Türkiye için 'kıyamet senaryosu'

Türkiye için 'kıyamet senaryosu'

6 Nisan 2021 Salı  |   Günlük

Artı Gerçek'ten Ayşegül Karakülhancı, Rusya ile Ukrayna arasında artan tansiyonu ve Türkiye'ye olası yansımalarını Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer'le konuştu:

- Rusya ile Ukrayna arasında tansiyon bir anda neden yükseldi? Sizce bu krizin savaşa dönüşme ihtimali var mı?

-Kırım işgali ve ilhakından sonra Ukrayna ile Rusya arasında Donbass bölgesindeki Donetsk ve Lugansk’taki ayrılıkçı güçlerin faaliyetleri çerçevesinde süregelen bir gerginlik zaten vardı. Konuyla ilgili Minsk süreci de atıl kalmıştı. Bu, Ukrayna devlet başkanı olarak Vladimir Zelenskiy’nin seçilmesiyle beraber tırmanacağı belli olan bir gerilimdi. Zelenskiy’nin içerideki iktidara hâkimiyeti ya da ülkenin genel iktisadi durumuyla ilgili performansında bir şekilde klasik konu olan Rusya düşmanlığı temelinde hem Kırım hem de Donbass bölgesine dikkat çekeceği belliydi. Zelenskiy’nin arkasındaki askeri kesimlerin onu buna ittiklerini de biliyoruz. Bir başka faktör de ABD’nin özellikle Trump’ın son dönemlerinden itibaren Biden’la birlikte yeni şekillenen Rusya’nın düşman olarak tanımlanması politikası çerçevesinde Ukrayna üzerinden Rusya ile konfrantasyon ya da Rusya’yı sıkıştırmak üzere faaliyette bulunacağı, Ukrayna’yı buna cesaretlendirmesi de bekleniyordu. Çünkü Kırım’ın ilhakını sadece ABD değil AB hatta Türkiye de tanımıyor. Rusya ise özellikle Belarus’taki gelişmeler, hemen akabindeki Ermenistan-Azerbaycan savaşıyla güney Kafkasya’yı bir anlamda tekrar kontrolü altına almasıyla Ukrayna üzerine daha da yoğunlaşmak için kendisine bir alan açtı. Donbass’ta yaşayan ayrılıkçı olarak nitelendirilen kesimlerin önemli bir bölümü zaten Rus vatandaşı. Dolayısıyla Rusya’nın bölgeye olan ilgisi, bölgenin iktisadi yapısının ötesinde tarihi ve kültürel bağlar da içeriyor. Rusya’da bunu kullanarak bu alan üzerinden de Batı’nın kuyruğuna takılan Ukrayna’yla tekrar bir hesaplaşma ya da tekrar bir ders verme sürecine girdi. Bunu yaparken de Kırım’ın ilhakını da bir taraf da tutarak bu çarpışmayla yani Donbass üzerindeki tartışmayla aslında Kırım’ın da tartışılmaması gereken bir pencere açmaya çalışıyor. Rusya’da da pandemiyle beraber oluşan iktisadi kriz, Navalnıy ve benzeri muhalefetin boy göstermeye başlamasıyla klasik Ukrayna gerginliği konusuna dönüş arayışı da var. Tıpkı Zelenskiy’nin yaptığı gibi diğer tarafta da Putin aynı arayışta. Rusya, bölgedeki askeri faaliyetini hiçbir şekilde gizleme veya görülmemesine yönelik bir çaba sarf etme sürecinde değil. Tam tersine izlenmesini istiyor. Bunu da ABD yönetimine bir mesaj olarak iletiyor. Hatta Ukrayna hata yaparsa yine kaybeder diye ABD ile konfrantasyonu arasında üst perdeden haklı bir boyutta meydan okuyor. Bu da tabii iç politikayla alakalı. Minsk’e ve Belarus’a da yansımaları olacak. Rusya ABD’ye açıkçası “yaptıklarını gördüm, görüyorum ve tedbirimi alıyor ve ikaz ediyorum” diyor. ABD’de Ukrayna’ya “ben senin arkandayım, NATO olarak biz senin arkandayız, destekliyoruz bu yolda git, bir şekilde Rusya’yla hesaplaşma noktasına geleceksek o yer de burasıdır” diyor. Başka uygun bir yerde kalmadı. Ermenistan’ın yardımına son altı-yedi aydır ne ABD ne NATO ne de AB gidebildi. Kaldı ki zaten NATO üyesi Türkiye de çok açıkça diğer tarafta yer alıyordu. 

