Tarih öncesinde dilsel ilişkiler

Tarih öncesinde dilsel ilişkiler

9 Ekim 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Milyonlarca yıl önce değişik insansı türlerin yaşamış olduğunu gösteren bol miktarda fosil kanıt var. Ancak dil geliştirmek Homo Sapiens türünün başarısı oldu hatta dil insan tarafından üretilmiş en büyük teknolojik yenilik olmuştur denebilir. Dil olmadan kültürel, sanatsal ve ticari etkinliklerin hiçbiri olmaz, bilim gelişemezdi.  

İnsan ilişkilerinde olduğu gibi dil ilişkilerinde de soydaşlık ve hısımlık benzeri bağlar vardır. İnsan grupları arasındaki genlerin biyolojik aktarımı gibi, dillerin de kuşaklar arasında kültürel aktarımı söz konusudur. Diller kalıtımla kazanılmayıp sonradan öğrenilir ancak yine de ana-babaları, kardeşleri, kuzenleri vardır.  

Dünya nüfusu çok daha azken, aynı söyleşme kültürünü paylaşan konuşma toplulukları, farklı nedenlerden dolayı yaşam alanlarını değiştirmek zorunda kalıyordu. Yüzlerce yıl süren maceralı klan göçleriyle birlikte diller de birbirlerinden kopuyor, farklılaşıyor ve yayılıyordu. Tarih öncesi topluluklar arasındaki ilişkilerin gelişimi, doğal olarak aradaki dilsel bağıntıyı da içeren bir süreçti. 

Ata dilin kurucu etkisinden yeterli bir süre izole kalmak, bir dildeki değişimin başlıca katalizörü olarak görülebilir. İzole kalan topluluğun dili, bir kural olarak akrabalarından çok yönlü olarak farklılaşır. Dillerin yapısı yalnız ortak ata dilden uzaklaşarak değil, aynı zamanda akraba olmayan dillerle temasın bir sonucu olarak da değişir.  

Prehistorik göçler sırasında karşı karşıya gelen grupların ilişkisi çoğunlukla dalaşma ve kavgayla sonuçlanıyordu. Klanlar, sosyal yaşamın doğası gereği, savaşmadıkları zamanlarda birbirlerinden sözcükler ve yapısal veriler ödünçleyerek kendi ana dillerine aktarmışlardır.  

Klan karşılaşmaları aynı zamanda dil toplulukları karşılaşması oluyordu ve karşılıklı rastgele bir proto dilsel katılım ilişkisi yaratıyordu. Dili biçimlendiren dinamikler çoğunlukla doğanın çizdiği sınırlarla kısıtlı olduğundan, yiyecek toplamak ve avlanmakla ilgili belki birçok basit sözcük vardı. Sonuçta ilkel konuşma topluluklarının kendinde olmayan bir kavramı öğrenmeye karşı direnmediği anlaşılıyor. 

Dillerdeki benzerlik veya farklılık kendini sesbirim, biçimbirim, çekim biçimleri, sözdizimi ve bağlam gibi bileşenlerin tamamında ya da bazılarında gösteriyor olabilir. Yüzyıllardır değişik koşullarda yaşayıp başka komşularla etkileşime giren bir grubun dilinin kökten farklı bir dile dönüşmesi karşılaşılan bir durumdur. Örneğin Türkçe, Altay Dil Ailesi içindeki Oğuz öbeğine, Çuvaşça ise Ogur öbeğine bağlı kuzen dillerdir ancak birinin diğerini anlaması neredeyse olanaksızdır.  

Çuvaşça "ır ir pultar" Türkçe "günaydın", Çuvaşça "ır kaş pultar" Türkçe "iyi akşamlar" demektir.

Dünya dilleri arasındaki ilişkinin gruplandırılması soy (genetik), yapısal nitelikler (tipolojik) ve yayılım alanı (coğrafi) gibi ölçütler bazında yapılmaktadır. Soy yakınlığı olan diller, çoğunlukla yapısal nitelik ve coğrafya bakımından da ilişkili olma eğilimindedir.  

Roma İmparatorluğu'nun dili olan Latincenin zamanla Avrupa'da yeni dillere dönüştüğünü yeterli sayıdaki yazılı belgelerden biliyoruz. Örneğin, İtalya'da konuşulan Latince İtalyancaya, İber yarımadasında konuşulan Latince İspanyolca ve Portekizceye evrildi.  

