Terör altında devlet yönetmek

Terör altında devlet yönetmek

12 Nisan 2022 Salı  |   Serbest Kürsü

Rafael Sadi

Bu bir anlamda ateş altında ve savaş esnasında kriz masası yönetmek gibi bir durum. Kısaca devletin işi kolay değil.

Terör İsrail devletinin ilk kez karşılaştığı bir durum değildir. Neredeyse İsrail devleti kurulmadan evvel hatta Yahudilerin Eretz İsrael topraklarına, başka bir deyişle atalarının topraklarına dönmeye başladıkları 1920'li senelerden beri süregelen bir Arap savaş şeklidir.

Bu önceleri tarım ile iştigal eden ilk Yahudi köylerinin yağmalanması ve tarım ürünlerinin çalınması ile baş gösterdiyse de devamında kanlı saldırılar ile devam etti ve Yahudiler ile Araplar arasındaki savaşların ilk kıvılcımları bölgeyi bugünkü duruma getirdi. Filistinli sözcüğü o zamanlarda pek kullanılmazsa da bölgenin adı her zaman Filistin olmuştur veya İngilizcesi "Palestine, Yahudicesi ise Palestina.

"Toprak kimin" kavgasına girmek çok bir yarar getirmeyecektir, amaç çözüm aramak ve normal insanlar gibi yan yana birlikte beraberce nasıl yaşanabilir sorusuna cevap aramaktır. "Bulmaktır" demedim dikkat ederseniz çünkü çözüm bulabilmek için iki tarafın da bunu istemesi gerekir. Neredeyse 31 yıldır İsrail'deyim ve ağırlıklı olarak Batı Şeria ve Gazze bölgelerindeki müşterilerimle sürekli temastaydım, halen telefonlaşır, bazen de bir araya gelir yemek yer, çay içeriz. En eski dostlarımdan biri olan Kalkilyalı Abed Sasa şöyle bir kıssa anlatmıştı buluşmalarımızdan birinde:

"İki çiftçi tarla sınırı konusunda kavga ediyorlardı, neredeyse birbirlerini bıçaklayacak duruma gelmek üzereydiler ki ak sakallı bir dede yanlarına gelip "ne iştir neden kavga edersiniz" diye sordu. (Bu tür hikayelerdeki bütün dedeler de ak sakallı olur nedense) "Amcam" demiş birinci çiftçi "bu arkadaş tarlayı ekerken benim tarlaya 10 metre girerek mısır ekmiş". Öbürü lafı alıp, "dedem bu tarlanın nerede başlayıp nerede bittiği belli değil ki. Nereden bileceğiz ki benim ektiğim yer onun tarlasıdır" diyerek durumu daha bir vahim ve anlaşılmaz hale getirmiş. Ak sakallı dede (Bu durum Pakistan'da olsaydı kırmızı sakallı dede diyecektik herhalde kına ile sakalları boyuyorlar orada!) "Bir dakika bu olayda siz yalnız değilsiniz" der, "bir üçüncü taraf daha var ona da sormak lazım" diyerek iki komşunun şaşkın bakışları altında yere çömelmiş ve toprağa sanki kulağına fısıldarmışçasına bir şeyler söyleyip sonra da kulağını toprağa dayayıp cevabını bekler gibi bir hareket yapmış. Sonra da doğrulup ayağa kalkmış. İkisi de, etraftaki kalabalık da "e ne diyorsun dedem" diye sormuş. "Arkadaşlar siz bu toprak uğruna kavga ediyordunuz. Ben de toprağa sordum sen kime aitsin" diye. Herkes şaşkınlıkla "iyi de toprak ne dedi ki" diye sormuş. "Toprak demiş ki ben kimseye ait değilim ama sizin tamamınız bana ait. Zamanı gelince hepiniz benim olacaksınız" demiş.

Anlayacağınız ak sakallı dedenin tespiti bizim toprak için kavga etmememiz gerektiğini anlatıyor.

Peki terör nasıl bir şeydir?

Terör fakirlerin silahıdır. Onların tank, top, uçak alacak parası yoktur, en ucuz silah olan insan hayatı ile savaşmaktadırlar. Kimimiz onlara "terörist", kimimiz "özgürlük savaşçısı", bazen "direnişçi", olmadı "Cihat savaşçısı" deyip kutsal bir görevle onurlandırıyoruz.

Bu bir işe yarıyor mu, işgal edildiğini sandığı topraklarını kurtarabiliyor mu, yoksa ölmekten ve öldürmekten başka bir yararı var mı çok ama çok tartışmalıdır.

Gelelim son 3 haftada 14 İsrail vatandaşının canına mal olan terör olaylarını irdelemeye.