- Yani bu askeri yığınağın temel sebebi siyasi bir güç gösterisi mi?

-Temelde evet, Ukrayna’nın Rusya’ya başkaldırısı meydan okuması da öyle, Rusya’nın da Ukrayna üzerinden tüm Batı’ya bu restinizi görüyorum cevabından başka bir şey değil. 

- Bu gerginlik sıcak bir çatışmaya veya savaşa dönüşür mü?

-Böyle bir ihtimal var, bunu net olarak söyleyebilirim. Ama büyük ölçüde savaşla biter diyemiyorum. Böylesine bir tahkimatın olması da zaten tansiyonun ulaşacağı maksimum seviye her neresiyse orada sıcak gerilim yaşanması anlamına geliyor.

-Türkiye’nin Rusya ile S-400’lerin alınmasıyla birlikte kurduğu ilişki Batılı müttefiklerinden biraz daha farklı. Ayrıca Rusya ile Suriye’de zaman zaman birlikte hareket ediyor. Ancak Rusya’nın karşıtı Ukrayna ile de son yıllarda özellikle savunma sanayi alış verişinde çok yakın bir ilişki kurdu. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına da karşı çıkıyor. Böylesi karışık bir ilişki ağında olası bir sıcak çatışma yaşanırsa bu noktada Türkiye nasıl bir pozisyon alabilir? 

-Türkiye ilhakından bu yana Kırım konusundaki politikasını, Rusya’nın ilhakını tanımadığını her zaman her platformda çok net bir şekilde dile getirdi. Türkiye bu anlamda ABD ve AB’yi dikkate alarak söylüyorum, Batı bloğundaki en kararlı ülke konumundaydı. Bu pozisyonunun eleştirilip eleştirilemeyeceği konusundaki görüşlerim saklı, Türkiye’nin bu konudaki dış politikasını alkışlamaktan öte durum tespiti yapıyorum. Konuya geri dönecek olursam bu süre zarfında bunu yaparken de Türkiye Rusya ile hem içerde hem dışarıda Libya, Suriye, Kafkasya cephelerinde çok yakın ilişkiler de tesis edebildi. Yani milyon dolarlık enerji projeleri, S-400 alımı, Suriye, Libya, Azerbaycan-Ermenistan savaşı burada da zaman zaman sorun yaşasa da bir işbirliği sürdürme kararlılığında ve gayretinde oldu. Hatta S-400’ler konusunda NATO’yla ve bir anlamda ABD’yle ters düşme pahasına bir politika izledi. Bu da farklı ‘bir dik duruş’ boyutuydu. Bugün gelinen noktada siz de belirttiniz, Ukrayna ile savunma sanayide işbirliği, bir al-ver süreci (bu sadece Bayraktar'ların satışı değil), kredilendirme, siyasi anlamda yakın ilişkiler tesis edilmesiyle birlikte kâğıt üzerinde Türkiye’nin bir NATO üyesi ve Batı’nın sadık bir müttefiki olarak bu krizde oynayacağı rolü üç aşağı beş yukarı kestirebiliriz. Kaldı ki NATO’nun oluşturduğu acil görev gücünün de şu anda 2021’de komutası Türkiye’de. 6 bin küsur askerden oluşan bu birliğe biz 4 bin küsur askerle iştirak ediyoruz. Yani bu, Ukrayna’da bir çatışma çıktığı anda NATO’nun acil müdahale edeceği gücüdür. Bugün bu arka plan bilgisine sahip olmama rağmen Türkiye’nin böyle bir krizde bilinçli bir strateji izleyebileceğinden şüpheliyim.

-Neden böyle bir şüphe içerisindesiniz? 

