'Türkiye etkisi' ve 'KKTC sorunu'

'Türkiye etkisi' ve 'KKTC sorunu'

2 Haziran 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Sedat Peker, Türkiye’deki gündemi sarsabilmek için Kuzey Kıbrıs bağlantılı açıklamalar yaptı. 25 yıl önceki Kutlu Adalı cinayetini, Kıbrıs’ın uyuşturucu ticareti ile sanal kumar-bahis olaylarındaki yerlerini hatırlattı. 

Anladığımız odur ki elindeki önemli kozlardan biri, kardeşi Atilla Peker’in de karıştığı Adalı cinayetiydi. KKTC’de en fazla yankı bulan da bu cinayet oldu zaten... Nedense gerek iktidar, gerekse muhalefet çevreleri bugüne ilişkin iddialarla pek ilgilenmediler. 

Eskiden “Türkiye hapşırırsa Kıbrıs nezle olur” derdik... Şimdilerde, “Türkiye’de ne varsa KKTC’de olacak” diyen çok sayıda siyasetçi var. Peker’in açıklamaları bunu bir kez daha kanıtladı.  

Buna bir de KKTC’deki “Türkiye bizi ister. Parayı ancak bize verir” muhabbeti üzerinden siyaset yapanları eklemek gerekiyor. Böylede KKTC’deki “Türkiye etkisi”ni kolaylaşmış olacaktır. 

Türkiye etkisi, sadece siyaset ile ilgili değildir aslında. Ekonomik ve sosyal hayata ilişkin pek çok olgu da Türkiye üzerinden Kıbrıs’a akmaktadır: Türkiye’de işler iyiye giderse KKTC’deki ekonomik büyüme de hızlanır... İbadethanelerde kendini göstermek bir moda haline gelirse KKTC de bundan nasibini alır. Türk gençleri solculuğa yönelirse bizim gençler de solcu olacak demektir. Cahillik veya bilim karşıtlığı prim yapmaya başlamışsa yandık; bunun etkisinde kurtulmamız da mümkün değildir!

Filtre koyabilir miyiz?

“Türkiye etkisi” işte böyle bir şeydir! Türkiye’de ne varsa, Kıbrıs’ta da olacaktır... 

Aslında bu, kaçınılmaz bir şeydir. Kaçınılabilecek olan şey, bu etkinin şiddeti olabilir diye düşünüyorum.

KKTC tam anlamı ile Türkiye olmak yerine, kendi özerkliği içinde “iyi” diye nitelediği şeyleri kolayca kabullenirken, kötülüklerden uzak durmanın yollarını bulabilmelidir. Kimse bizi zorla liberalleştiremediği gibi, uyuşturucu kaçakçısı da yapamaz! 

İşte KKTC hükümetlerine veya devlet mekanizmasına düşen başlıca görev de bu olmalıdır. Türkiye’de değişen eğilimlere karşı Kıbrıslı Türklerin yasal çerçevesini, kültürel değerlerini, yaşam tarzlarını ve KKTC demokrasisini mümkün olduğunca korumak. 

“Türkiye öyle istiyor” 

Oysa yaşanan tam tersidir. Türkiye hükümetlerinin desteğine sahip olma gayretindeki politikacılarımız, ortada ne özerklik bırakıyor, ne de yasal çerçeve... “Türkiye öyle istiyor” denildi mi akan sular duruyor. 

Kıbrıs Türk tarihi, “Türkiye öyle istiyor” diyerek kendi tutumunu dayatmaya çalışan siyasetçilere doludur. İletişim zayıftı, herkesin herkese ulaşması mümkün olamazdı. Bu dönemlerin önemli bir kısmında zaten “gizlilik” de esastı. Oldu! 

Üstelik yapılanlar kadar, yapılamayanların sorumluluğunu Türkiye’ye yükleyerek işin içinden çıkmaya çalışanları da gördük. KKTC halkı, “Bana değil, Elçiliğe anlatın” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışan siyasetçileri de tanıdı. 

Türkiye’nin Ada’da görevlendirdiklerinin sorumluğunu da görmezlikten gelemeyiz tabii... Türk Mukavemet Teşkilatı’nda yaşananların farklı versiyonlarına hâlâ daha rastlamak mümkündür. “Reis’in talimatı böyledir” demek zaten tartışmayı bitiriyor. Görevliler kendi kişisel hesaplarını da bu etiketle görmeyi başarabiliyorlar. 

İşte asıl mesele! 

Sorumlusu ister KKTC hükümetleri, ister Türkiye’nin belirlediği görevliler olsun sonuç değişmiyor. Kıbrıslı Türklerin kendi aralarındaki birçok sorunun ve artan Türkiye karşıtlığının temel nedenleri de “Türkiye etkisi” dediğimiz bu olguda aranmalıdır. Bu ilişkiler ağı, Türkiye’ye “KKTC sorunu” diye büyük bir sorun hediye etmiş görünüyor. “KKTC sorunundan” beslenenler kimlerdir bilmiyorum ama varlıklarından eminim... Biliyorsunuz, kimi çevreler sorunlarla ortaya çıkar, gelişir ve hayatta kalmaya çalışır. Savaşlardan beslenenlerin savaşları sona erdirmeye çalışmasını bekleyemeyiz.

Elbette bu sorun da çözümlenecekse, bunun Kıbrıs Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti devletine hiçbir fayda sağlamadığının bilincinde olan yurtseverlerin işbirliği ile çözülecektir.