Son günlerde duygu iklimindeyim

Son günlerde duygu iklimindeyim

31 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bugün duygu yüklü bulutların üzerime sağanak sağanak yağan düşüncelerden dolayı üst üste binen, duyguların insan yüreğine düştüğü aşk, sevgi, öfke, üzüntü, kaybetme korkusu gibi pek çok sebebin birleşmesi sonucu yaşadığım duygusal bir iklim var. 

Tıpkı bir iklim gibi hiçbir zaman durağan olmayan, devamlı hareket eden, hiç yok olmayacak duygular. Çok erken uyandım. Ortalık henüz aydınlanmamış. Belki de ilk defa deliksiz bir uyku çektim-o da ne demekse- uyanınca içimde büyük bir ferahlık ve huzur hissettim. Belli ki epifiz bezim tarafından salgılanan melatonin, uyku döngüsünü iyi ayarlamış. Aynada gülümsüyorum. İnanın bana bu sahte gülüşüme yalan da olsa şaşkınlık içinde kendime bakıyorum. Aynada kendime bakarken musluğun sesine birden kalbime kulak kesiliyorum. Kalbimin uçtaki atardamarımdan hissedebiliyor suyun gürültüsünü, gitgide nabzım bir azalıyor bir hızlanıyor.  

İçimdeki bilemediğim bir hevesle, bilemediğim bir tutkuyla kendimi dışarı attım. Evin arka tarafındaki bir yolda ilerlerken düşüncelere daldım. Düşünceler, duygular ağırlaştı. Omuzlarıma bir şeylerin yokluğunun ağırlığı binmişti herhalde. Yerler hafif ıslaktı, etrafta küf kokusu vardı. Yerlere dökülen can alıcı renkli ağaç yaprakları ıslanınca küf kokmuştu. Doğa, her yerde bir renk cümbüşüyle doyumsuz bir göz ziyafeti sunuyordu. İşin arka planında yaprakların ölümü vardı ama görünen yüzü renk cümbüşüydü. “Keşke doğa ile birlikte sen de yanımda olsan sevgili!” diye düşünüyor insan... Doğa, her şeye inat, kendini mucizevi bir değişimle bahar havasına hazırlıyor. Tabiat, halk diliyle "Benim için ölüm yok" diyordu. Çünkü bir şeylerin ölümü, başka bir şeylerin doğumuna sebep oluyordu. Mesela rüzgarla savrulan tohumlar, ait olduğu bitkiden ayrılıp ölüyor ama başka bitkilerin doğumunu sağlıyordu. Var olmak için bir yok oluş değil miydi bu? Bir döngü vardı. Bahardan yazdan ayrılır dünya, geceden gündüzünden ayrılır. Tekrar eder durur amansızca sadece. Bu zaman içinde aşklar, sevgiler, ızdıraplar, kısaca her şey yaşanırdı. Bu doğa, çiçeklerin mavi, kırmızı ve mor renklerinden sorumlu olan polifenolik bileşikleri, kendi kimyasında barındırdığı aşk ve sevgi sayesinde dokunduğu her yaprağa sevgisini dağıtır. Böylece çiçekleri alev kırmızısına ve eflatun rengine boyarken aşkın rengini de anlatır aslında… 

Yürürken, uzaktan hayali bir gölge gibi gözüken yaşlı bir çift gördüm. Belli belirsiz bu yoldan ilerliyorlardı. Yılların verdiği ayrılık acılarıyla yorgun ve yaralı gibi yürüyorlardı. Onlar için hüznün, ızdırabın, kederin mevsimi sonbahar gelmişti. Ruhun yaprak yaprak dallarından ayrıldığı günlerin aylara, ayların yıllara gebe kaldığı, yılların bedenlerinde, ruhlarında, gözlerinde biriktirdiğini gözyaşları ile akıttığı her hallerinden belliydi. Uçuruma savrulan duygularının, mutsuz gecelerinin, pişmanlıklarının, yaşama dair yalnızlığının, ağlamalarının, ümitsizliklerinin, ızdıraplarının sebebi, bu henüz yaşanmamış sevdaydı. Neden her sonbahar böyle bir gözyaşı ile başlardı? 