-Çünkü hem Rusya’yla hem ABD ile son derece karmaşık sorunlar da içeren dalgalı bir ilişki düzeyimiz var. Son beş yılda Rusya ve ABD arasında bir denge politikası yürüterek bugünlere geldik. Bazıları bunu bir başarı olarak görüyor ama ben öyle görmüyorum. Bu hassasiyetler, sorunlar çerçevesinde Türkiye’nin ne yapabileceğinden emin olduğu kanaatinde değilim. Ama Ukrayna gerilimi tırmanırsa kısa sürede ABD’nin ve Batı’nın Türkiye’ye yönelik politika ve eylemleriyle Türkiye’nin sanki orada konumlanacağına yönelik çok önemli bir süreçte olduğunu da söyleyebilirim. Bu sadece ABD Savunma Bakanı’nın Akar’la görüşmesinden veya geçtiğimiz kasımdan bu yana Türkiye’nin AB ile gelişen iyi ilişkilerinden kaynaklanmıyor. Ama Fırat’ın doğusundan Halk Bank davasına Amerika’yla S-400 birinci partisiyle ilgili sorunlara kadar da belki de yeni bir başlangıcın yolunu açacak bir fırsat olabilir. NATO üyesi olarak Türkiye’nin böyle bir yola gidebileceğini düşünebiliriz. Ama bunu yaparken mutlaka Rusya’yı karşısına almaması gerekecek Türkiye bunu da yapmak istemeyecek. Ama istememek başka bir şey, taraf olmak başka bir şeydir. Buradan nasıl çıkar o da ayrı bir soru işareti. 

-Türkiye bu sorunda Rusya’yı karşısına almadan konumlanabilir mi? 

-Karşısına alan bir sürece sokarsa uçak krizini aratır Türkiye’ye, onu söyleyeyim. Bu bölge Suriye’deki, Irak’taki ya da Dağlık Karabağ’daki gibi Rusya’yla işbirliği veya tartışacağımız bir bölge değil. Burası Rusya’nın arka bahçesidir. Buradaki olay sadece Donbass’daki ayrılıkçılar ya da bilmem kaç kilometre karelik bir alan değil, sadece Kırım da değil. Bu Sovyetler Birliği yıkıldığı günden bugüne kadar gelen bir NATO-Rusya kapışmasının en somut aşamaya gelmiş hali olacak. Dolayısıyla bu noktada artık Rusya Türkiye’yi çok stratejik bir ülke olarak değerlendirse de, Türkiye’de çok önemli yatırımları olsa da Ukrayna konusu Rusya için başka bir şey. Türkiye’nin bu noktada açıkçası çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu yapabilecek zaman, fırsat, araç, değerlendirme, vizyon var mı, ondan kesinlikle emin değilim.

- Uçak konusunu hatırlattınız ama yine de sormak istiyorum. Türkiye NATO ve Rusya arasında dengeyi sağlayamadı diyelim. En kötü senaryoyla ne olabilir? 

Birincisi Türkiye’nin geleneksel Batı ittifakı üyesi olduğu ve bu ittifak içerisinde önemli bir rol üstlendiğinin altı çizilir. Bu Türkiye ABD ve Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir pencere açar. Yani bu bir fırsat olur Türkiye açısından. Fakat soğuk savaş zamanında SSCB, ABD, NATO gerilimin en üst noktalara taşındığı dönemlerde bile Türkiye’nin NATO’nun bir ileri karakolu olarak hiçbir zaman karşılaşmak durumunda olmadığı bir tehlikeyle karşılaşmış olma durumu söz konusu. Ortada Sovyetler olmasa bile bugün Rusya’nın karşısına böylesine tırnak içerisinde söylüyorum NATO’nun ileri karakolu gibi faaliyet gösteren bir Türkiye’nin birçok cephede dış politikası zarar görür. Batı’yla düzeltme şansı olsa bile bu Suriye’den Kafkasya’ya Türk-Rus ilişkilerine çok zarar verir. İki ülke arasında iktisadi ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın en yaygın olduğu ülkedir. Türkiye-Rusya ilişkileri Türkiye ekonomisi açısından önemlidir. Turizmden, Akkuyu’dan, Kuzey Akımı’ndan falan bahsetmiyorum genel dış ticaret dengesinden, enerji arzından bahsediyorum. Yani Türkiye’nin Rusya’yla ilişkisini dengeleyememesi durumu bir kıyamet senaryosu olur. Batı Türkiye’yi bu noktada bırakmak ister mi cevabım net, evet.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın

Etiketler:  Rusya