SU-24 gerçekleri

SU-24 gerçekleri

24 Kasım 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Cenk Başlamış

"24 Kasım hangi önemli olayın yıl dönümü..." diye sorulsa cevap vermeden önce herhalde çoğumuz uzun süre düşünmek zorunda kalırız.

Oysa çok değil, bundan sadece beş yıl önce 24 Kasım Türkiye'nin iç ve dış gündemindeki "bir numaralı" tarihti.

Önce 24 Kasım 2015 tarihinde ne olmuştu, hatırlamaya çalışalım:

O gün sabah saatlerinde Türk hava sahasını "altı saniye" ihlal ettiği gerekçesiyle SU-24 tipi bir Rus savaş uçağı Türk F-16'ları tarafından vuruldu. Daha o gün, sadece 5-6 saat sonra Türk-Rus ilişkilerinde baş döndürücü gelişmeler yaşandı. "Türkler bizi sırtımızdan vurdu" diyen Ruslar hemen ekonomik yaptırımlar uygulamaya koydu.

Kriz yaklaşık dokuz ay sürdü ve tarih boyunca bir çok kez savaşan, birbirlerine mesafeli duran ya da kucaklaşan iki ülke yeniden el sıkıştı.

El sıkışma sayesinde iki ülke de bazı isteklerine kavuştu: Rusya Türk Akımı Doğal Gaz Projesi'nin yapılmasını ve Akkuyu Nükleer Santrali'ne stratejik yatırım statüsü verilmesini sağladı; Türkiye ise dokuz ay boyunca uzak kaldığı Suriye'ye dönebildi ve kendisi için önemli olan operasyonları yapabildi.

Dışarıdan bakıldığında iki ülke arasında bir kriz yaşandı ama karşılıklı çıkarların ağır basmasıyla sorun ikili ilişkiler tarihindeki yerini aldı, bir anlamda unutuldu.

Gerçekten öyle mi?

Türk-Rus ilişkilerinin bugününü anlamak için "uçak olayı"nı analiz etmek gerekiyor.

SU-24'ün düşürülmesine son derece öfkelenen Rusya, Türkiye'ye karşı hemen ekonomik yaptırımlar uyguladı, Türk vatandaşlarının vize muafiyetini kaldırdı, ülkesindeki Türk vatandaşlarını taciz etmeye başladı. Moskova'nın öfkesi geçmeyecek, Türkiye'yi "cezalandırma" ve "haddini bildirme" operasyonunu daha uzun süre devam ettirecek gibi görünüyordu ama 2016 mayıs ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Atina ziyareti sırasında aniden, "Aslında biz de Türkiye ile iyi ilişkiler istiyoruz" deyiverdi.

Zaten ekonomik yaptırımlar nedeniyle yaklaşık 10 milyar dolar zarara uğrayan Türkiye de krizin bir an önce bitmesini istiyordu. Aracılar devreye girdi ve o yılın haziran ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Putin'e bir mektup gönderdi.

Türk, Rus ve uluslararası kamuoyunda yanlış bir şekilde "Türkiye'nin düşürülen Rus uçağı için özür dilemesi" olarak nitelense de, gerçekte mektupta böyle bir ifade yoktu. Erdoğan sadece, düşürülen Rus uçağının pilotunun hayatını kaybetmesi nedeniyle ailesinden özür diliyor, uçak olayı için ise üzgün olduğunu söylüyordu. Kaldı ki, Türkiye'nin hava sahasını ihlal eden bir uçağı düşürdüğü için özür dilemesi son derece absürt oldurdu.

Peki, bazılarına "önemsiz" ya da "ayrıntı" gelebilecek "Türkiye özür diledi-dilemedi" meselesi neden önemli?

Önemli çünkü SU-24'ün düşürülmesinin ardından Putin Türkiye'nin yapması gereken üç koşulu daha ilk anda açıklamıştı: Düşürülen uçak için özür dilemek, öldürülen pilot için tazminat ödemek ve sorumluları cezalandırmak.

Türkiye-en azından kamuoyu önünde-bu koşulların hiçbirini yerine getirmemişti ama "ateşkes" için elini uzatan Rusya olmuştu.

Garip bir durumdu.

Peki neden?

Bütün bu gelişmeler 15 Temmuz darbe girişiminden önce yaşandı. Darbe girişimi öncesinde Türkiye'nin gündemindeki en önemli konuların başında ABD ve diğer Batılı ülkelerle ilişkilerin bozulması geliyordu.

Yani pragmatik Rus diplomasisi Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde fırtınanın kopmak üzere olduğunu görünce kendi için bir fırsat penceresi açılacağını anlayarak aniden pozisyon değiştirmişti.

Kısacası uçak olayı aslında unutulmamış, Ruslar tarafından zamanı gelince indirilmek üzere rafa kaldırılmış ama pragmatizm ağır bastığı için görünüşte "yeni bir sayfa" açıldığı havası yaratılmıştı.

Özetle, bizlerin çoktan unuttuğu bir olay Ruslar için unutulmayacak bir olay...

Etiketler:  Rusya Diplomasi