Sosyal adaletin eşitsizliği

Sosyal adaletin eşitsizliği

11 Kasım 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

"İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise vicdandır..." Viktor Hugo

İnsanlık tarihi boyunca üzerinde en fazla tartışılan, konuşulan, kritik yapılan, hakkında sayısız düşünce, kuram üretilen, aynı zamanda, sosyal, siyasal, ahlaki, kültürel ve insan ilişkilerinde insanın ulaşabileceği, ulaşmak istediği erdemler olagelmiştir.

Bu sosyal adalet duygusu sadece bireye yönelik değil, aynı zamanda insana, evrene, doğaya, hayvana, bitkiye hatta eşyaya karşı geliştirilmek zorundadır. Ben hep şunu ifade etmişimdir: Belki insan kendisine karşı adaletli olmak zorunda değildir fakat ilişki kurduğu insanlara karşı adalet duygusu içinde olmak zorundadır. Burada belirtmek istediğim, benliğin saygınlığı, kişide başkalarına duyulan ahlaki sorumluluk olarak ortaya çıkar. Adalet herkesin doğumdan ölümüne kadar hatta öldükten sonra bile yasalarla sahip olduğu hakların herkes tarafından özgürce, herhangi bir baskı görmeksizin kullanılmasının sağlanmasıdır. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı alması, vermesidir. Adalet olmadan insanlar arasındaki düzen ve barışı sağlamanın kesinlikle imkânı yoktur. Globalleşen bir dünyada insanların mutluluk ve refah sürecinin yüksek olması beklenirken öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, mutluluk ve huzur getirmesi gereken politikalar, insanoğlunu büyük bir paradoksa düşürüyor. İnsanlar gündelik yaşamlarında sosyal adaleti göremedikleri gibi çocuklarına da aktaramıyor. Anlayacağınız çok sevdikleri çocuklarına geleceğe dair umut veremeyecek durumdalar. 

Toplumsal anlamda adalet, toplumu oluşturan fertlerin genel olarak birbirleriyle kurmuş oldukları ilişkileri düzenleme hedefini gözetir. Toplumu oluşturan bütün kişi, kurum, kuruluşlar, herkesin değişmez bir biçimde eşit haklara sahip olduğuna dair sarsılmaz bir inanca sahip olmalı; kimsenin bu duygudan en ufak bir şüphesi bile olmamalıdır. İnsanın bir toplum içindeyken aradığı şey adalettir. Toplumların gelişmişlik düzeyi salt ekonomik büyüme, siyasal güç olma ,silahlanma, hükümetlerin yaptığı yollar, barajlar ya da köprülerle ölçülemez. Bir toplumun refah ve mutluluk düzeyi toplumsal kaynakların, adaletin nasıl dağıtıldığı ve işlediği ile yakından ilgilidir. Kaynakların toplumda nasıl dağıtıldığı sorusu ise, sosyal adalet kavramı ve adalet  yakından ilgilidir. Sosyal adalet, sosyal refah devletlerin güvencesi, orada yaşayan insanların mutluluğudur. Bir toplumun ilerleyişi, o toplumda yaşayan tüm insanların kaynak ve hizmetlere ulaşmada adalet fırsat eşitliğine sahip olması ile olanaklıdır. 

Günümüzde ülkeler, toplumlar her biri birbirinden ayrı özellikleri ve gereksinimi olan kozmopolit ırk, dil ve dine mensup bireylerden oluşmaktadır. Bu farklılıkları  insanların temel haklara ulaşmasında ya da sosyal adaletin sağlanmasında bir dezavantaj oluşturmasını kanun koyucular engellemek zorundadır. Eğer toplum içerisinde sosyal adaletin işleyişi sırasında eşitsizlik eşitsiz bir toplum oluşturursa bu  toplumsal dengeyi, huzuru ve barışı bozacaktır. Herkese yani toplum içindeki tüm bireyler aynı evrensel insan haklarına sahip olmalıdır. Temel hak ve özgürlüklere ve toplumsal kaynaklara ulaşmada aynı fırsata sahip olmaları gerekmektedir. 

Platon, bir insanda en üst düzeyde bir kişiliğin erdem olgusu ile olabileceğini, bu olgunun dört büyük erdem içerisinde toplanabileceğini söylemişti. Platon erdem olgusunu bilgelik, cesaret, ölçülülük (iffet) ve adalet olarak açıklamıştır. Ona göre bu dört erdem içerisinde en önemlisi adalettir. Bu, hepsini içine alacak ve kapsayacak en önemli erdemdir. Platon erdemin bilgelik, ölçülülük, cesaret arasındaki uyumun ancak adalet ile sağlanabileceğini; adalet duygusunun insanı mutluluğa götüreceğini düşünmüştür. Platon, sadece adil, dürüst insanın mutlu ve adil olabileceğini, dürüst olmayanın da mutsuz olduğunu ileri sürer. “Devlet” adlı eserinde mutlu olanın ahlaki de olduğunu söyler. En büyük erdem adalettir. Adalet arzusu insanın mutluluk için duyduğu ebedi arzudur .Her insanda bulunan, Sokrates’in “Daimonion” dediği iç ses, aynı zamanda adaletin de sesidir. İnsan yaşarken bu sese, vicdanın sesine kulak vermeli, yaşamını ilahi olan bu iç ses yönlendirmelidir. 

Aristoteles’e göre adalet, devlette bulunması gereken, amaçlanan en yüksek iyiliktir. Adalet insanı, toplumu huzura, mutluluğa götüren bir erdemdir. Bir toplumda, devlette adalet yasayla sağlanır. Bu, yasalar dürüst, adaletli ve eşit uygulandığı sürece gerçekleşir. Aristoteles’e göre adalet, insanın davranışlarının doğru olup olmadığını gösteren en önemli ilkedir.

