Türk ve Rus tarihlerinde ilginç benzerlikler

Türk ve Rus tarihlerinde ilginç benzerlikler

13 Kasım 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Catherine Evtuhov'un "Rusya Tarihi" adlı kitaba yazdığı önsözde şöyle bir cümle var: "Rusya tarihi Osmanlıların ve çağdaş Türklerin tarihini anlamak için şaşırtıcı şekilde elzemdir."  

Bu cümle konu üzerinde düşünmeye ve biraz araştırma yapmaya sevk etti. Ortaya aşağıda özetleyebileceğim ilginç konular çıkmış oldu. Buna göre: 

1-Türk ve Rus tarihindeki en ilginç benzerliklerden biri Bizans’ın mirası konusu. Ünlü tarihçi İlber Ortaylı’ya göre, Roma imparatorlukları üç taneydi ve üçünde de farklılıkların bir arada var olması esastı. Osmanlılık ise üçüncü ve son Roma’ydı. Birçok Türk tarihçisine göre Osmanlı 1453’de İstanbul’u fethettikten sonra idareden, askeriyeye, mimariden, diğer kültür alanlarına Bizans’tan bir çok şey almıştı.

Fakat ilginç olan Rusya’nın da kendisini üçüncü Roma olarak görmesi. Ruslar 10. yüzyılda dinleri incelerken Bizans kiliselerinin ihtişamından çok etkilenmişlerdi. Osmanlıya benzer şekilde idareden kültüre birçok özelliği kendi ülkelerine taşıdılar. Rusya’da dile getirilen üçüncü Roma teorisine göre ise, Moskova dünya hâkimiyetinin yeni merkezi olmuştu. Moskova hükümdarları ise Bizans’ın halefleri olarak Ortodoksluğun yüksek hamileri konumuna gelmişlerdi.  

Neticede Bizans’ın kimi özellikleri her iki imparatorluk dahilinde çeşitli açılardan yaşayageldi. 

2-Türk ve Rus tarihlerinde ilginç noktalardan biri de denizcilik alanındaki çabalarıydı kanımca. Fakat bu çabaların seyri birinin başarılı olmasına birinin de gerilemesine neden oldu. Osmanlı’nın çöküş nedenlerini irdeleyen Doğan Avcıoğlu’na göre sanayileşme emarelerinin belirdiği Osmanlı’da gerilemenin başlıca sebebi denizlerdeki hakimiyetin kaybedilmesiydi. Rusya’da ise Büyük Petro denizciliği geliştirerek hem bölgedeki hakimiyetini artırdı hem de Osmanlıya büyük bir darbe vurulmasına neden oldu. Bugünse her iki ülkenin denizcilik alanındaki çabaları gelecekleri ve yeni stratejik dengeler açısından önemli olacağa benziyor.  

3-Hem Osmanlı’da hem de Çarlık Rusya’sında 18. ve 19. yüzyıllarda Batılılaşma çabaları yoğunlaşmıştı. Esas olarak idareyi ve askeriyeyi geliştirmek üzere yola çıkılan adımlar her iki imparatorlukta da Batılı fikir ve siyasi akımların yayılmasına neden oldu. 

Fakat daha da ilginci Batılılaşmaya karşı gelişen refleksin her iki ülkede de süregelmesi. MGİMO öğretim üyesi Dr. İrina Svistunova’ya göre Türkiye ve Rusya ortak bir soruya yanıt aramıştı: “Yabancı medeniyetlerden yapılan benimsemelerin sınırı ne olmalıydı ki, bu benimsemeler kendi milli ve kültürel değerlerine zarar vermemeliydi.” 

Sınırların ne olacağının tartışılması yanında her iki ülkede de tarih boyunca Batılılaşmayı külliyen reddeden yaklaşımların olduğunu biliyoruz. 

4-Türkler ve Ruslar tarih sahnesine çıktıklarından bu yana coğrafyalarının kesişmesi nedeniyle hem savaştılar hem de iş birliği yaptıkları dönemler oldu. Fakat her halükarda birbirlerinin kültürünü etkilediler. İki imparatorluk önemli savaşlar yaşadı ve Osmanlı’nın yıkılışında bu savaşların önemli etkileri oldu. Özellikle Karadeniz'de hakimiyet kurmak  üzere giriştikleri çatışmalar önemliydi. Fakat tarihçi İlber Ortaylı’nın dediği gibi sonunda iki imparatorluk da bundan zarar gördü ve yerlerini yeni devletler aldı. 

Türkler ve Ruslar kültürel etkileşimleri yanında birbirleriyle ticaret yapmaya da önem verdiler. Ekonomik ilişkiler, göç, diplomatik ilişkiler her daim canlı bir etkileşim kurulmasına yol açtı. 

5-Yeni devletlerin ortaya çıkması başka bir ortak noktada buluşturdu onları. Her iki devlet de emperyalizme karşı savaşıyordu ve bu noktada kendi aralarındaki sorunları çözerek birbirlerine yardım ettiler. Atatürk ve Lenin arasındaki bu yakınlaşmanın önemli etkileri olmuştu. Kurtuluş Savaşı sırasında Sovyetler Birliği tarafından önemli yardımlar yapıldı. 1920’li ve 1930’lu yıllardaki Türk sanayileşmesine bu işbirliğinin çok önemli katkıları olmuştu. 

6-Her iki devletin de Batı ile ilişkileri hep sorunlu oldu. MGİMO öğretim üyesi Dr. İrina Svistunova bu noktada şöyle bir tespitte bulunuyor: “Doğal ve kültürel sebeplerden dolayı Batı bizim ülkelerimizi ayrıcalıklı ortak veya stratejik müttefik olarak kabul etmekte, hiçbir şekilde kendisinin organik devamı olarak görmemektedir.” 

7-Başka bir benzerlik her iki kültürün dini ele alış çabalarıyla ilgili. Öncelikle her iki imparatorluk da dini siyasi amaçları için kullandılar. Ruslar Hristiyanlık öncesi Pagandı. Türkler ise Şamandı malum. Rusya Ortodoksluğu seçerek kendi dilini ve kültürünü daha çok koruyarak kimi Pagan inançlarının yaşatılmasını sağladı. Ruslar Ortodoks milletleri himaye etme yönünde bir amaç da belirlemişti. Osmanlı ise halifeliği taşıyarak Müslüman milletleri himaye ve liderlik misyonu edinmişti. Fakat Osmanlı döneminde Türk dili ve kültürü Ruslarla aynı bilinçle korunamadı. Bizim kendi dilimiz ve kültürümüze sahip çıkmamızı asıl olarak Atatürk sağladı kanımca.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın

Etiketler:  Rusya