Bazen kalıtsal (filogenetik) akraba olmayan gelişigüzel iki dilde sözcüklerin tesadüfen birbirine benzediğine ve yakın anlamlar taşıdığına tanık oluruz. Örneğin, Kuzey Meksika'da yaşayan (Aztek) Tarahumara yerlilerinin dilinde 1 (bir) rakamı "bilé" yazılır fakat "BİRe" diye telaffuz edilir. Burada hem Türkçeyle olan benzerlik hem de "bilé" yazılmasına karşın "L" sesinin Japoncada olduğu gibi "R"'ye kayması şaşırtıcıdır. Ayrıca, 2 (iki) rakamı "okuá" yazılır ama gene Türkçedekine yakın biçimde "ıKıa" olarak telaffuz edilir. 

Bir örnek daha verelim: Japonca "Anata" sen, Arapça "Anta" sen, Malay dillerinde "Anda" sen, İsveççe "Anda" ruh. Soysal ilişkisizlik apaçık ancak benzerlik ortada. 

Bulgu azlığından dolayı, tarih öncesi toplumların dillerindeki değişimlere ilişkin yeniden yapılandırmalarda ancak varsayımda bulunabiliyoruz. Bununla birlikte dillerin çevresel değişimlere ve sosyal kullanım gereklerine göre esnek, uyumlaşıcı ve türetici bir yapısı olduğunu açıklıkla söyleyebiliyoruz. Dillerin bu doğal yeteneği olmasaydı, bugün örneğin e-mail, hashtag, Instagram, sosyal medya ya da kitlesel fonlama gibi kavramlar gelişemezdi. 

Dillerin yapısı ve söz varlığı coğrafi konum, iklim koşulları, demografik yapı, ticaret ve fetihler gibi etkenlere bağlı olarak farklı şekillerde gelişebilmektedir. Dış dinamiklere ek olarak, insanın biyolojik ve bilişsel evrimi, düşünce ve dil mekanizmalarının dönüşümü için alan açmıştır.  

Birçok üniversiteden dil bilimciler, biyologlar, psikologlar ve antropologlar dillerin özellikle üst paleolitik dönemindeki ilişkileri sorunsalını araştırmakta. Güncel genetik araştırmalar, foxp2 adlı bir gendeki mutasyonun dil karmaşıklığı üzerinde etkili olduğunu ortaya koymakta. Foxp2 gen mutasyonuyla birlikte DNA'daki baz birimlerin değişmesinin dilsel yeteneklerimizi büyük ölçüde açıklayacak bulgular sağlayabileceği varsayılmakta. (Max Planck Psikodilbilim Enstitüsü, Simon E. Fisher 10.1016/j.cub.2018.11.047) 

İlişkileri biçimlendiren bir diğer faktör, her bireyin dili farklı deneyimleme ve buna paralel farklı yaratıcı düşünce geliştirme potansiyeli bulunmasıdır. Her bireysel iletişim girişimi, dilsel gelişime kendince dönüştürücü bir katkı sağlamıştır. Dilde uydurulan yeni adlar ve terimlerle yeni düşünceler üretmek, zihinde çok boyutlu çağrışımları tetikler ve öznel yaratıcılığı destekler. 

Sembolik sanat, kabaca 40.000 ila 14.000 yıl önce üst paleolitik buz çağında yaygınlaşmış gibi görünüyor. Modern insanın atası olan Homo Sapiens popülasyonları tarafından üretilen sanatsal denemeler, ilk dönemlerde genellikle mağaralarda görülürken, sonraki çağlarda taşınabilir figüratif sanata dönüştü. Aynı zamanda soyut sembolizm çeşitlenerek gelişirken, topluluklar sanatsal uyarlama yoluyla dilsel unsurları birbirinden ödünçlemiştir. 

Biyolojinin birleştirici ilkesinde önerilen yöntemlerle belki bir gün insanlığın akrabalık ilişkilerinin bir makro soy ağacı haritası çıkartılabilir. Kim bilir,  belki gelecekte bir gün dillerin de akrabalık ilişkilerinin bir makro soy ağacı haritası çıkartılabilir. Dillerin evrensel akrabalığı ve süper dil aileleri konusunu merak eden okurlar, "Borean" ve "Nostratik" dil kuramlarını inceleyebilir.