İşte, hükümetler, kanun uygulayıcıları antik Yunan filozoflarının görüşlerini dikkate alarak sosyal adaleti sağlamalıdırlar. Benim anlayışıma göre kamusal faydayı en çok yansıtacak olan mutluluktur. Fakat bu mutluluk, tek tek bireylerin değil toplumun toplam mutluluğu olarak düşünülmelidir. Herkes için temel özgürlüklerin garanti altına alınması, herkes için fırsat eşitliği ile bireylerin farklılıklarından doğan eşitsizliklerin yeniden dağıtımcı politikalar ile giderilmesi ile olabilir. Bence bu da herkesin herkes kadar temel haklara ve özgürlüklere, düşünce ve ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, din özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, basın özgürlüğü ve benzeri temel hak ve hürriyetler sahip olmasını sağlayacak kanunlar düzenlenmelidir.

Sosyal ve ekonomik her bireye adil fırsat eşitliği verilmelidir. Toplum içerisinde kesinlikle dezavantajlı bir kesim sosyal, siyasal, ekonomik, fiziksel yönden herhangi sosyal bir adaletsizlik ile karşı karşıya kalmamalıdır. Ben de John Locke gibi toplum halinde yaşayan bireyin doğuştan ya da sonradan  üç temel doğal hakka sahip olduğunu düşünüyorum. Bunlar; hayat hakkı, mülkiyet hakkı ve özgürlük hakkıdır. Bu temel hakların hiçbir şekilde tartışılmaya  açık olmaması gerekmektedir. Çünkü bireyin geçmişten getirdiği temel haklardır. Benim için sosyal adalet insani yönden vicdanlı iktidarlar ve devletler, insanlar arasındaki yoksulluğun önlenmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, herkesin ekonomik ihtiyaçlarını karşılaması, bunun yanı  sıra sosyal güvenlik ve sosyal yardımlarının adaletli bir şekilde organize edilmesidir.

Refahı, mutluluğu sağlayacak sözüm ona vergilerin ya da gelirlerin düzenli yeniden organize edilmesi, dağıtılması, topluma ait kaynakların adil paylaşımı, kısacası bir toplumdaki tüm bireylerin  birbirlerine yakın asgari bir yaşam düzeyine sahip olmasını dilerdim. Herkesin kendisini sosyal, siyasal, ruhsal ve bedensel olarak özgür ve mutlu hissettiği bir sosyal adalet anlayışından bahsediyorum. Bu, devletlerin insan onurunu koruyacak politikaları ile mümkündür.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de belirtildiği gibi insan hakları evrensel bir bütündür, bölünemez. Tüm insanlar için ırk, dil, din, mezhep ayrımı yapılmaksızın herkesin insan onuruna yakışacak bir hayat sürme hakkına sahip olduğu sözleşmede açıkça belirtilmiş olsa da; bazen devletler keyfi uygulamalar ile bu temel hak ve özgürlükleri yok sayıp  keyfi uygulamalar içine girebilmektedir. İnsanın temel hak ve özgürlükleri bana göre devletler ve toplumlar üstü bir olgudur.

Burada sunu da ifade etmek isterim, bir ülkede bireyin temel hak ve özgürlükleri ne kadar yasalarla güvence altına alınmış ise o toplumda insanların refah ve mutluluk düzeyi o kadar yüksektir. Devletler sosyal adaleti, bir insanın haklarıyla diğer insanların hakları arasında bir uyumun sağlanması ve bu uyumun düzenli bir şekilde uygulanması anlamını da içerdiği bilinci içerisinde hareket etmelidir. Toplumsal anlamda adaletin amacı, toplumu oluşturan fertlerin genel olarak birbirleriyle kurmuş oldukları ilişkileri düzenleme hedefini gözetir. Toplumu oluşturan bütün kişi, kurum, kuruluşlar, herkesin değişmez bir biçimde eşit haklara sahip olduğu bilen iktidarlar varlıklarını kaybetmezler. Fakat sosyal adaleti uygulamayan iktidarlar kesinlikle ve kesinlikle yıkılmaya mahkumdur.

İktidarlar şunu bilmelidir ki, siyaset ve adalet iç içedir. Kısaca adalet, her hak sahibine hakkının verilmesi demektir. Bir toplumda sosyal adalet tesis edilemediği ve toplumsal imkanlar hakça paylaştırılmadığı sürece, gerçek manada adaletten bahsetmek imkansızdır. Sosyal adalet anlayışı bireylerin aldığı eğitim, sosyal, siyasal, biyolojik, fizyolojik ihtiyaçları hava, yemek, su, barınma, sıcaklık, cinsellik, uyku ,güvenlik ihtiyaçları, doğa olaylarından korunma, emniyet, düzen, hukuk, istikrar, sevgi ,güven içinde hayatı devam ettirme, saygı görme, bireyin kendisini gerçekleştirme arzusunu desteklemelidir.

Son olarak hükümetlerin yasaları çıkarırken şuna çok dikkat etmeleri gerekiyor: Herhangi bir grubun veya sınıfın çıkarlarına göre hareket etmemek .Herkesin yasalar önünde eşit olduğunu unutmamalı, kanunlar o ülkede yaşayan bütün vatandaşları düşünerek çıkartılmalıdır. Çünkü bir gruba ya da veya bir sınıfın çıkarlarına yönelik yapılacak olan kanunlar, o ülkede yaşayan mensup olan vatandaşları mutsuz eder. Ve bu da toplum içinde sosyal adaletsizliği doğurur.