Trump mı korona mı?

Trump mı korona mı?

23 Kasım 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Bu başlık elma ile armutların aynı kefede tartılması gibi görünse de, ABD toplumuna ve uzun vadede insanlığa verdikleri zararlar açısından kıyaslandığında “teşbihte hata olmaz” özdeyişinin hoşgörüsüne sığınma hakkından yararlanabilir. 

Koronovirüsün neden olduğu (bu yazının yazıldığı saatlere kadar) 58 milyon vaka ve 1 milyon 385 bin ölüm ile yakın tarihin en büyük faciası olduğuna kuşku yok. Virüs ABD’de 12 milyon kişinin hastalanmasına ve 250 binden fazla insanın ölümüne yol açtı. 

Elbette Trump’ın bu ölümlere (doğrudan) yol açmış olmak gibi suçlamaya hedef olması düşünülemez. Ancak Trump’ın ABD’deki demokrasi anlayışına verdiği zararın uzun vadede çok daha zararlı ve önlenemezse Covid-19 salgını kadar yayılma gücüne sahip olabileceğini söylemek çok da yanlış olmaz. 

2020 ABD başkanlık seçimleri Trump virüsünün Amerikan toplumunda büyümeye çok elverişli bir zemin bulduğunu gösterdi: ABD tarihinin en yüksek oyla seçim kaybeden başkanlık adayı olma özelliğini kazanan Trump’ın, seçimi kazandığı yalanına kendisine oy veren yaklaşık 72 milyon seçmenin dörtte üçü inanıyor. ABD’de Demokratların adayı Joe Biden’ın seçimi kazandığının ilan edilmesinden beri yapılan kamuoyu yoklamalarında elde edilen sonuçlar çok ilginç verilerin açığa çıkmasıyla sonuçlandı. 

Örneğin, Trump 2016 seçim kampanyasında Latin Amerika ülkelerinden ABD’ye göçenlerin önünü kesmek için Meksika sınırına bir duvar dikme vaadinde bulunmuştu. Bu duvar kısmen de olsa yapıldı, Ayrıca Trump döneminde ABD’ye göçmeye çalışan on binlerce Latin Amerikalı yalnızca insanlık dışı muamelelere maruz kalıp ülkelerine geri dönmeye zorlanmakla kalmadı, ayrıca yüzlerce çocuk ailelerinden koparılarak aylarca sahipsiz bırakıldı. Bunun karşılığında Trump’ın Latin Amerika kökenli seçmenler arasında oy oranının yüzde 6 oranında arttığı belirlendi. 

Trump, görev döneminin ilk aylarında baş gösteren ırkçı beyazların başlattığı şiddet olaylarında, bu ırkçıları açıkça kınamayı reddetti ve daha sonraki aylarda polis vahşetiyle hayatını kaybeden Afrika kökenli Amerikalıların yasını tutan göstericilerin üzerine FBI ajanlarını ve ulusal muhafızları sürdü. Seçimde Trump’ın Afrika kökenli Amerikalı seçmenler arasındaki oy oranı yüzde 5 arttı. 

Bu paradoksal toplumsal sürecin irdelenmesi Amerikalı sosyologları uzun süre meşgul etmeli. 

Fakat Trump virüsünün yol açtığı sarsıntı yalnızca seçmen kitlesinde değil, ülkenin siyasi yapısında da anlaşılması olmasa da kabul edilmesi güç bir etki yarattı. Popülizmin bu kadar kolayca seçmeni seferber edebildiğini gören Cumhuriyetçi Parti liderleri, eğer Trump’ı Joe Biden’ın seçim zaferini inkar etme davasında yalnız bırakırlarsa, Trump’ın seçmen tabanının desteğini yitireceklerinden korkuyorlar. Bu nedenle seçimin üzerinden üç hafta geçmiş olmasına karşın, Cumhuriyetçi Parti senatörlerinin çoğunluğu hala Biden’ı başkan olarak kabul ettiklerini açıklamadı. 

Bu arada Trump, çeşitli eyaletlerde seçim sonuçlarının iptali için açtığı davaları art arda kaybettikten sonra, şimdi de entrikaya başvurarak, kazanamayacağını bile bile Biden’dan başkanlığı geri almaya çalışıyor: ABD seçim sisteminde, eyaletlerin yaşama organları, eyaletin seçim sonuçlarını yok sayarak, başkanı seçecek kurula eyaleti temsilen gönderilecek temsilcileri doğrudan atamayla belirleme yetkisine sahip bulunuyor. Trump şimdi, eyalet meclislerindeki Cumhuriyetçi üyelerle görüşüp seçim sonuçlarını çöpe atmaları için iknaya çalışıyor.

Bu çabanın da sonuç vermeyeceğini görmek için kahin almak gerekmiyor.

Ancak bu çabanın temsil ettiği bir gerçeği görmek gerekiyor: Trump ABD siyaset sahnesinden çekilmeye niyetli değil. Ve siyasetteki varlığını bugüne kadar desteğini doruğuna ulaştıran popülizmi körüklemeye devam ederek sürdüreceği kesin. Bunu yapmaya devam ettiği sürece de ABD toplumundaki bölünmeyi tırmandırmaya, toplumu germeye devam edecek. 

Eğer ocak ayında yapılacak olan Georgia eyaletindeki Senato ikinci tur seçimlerinde Demokrat adaylar kazanamazsa, Senato Trump’ın Cumhuriyetçileri tarafından kontrol edilmeye devam edecek. Bu yalnıza Biden’ın hareket alanını daraltmakla kalmayacak, Trump ve Cumhuriyetçilerin popülist siyasi platformunun canlı tutulmasına da katkıda bulunacak. 

Sonuç olarak, ABD toplumu 20 Ocak’ta Biden’in Beyaz Saray’a yerleşmesinden sonra da Trump’la yaşamaya devam edecek ve Trump siyaset sahnesinde olduğu sürece ne ülke içinde, ne de uluslararası ilişkilerde Trump öncesine dönüş kolay kolay mümkün olabilecek. 

Tıpkı yaşamamızın koronavirüs öncesi normale dönemeyeceği gibi.