Trump'ın korkunç mirası

Trump'ın korkunç mirası

12 Ocak 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

6 Ocak 2021 ABD’nin sosyal ve siyasal tarihinde önemli bir yıl dönümü olarak yıllar boyunca anılacak ve önemli yorumlara, değerlendirmelere ve akademik araştırmalara konu olacak. 

1814 yılında İngilizlerin, bağımsızlık savaşını bastırmak için işgal etmesinden 207 yıl sonra ilk kez zorla işgal edilen Amerikan yasama organının başına gelenler elbette sayfalarca yorumu, saatler boyunca yapılan, yapılacak TV, radyo ve podcast söyleşilerini hak edecek kadar önemli. 

Evet, bu satırların yazarı dahil hemen ağzı olan herkesin konuştuğu, elinin altında klavyesi olan herkesin şu ya da bu ölçüde fikir beyan edip paylaşımda bulunduğu bir olayın üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra kuşbakışı bir değerlendirmenin bize gösterdiği neler var? 

Konuya değişik açılardan bakılacak olursa: 

• Rusya ve Çin liderleri ellerini ovuşturuyorlar. Özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ta 2016 yılındaki ABD başkanlık seçimleri kampanyası sırasında başlattığı çabalar sonucunu verdi: ABD’nin küresel olarak saygınlık kazandığı sayılan demokrasisi çok ciddi bir yara aldı. Amerikan demokrasisine olan güven hem içte hem de dışarıda sarsıldı. Washington’daki güç merkezleri bundan böyle “demokrasi götüreceğiz” iddialarıyla Irak ve Afganistan gibi ülkeleri işgal etme gerekçesini kullanamayacaklar. Elbette bu CIA’in gizli kapaklı eylemlerini engellemeyecek ama o eylemler artık suç işlenerek yapılmış olacak. 

• ABD’nin kurumlar demokrasisinin sağlam temellere oturmuş olmasına karşın, sadece bir bireyin sapkınlığı ile yoldan çıkabilecek kadar kırılgan olduğu ortaya çıktı. Elbette bu bireyin sapkınlığına zemin oluşturan toplumsal ve siyasal ortam, bu bireyin etkisiz hale getirilmesiyle bir gecede değişmiş olmayacak. Nedir bu ortamın temel özellikleri: Gittikçe artan gelir dağılımı adaletsizliğinin yarattığı, ırkçılık ve ayrımcılık duygularıyla beslenen, nesnel olma yeteneğini ve ilkesini terk etmiş ana akım medyanın körüklediği bir bölünmüşlük. Donald Trump, ister azledilsin, ister istifa etsin, bu toplumsal koşullar bütünü köklü bir biçimde değişmedikçe yeni bir Trump’ın dört ya da sekiz yıl sonra yeniden Beyaz Saray’a yerleşmeyeceğini kimse iddia edemez. 

• Kongre’nin Trump yanlısı faşizan gruplar tarafından işgal edilmesi ABD müttefikleri açısından da benzer kaygıları körükleyecektir. Artık ne AB ne de Japonya ve Güney Kore gibi Asya’daki müttefikleri ABD’ye yüzde yüz güvenilir bir müttefik olarak bakacak. Nasıl kırılan bir testinin parçalarının yapıştırılması o testiyi yenisi yapmaya yetmezse, Washington’a Trump politikaları nedeniyle sarsılan güven bir daha asla ittifakların ilk kurulduğu gündeki gibi sağlam olmayacaktır. 

• Trump’ın yerine seçilen Joe Biden’ın Amerikan toplumundaki bölünmüşlüğü ortadan kaldırma yolundaki başarı şansı nedir? Bütün iyi niyetine rağmen yüzde 50’den fazla değil. Bunun nedeni Biden’ın toplumun çoğunluğu tarafından bir umut olarak seçilmiş görünmesine karşın, hem devraldığı koşullar hem de Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’nin ruhunda sadece dört yılda gerçekleştirmeyi başardığı köklü değişim. Önce ekonomik koşullardan başlanacak olursa, ABD alt yapı açısından tam bir enkaz durumunda, üstelik ülke ekonomisi aşırı ölçüde finansallaşmış durumda. Öylesine ki, sadece geçen hafta Çalışma Bakanlığı Aralık 2020’de 140 bin kişinin daha işsiz kaldığını açıkladı. Peki borsaların buna tepkisi ne oldu: Dolar akıl almaz bir şekilde yükseldi, dolar yükselince bono faizleri arttı, hisse senetleri fiyatları yükseldi. Reel ekonomi ile finans ekonomisi arasındaki makasın bu derecede açıldığı bir aşamada, Biden yönetiminin gerçek bir ekonomik büyüme için trilyonlarca dolar kaynak yaratması gerekiyor. Diyelim ABD Hazinesi büyük bir borç yükünün altına girerek bu kaynağı yarattı, ABD’nin borcu zaten 30 trilyon dolara dayanmış durumda, bütçe açığı yıllık 1,5 trilyon dolara doğru dört nala at koşturuyor, bunun enflasyonist sonuçlarına karşı nasıl önlem alınacak? Bu enflasyonist ortam yeniden finans ekonomisine yarar sağlayıp reel ekonomiyi vurursa ne olacak? 

• Covid salgını yüzünden en fazla ölü vermiş olan ve halen salgının yayılma hızının en yüksek olduğu ABD’de aşı temini ve dağıtımındaki beceriksizlik salgının kontrol altına alınmasını ne derecede etkileyecek? Covid salgınını zaten “uydurma” olarak niteleyen Trump yanlısı gruplar aşı olmayı reddederek salgının daha da yayılmasına katkıda bulunacaklar mı? 

Bunlar gibi daha pek çok soru ekleyerek durumun belirsizliğini derinleştirmek mümkün. Önümüzdeki günler ve haftalar pek çok bilinmeze giden yollara açılacak. Bu kadar bilinmez arasından ABD’nin yeni lider takımının akıldan çıkarmaması gereken bir kesin olgu var:

6 Ocak’tan beri “Amerikan demokrasisinin beşiği” olarak anılan Kongre binasının 207 yıl aradan sonra işgal edilmesi, tesadüfi, bir kerelik sayılıp unutulacak bir olay olarak görülmemeli. Bu olay Trump’ın başkanlık döneminin bitişinden çok ABD faşizminin tırmanışında yeni bir kilometre taşı olarak değerlendirilirse belki de aşırı sağcı, ırkçı, ayrımcı eğilimlerin bir kaç yıl içinde yeni bir kilometre taşına daha ulaşmasına engel olunabilir.