Suyu bilmek ve memleketi

Suyu bilmek ve memleketi

2 Aralık 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Cumhur Deliceırmak, Girne

Şimdilerde "farkındalık" derler ya, öncesinde bilinçli olmaktı o. 

Su karşısında, örneğin bilinçli olmak ne demektir?

Su, eğer yağmursa tek damlasının boşa gitmemesi su karşısındaki bilinçle doğru orantılıdır ve suyun boşa gitmesi ne demektir diye düşünmeliyiz. 

Su, eğer borularla evlere taşınıyorsa ve çeşmelerden içilebilir kalitede su akmıyor da içmek için damacanalardan su alınıp satılıyorsa su karşısında ne ölçüde bilinçli olunduğu derin derin düşünülmelidir 

Kayda değer tek bir futbolcusu bile olmayan KKTC’de 82 çim sahanın olması ve hiçbir maçı iki yüzden fazla seyircinin izlememesine karşın aralarında 5 kilometre uzaklık olmayan köylerin her ikisinde de çim saha olması ve köyün takımında bir tek bile köylü genç olmaması, Kıbrıs Türklerinin, KKTC vatandaşlarının su karşısında sıfır bilinçle ömür tüketiyor olması demektir.  

İlk on birlerinde tek Türk yok denecek kadrolarla sahaya çıkan Kanarya, Aslan ve Kartal'ı Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe’yi kendi takımınız zannetmek, kendinizin ve takımınızın bilincinde olmamak değil midir? "Su akar Türk bakar" deyimini "yabancılar oynar Türkler bakar" yapsak cuk oturur, 

Su eğer deniz ise ve denizle ilişkiniz denize sıfır yüzme havuzlu villalar yaptırmaktan ibaretse ve bir de jet sikiniz ile plajlarda hava atmaksa deniz karşısında da sıfır bilinç ve hatta sosyetik yaşam konusunda da sıfır bilinç ve fakat paranızın çok olduğu konusunda da farkındalık sahibi olduğunuz ortaya serilir. Bu öyle bir ortaya serilmedir ki paranız kadar bey ya da hanım olursunuz ki insanlıktan uzak düşmekten muzdarip bireyliğiniz "ben" demeye başlar ki ağzınızdan başka sözcük çıkmadığı gibi kulağınızda da bencilliğinizin ben-i yankılanır durur. Türkiye ve KKTC'de durumlar aynen böyle görünüyor. 

Su karşısında bilinçli olsaydı insanlarımız tarım böylesine yerlerde sürünür, köyler böyle hızla boşalır mıydı?

"Su akar Türk bakar" deyişini sahicileştirmek için öylesine gafil gayretler içindeyiz ki, dere halindeki suyun çağladığında nasıl yıkıcı bir kuvvet haline geldiğini onlarca kez yaşamış olduğumuz halde her şiddetli yağmurda sele kapılıyor dere yataklarında fark edilelim diye konduru konduru verdiğimiz ‘ ben kondururum dere sel umurumda değil ve zaten belediyeler ile bakanlıkların da umurunda değil tipi imar affı/imar planı kondularımız.

Hayat ve tabiat memleket konusunda bilinçli olmak nedir üzerinde çok uzun bir süredir düşünmüyoruz ve bu artık alışkanlık hatta tiryakilik haline geldi. 

Memleket satabileceğimiz arsalardan ibaret değildir, onlarca arsanız olsa bile ve bu yanlış zihniyet Turgut Özal’ın "İstanbul dünyanın en pahalı arsasıdır" tanımlamasından beridir virüs gibi sarmıştır dört yanı. 

Bu türden zihniyetler son zamanlarda da "marka" kavramı olarak "marka olalım" zihniyetiyle gündemdedir. Bu öyle utanmaz ve arsız bir hal almıştır ki alınır satılır şeyler için olan marka kavramı bütün değerlere sirayet etmiş ve bu sirayetin normal sonucu da değerlerin de alınıp satılabilirmiş gibi ele alınmasına başlanmıştır. 

Düşünemezdik bile Atatürk ile marka kavramlarını yan yana getirmeyi ve fakat kimileri cehaleti serbest piyasa farkındalığı ile harmanlayarak "Atatürk" markamızdır diyecek sersemliğe ulaşmıştır. 

Memleket hayat ve tabiat karşısında bilinçli olmaz isek durum daha da kötüye devrilecektir.