Teslimiyet ve inanç...

Teslimiyet ve inanç...

11 Nisan 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Bazen bazı şeyleri kelimelerle ifade etmek kolaydır, bazen de değildir... 

Sonsuz bir kaynağa teslim olabilmek yaşamın her anını pratik içerisinde geçirmeyi gerektirdiği için zor ve derin bir konudur. Çünkü bireyin idrak edemediği bir kaynağa teslim olabilmesi zordur. Bunun için yola tam inanç gerekmektedir. 

Bir konuyu öğrenmek için istek ve inanç geliştirdiğimizde öncelikle iyi bir kaynak, rehber ararız. Bu bir öğretmen olabilir, bir kitap olabilir, okul olabilir veya yogada bir guru olabilir. Ulaştığımız bu kaynak istek ve inancımızla tam örtüşüyorsa ona teslim oluruz. Güvenir, ondan geleni kabullenir ve kalbimizi sonsuza açarız. 

Tabii ego daima hatalı kavrayış “avidya”, kusurlu algı ve eylemlerimizde bağımlılıklar oluşturduğu için gerçeğe kalbimizi açıp kendimizi bırakmak kolay değil. Ayrıca bu yoldaki guru/rehber bu tür kavramları ancak kişi dinlemeye hazır olduğunda ve bunu yapmaya açık olduğunda tanıtabilir. 

Zihin teslimiyet haline ulaştığı zaman ise birey özüne döner. İbadet denilen şey bu öze dönüşür. Hiçbir ibadetin amacı ilahi olanı memnun etmek olmamalıdır zira sonsuz olan, bireyin eylemlerinin sonuçlarından etkilenmez. Tüm ikiliklerin ötesinde, eylemlerden etkilenmeyen saf bir bilinçtir. 

Yogada kendimize yönelik tutumlara olan yaklaşımımızla ile ilgili disiplin kuralları olan “Niyamalar” ın beşinci ilkesi, egoyu tevazu içinde “Yüce Varlık”a teslim etmek, teslimiyet, adanmışlık anlamına gelen “Isvarapranidhana”dır.  

Peki, bu yolda nasıl yürünebilir? Aradığımız şey nedir? Yol neye yol açmalı?  

Kulağa garip gelse de, bazen çaresizlik veya aksilikler aslında kaynağa daha derinden bağlanmaya başlamak için harika bir yoldur. Her zaman cevaplar bir soru veya niyetle gelmeye başlar. 

Yoga yapmanın nihai amaçlarından biri zihnin niteliğinde değişimi gerçekleştirebilmektir. Bu başarılabilirse, kozmik benlik “Puruşa” engel kalmamış bir zihinden görür ve dünyayı “puruşa” dan daha çok algılarız.  Varoluşumuzda en yüce olan “puruşa” dır. Ardından zihin, duyular ve beden gelir. Yaşamın içerisinde bu hiyerarşik ilişki altüst olabilmekte ve “puruşa” en dip köşeye itilmektedir. 

Biraz daha açacak olursak; “puruşa” zihin, zihin duyular ve duyular beden tarafından yönetilir. Bizler tüm dış dünyanın uyarıcı etkilerine rağmen zihni, duyuları, bedeni kontrol altına alabilmeyi ve “puruşa”yı gerçek doğamızın efendisi konumuna getirebilmeyi pratik etmeliyiz. Bunu başardığımız zaman kendi kendimizin gurusu/rehberi olabiliriz.  

Durgun suların derinlere aktığı gibi, sessiz meditasyon alanı da daha derine ve daha derine inebileceğiniz yerdir. Evet, sadece meditasyon ile başlayabilmek mümkündür. Bu sayede içimizde dokunduğumuz olağanüstü ve güçlendirici şeyin farkına varmak mümkündür. Tabii ki, zaman çizelgelerinde bunun bir süresi yok, bir ay veya yıllar sürebilir. Önemli olan sabırla düzenli pratik içerisinde kalabilmektir. 

İçimizdeki ilahi alana dokunmak sadece yolumuzdaki engelleri kaldırmak için değil, aynı zamanda kendimizi en yüksek ifade biçimidir. Müzik yoluyla seste, dans yoluyla vücutta, şiir yoluyla kelimelerde, astronomi yoluyla uzayda, heykel yoluyla formda, matematik yoluyla düşüncede… 

Okuduğum “Yoganın Kalbi” kitabındaki “Yoga Sutralar 2.45”deki ifade şekli ile bitirmek isterim: 

İlahi olana hürmet, seçim nesnesi olan herhangi bir şeyi bütünüyle anlama kabiliyetini güçlendirir. 

Böyle bir hürmet sayesinde, bizi en yüksek akıl seviyesine götüren bir güven duygusu ediniriz. Ardından zihni, yolu ne kadar çetrefilli olursa olsun her hedefe yönlendirebiliriz. 

Namaste...