Filistinli toplumu (beğensek de beğenmesek de bu toplum kendilerine bu ismi uygun bulmuşlar) kuracakları devlete de aynı ismi koymayı kararlaştırmış. Bu kendi kararlarıdır, pek itirazım olamaz zaten. Ancak İsrail ile bu toplum yönetimi arasındaki en büyük sorun bu devletin yani mutasavver (düşünülen) Filistin devletinin İsrail topraklarının tamamı üzerinde kurulması hülyasıdır. Bunun gerçekleşmesi için bu toprakların üzerinde yaşayan Yahudilerden temizlenmesini öngören Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hamas'ın kuruluş beyannamelerindeki ilgili maddeleridir. Bu maddeler orada durdukça yani bu mutasavver devletin kuruluş amacı bu maddeler, başka bir deyiş ile İsrail devletinin yıkılması ve Yahudilerin sürülmesi veya denize dökülmesi olduğu müddetçe bu çok olası görülmemektedir. Eh bu tarafta da düzenli bir ordusu devlet mekanizması olan bir sistemin bu hülyalar ile yıkılması kolay olmadığı gibi hatta imkansızdır.

Tamam, diyelim ki bu teröristler saldırganlar veya mücahitler direnişçiler eylemleri ile öldürmeye ve ölmeye geliyorlar. Bu taraftaki devlet ve mekanizma da "gelin bizi öldürün" veya "buyurun alın anahtarları biz gidiyoruz" demeyecektir. Kaldı ki daha da vahşet dolu saldırılar sonucunda ve topyekun savaşlarda bile bu yolu seçmediler. İki toplum aslında çok girift bir coğrafyada ikamet ediyor. Sanki bir eldiven gibi birbirinin içinde olan yerleşim bölgeleri ve köyler mevcut . Kimisi Yahudilerin, kimisi Arapların ve bu tek bir sınır çizgisi olmayan birbirinin içindeki girift bir haritadır. Görevlileri her ne kadar kilometrelerce güvenlik duvarı ve çitler inşa edilmiş de bu insanların bir taraftan diğerine geçmesini önlemekten acizdir. Acizdir çünkü ekmek parası insanları bu insan yapımı sınırları zorlamaya ve aşmaya mecbur ediyor. Çitler makaslarla kesiliyor, deliniyor ve her sabah Batı Şeria'dan İsrail bölgelerine bir kaç yüz bin insan izinli veya izinsiz resmi veya kaçak giriyor.

Bunu sadece ben demiyorum, eski polis şefleri, emniyet müdürleri ve hatta askeri istihbarat görevlileri söylüyor. Batı Şeria'dan İsrail'e her gün geçmekte olan birkaç yüz bin insanın hepsinin terörist olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak aynı güzergahı kullanabilen teröristler de var.

Cenin Mülteci Kampı sakini olan son terörist Raad Fethı Hamza aynı yolu kullanarak Tel Aviv'e kadar gelmiş, eylem saatine kadar 10 saat kadar şehirde dolaşmış. Çantasında silahı ile Batı Şeria'dan Um EL Fahem İsrail şehrine böylesi bir yırtık çit sayesinde geçebilmiş. Kimse de kendisine ne kimlik sormuş ne de çantasını aramış.

Sonuç: Bölgedeki bütün çitler ve duvarlar elden geçirilmeli ve sınırlar askerler tarafından korunmalı. İlk fırsatta da bu bölgeden İsrail'e giriş çıkışlar havaalanlarındaki gibi giriş kapıları gibi kapılardan yapılmalı ki giren çıkan kontrol edilebilsin. Bunun bütçeye maliyeti henüz belli değil ama birkaç milyar dolar olacağı öngörülüyor. Aslında güvenlik için bu paradan çok daha fazlası harcanmakta, karar verilirse bu para da bulunabilir tabii ki.

Çitleri yapacak olan müteahhit veya taşeron da yolunu bulacak tabii ki. Olsun lafı mı olur! 

Gerek Batı Şeria'da gerekse İsrail'in içinde tahmin bile edilmeyecek miktarda yasal olmayan ateşli silahlar bulunduğu belirtildi eski emniyetçiler tarafından, bunların toplatılması safhasında devletin de polisin de yetersiz kaldığı açıktır.

Eski bir polis müdürünün ifadesine göre, bunların yapılabilmesi için 5000 iyi maaşlı polisin daha istihdam edilmesi gerekmektedir. Bugün bir polis maaşının 2000 dolar olduğu göz önünde alınırsa ve bir sekreterin maaşına denk olan bu para ile çalışacak polis bulunamayacağı da sarihtir. Yani devlet devletliğini yapıp polislerin maaşlarını yükseltmelidir. Doğal olarak diğer memurlar, doktorlar ve öğretmenlerin de maaşlarının arttırılması gerekecektir. Yani zincirleme kaza gibi olay devlet geneline sirayet edecektir.

Eski bir emniyet amiri olan Roni Elşeyh ise politikacılara sardı ve "politikacıların olay yerini ziyareti bir şeye hizmet etmez. Oraya gideceklerine görevlerini yapsınlar ve teröristlerin ülke içine sızmalarına engel olacak kararları alsınlar" dedi.

Devlet olmak ve devlet adamlığı herkesi aynı anda göreceli olarak memnun etmeye bağlıdır. Hem terör engellenmeli hem de terörist olmayan Filistinli komşularımızın ekmek paralarını kazanmalarına müsaade edilebilmelidir. Tabii ki önce güvenlik ama bu iki ucu pis değnek gibidir. Komşu aç iken biz rahat uyuyamayız. Onların da tok olmalarını sağlamak zorundayız. Nasıl yapılacağını devlet mekanizması bulmak zorundadır. Zor ama imkansız değildir.

Etiketler:  Rafael Sadi