu. Adam devşirme amacında olan hiçbir kurum, anlayış ve yapı kısmen dahi olsa konuya dahil edilemez. Ayrıca eğitim kurumları ve ilgili diğer kurumların desteğiyle çocukluktaki dengeli beslenme konusu da bir o kadar önemli. 

2. Üniversiteler kritik bir role sahip. Her küçük şehre, kasabaya ekonomiye katkı olsun diye devlet dairesi açar gibi üniversite, fakülte veya yüksekokul açılmamalı. Öncelikle alt yapı ve insan kaynağının hazırlanması gerekir. Üniversitelerde kent ve kampüs ortamı, bilim, araştırma, özgürce düşünen bir gençlik olmalı. Nitelikli öğretim kadrosu şart. Kimi grupların, cemaatlerin, tarikatların iktidar alanı olmamalı üniversiteler. Tanıdık, eş dost etkisi olmamalı. Üniversitelerin yönetimi kendi geleneklerine, ilkelerine ve liyakat esasına göre  yapılmalı. Hepimiz için, ülkemiz için hayati önemde bu. 

3. Kültür kodlarında yer alan olumsuz bakış açısı ile mücadele edilmeli. "İcat çıkarma başımıza", "bugün şemsiye almadım ya kesin yağmur yağar", "iyi bir şeyin benim başıma gelmesi imkansız", "sen mi başaracaksın", "ne önde ol ne geride..." gibi kültür kodlarında yer alan olumsuz düşünme biçimleri ile mücadele edilmeli. İnsanlığın evrensel değerlerini, fırsat eşitliğini, cesareti, hakkaniyeti, öz güveni daha çocuk yaşta öğretmeliyiz. 

4. Evrensel geçerliliği olan bir bilim politikası şart. Bilim politikalarını etkin şekilde geliştirecek kurum ve insan kaynağı daha fazla desteklenmeli. Türkiye’nin dünyanın her yerinde başarı sahibi olmuş insan kaynağı, araştırmacıları var. Ortak akla dayanan, yetenekleri açığa çıkaran, dünyadaki gelişmeleri ve Türkiye’nin ihtiyaçlarını dikkate alan bir bilim politikasına ihtiyacımız var. Seçilmiş konuları kamuoyu algısı yaratacak şekilde öne çıkarmak yerine her alana etki edecek bir bilim politikası geliştirilmeli. 

5. Fırsat eşitliği ve toplumsal huzur gerekli. Adalete, hakkaniyete dayanan, fakirlere de nitelikli eğitimi öngören, düşük gelirli kesimleri destekleyecek, adam kayırmacılığı (nepotizm) önleyecek, herkesin enerjisini, aklını ve emeğini dikkate alacak bir sistem kurabilirsek gerçek bir sıçrama yapabiliriz. Ama bunlar metinlerde süslü laflar olarak kalmayacak ve böyle olduğuna herkes inanacak. 

6. İyi bir hukuk sistemi ve adalet toplumsal başarı ikliminin temeli. Bu konu hemen herkes tarafından dile getirilen önemli bir konu. Hukuk, bireylere, firmalara, kurumlara hava gibi, su gibi lazım. Güvenilir, bağımsız, adil ve eşitlik üzerine kurulu, zamanında sonuç alınabilecek bir hukuk sistemi her şeyin temeli. Ekonomi ve yatırımcılar için de vazgeçilmez önemde.  

7. Kadının statüsü belirleyici bir unsur. Kadınların iş gücüne katılımını, eğitimini, haklarını, eşitliğini gözeten bir bakış açısı konunun en önemli parçası durumunda. Eğitimli ve çalışan kadın, çocuğun ve toplumun gelişimi ve ilerlemesinde büyük bir yere sahip. 

8. Kurumlar işlevini yerine getirebilmeli. Bugün dünyada yüzyıllardır hiç değişmeyen köklü, gelenekleri, kuralları olan kurumlar var. Liyakat, fırsat eşitliliği var. O grubun adamı, bunun yakını anlayışı yok. İşi en iyi yapacak kişiler seçiliyor yönetici olarak. Çalışanların uzun yıllar boyunca oluşan birikimini, emeğini birilerinin paraşütle gelip göz ardı etmesi ülkeye katkı vermiyor. Bana göre belli bir düzeye kadar yönetici seçiminde çalışanların da söz hakkı olmalı. 

Grigori Petrov’un "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" adlı kitabındaki şu satırlara kulak verelim: “İster bürolarda çalışın, ister tüccar olun, istediğiniz işi yapın ama canlı bir ruha ve yüksek bilgilere sahip kimselerin gerekli olduğu yerleri işgal etmeyin!” 

Tabi olduğu ve uyguladığı mevzuat her Allah'ın günü değiştirilen, ele geçirilecek yerler olarak görülen, sürekli müdahale edilen, önemsizleştirilen ve ayak bağı olarak görülen kurumların olduğu bir yerde kalkınma olması mümkün değil. 

9. Bazı önemli soruların yanıtını aramalıyız. Türkiye kıt imkanlarla büyük fabrikalar kurdu otuzlu yıllarda. Bir çok ülkeden önce uçak fabrikası kurdu ama 1950’de kapatıldı. Neden? Yetmişlerin ithal ikamesi süreci başarısızlığa uğradı. Neden? Her aklı başında ülkenin yaptığı gibi bir ulusal bilinç ve duyarlılık gerekmiyor mu? 

10. Gelir dağılımında adalet sağlayacak ve yoksulluğu önleyecek mekanizmalar gerekiyor. Salgınla birlikte daha kırılgan hale gelen ve ciddi gelir kayıplarına uğrayan nüfustaki artış dünya genelinde olduğu gibi Türkiye için de önemli bir sorun. Ekonomi politikalarının bir yandan sürdürülebilir büyümeye odaklanırken bir yandan da gelir adaletine odaklanması kalkınma açısından kritik önemde. Minimum yardım unsurlarıyla yetinerek, insanları yardımlara bağımlı hale getirerek, iş ve gelir imkanı yaratmaksızın yoksulluğu önlemek olası değil. 

Sonuç olarak, mesele cari açık, tasarruf yetersizliği, işsizlik, enflasyon, değişken ve çok dağınık teşvik sistemleri, sürekli başvurulan vergi afları ve kur dalgalanmalarından daha farklı. Bunlar sadece sonuç. İyi bir eğitim sistemi, iyi işleyen kurumlar, fırsat eşitliği ve ortak aklı devreye sokabilirsek bu sorunlar ortaya çıkmaz bile. İşte Türkiye’nin kalkınması konusu da bu temel konuların birlikte ele alınmasına bağlı öncelikle. Ama "mış" gibi yaparak değil, gerçekle yüzleşip, siyasal uzlaşı içinde yaklaşmak gerekiyor konuya.

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.

Etiketler:  Ekonomi