Hava hafif rüzgârlı, yağmurlu ve karanlıktı. Gözlerini kısarak önündeki yola baktı. Yol, benim içim gibi dar, virajlı, çamurlu ve ağaçlarla çevriliydi. Bundan ürpererek olmayan huzurum kaçtı. İlerledikçe yol daha da daralmış, nefesi kesilmiş, yüreğim karanlık duygulara gebe kalmıştı. Bu sırada biraz daha hızlanan yağmur yüzüme adaletsizce vuruyordu. Vakit daha akşam bile değilken hava çoktan kararmıştı. Düşünceler, ağaçlar gibi sık ve uzundu. Ağaçların gökyüzünü kapattığı, gri renklerin etrafını sardığı bir anda, onun yokluğunu, o temiz, o sade yüreğimin yanında olmayışından duyduğum hüznü, kuşlar, böcekler, orman içindeki diğer canlılar, kısaca herkes bilsin diye sesimin çıktığı kadar haykırmak istiyordum. 

Bu düşüncenin tetiklemesiyle birçok solgun, renksiz düşünce, yüreğinden beynine hücum etmeye başladı. Düşünceler, söğüt ağacının dallarından yemlerin üzerine üşüşen güvercinler gibi beyninin içinde toplanıyordu. Bu karmaşada ruhum uyuşmuştu, bedenim sarhoş gibiydim. Derin düşünceler yüreğinde, bir yol ayrımında gibiydi. Bazen birileri, bir şeyler sizin için öyle nadide bir yerdedir ki! Yüreğimin ta ortasında. Düşündüm... Benden başka kim sevebilir ki beni? Hiç kimse dolduramaz içimdeki boşluğu, ben istemezsem. Hiç kimse mutlu edemez beni, ben hazır değilsem. Hiç kimse üzemez ben izin vermezsem. Hiç kimse sevemez beni, ben kendimi sevmezsem. Her şey bende başlar, bende biter, bu hayat sevdiğim ve sevdiklerim. Yeter ki sev kendini, çok ama çok sev beni, kendini…Bir şeyleri düşünmekle meşguldüm. İçi kırılmış, boğucu, karanlığa gebe bir hava hakimdi. Her taraf karmakarışıktı, içinde kaos vardı. 

Yüreğimin penceresinden giren tan ışığıyla yeni yeni duygularım aydınlanmaya başlamıştı. Çünkü sabaha kadar düşünmüştüm. Yüreğimin odasında bana yetecek kadar ne nefes ne de ışık vardı. Yüreğimin içinde ağır bir hava vardı ve dört bir yanda eski duygular, hisler, düşünceler… Yığın halinde duran bu duygu ve düşünceler, karmakarışık, içinden çıkılmaz ve üst üste yığılmış bir yalnızlığı çağrıştırıyordu. Duyguların yoğunluğundan yüreğimin hacmi daha da küçülmüştü, bana darlık veriyordu. Yüzüme esen serin hava, duygularımın kirli havasını arıtmış kalbimin kanayan özlemine çare olmadı. Belki de gözyaşı akmasa, gönlü yanmasa insan için sevgi de olmazdı, hasret de... Gözyaşı kadar temiz, gözleri kadar ılık… 

Düşüncelerim en üst perdede, derin darp duygular yüreğimde, aşkın sonsuzluğunu keşfettim kendimle ruhumun en derin yerinde. Ben yandım, sen yanma ey sevgili! Bu aşk bende doğmadı, senden doğdu. Senin sayende ben doğdum. Seni arıyorum ey sevgili! İçimdeki sesi, yüreğimdeki fırtınayı dindiremiyorum. Bu odada geceyle gündüzün ortasında, dört duvar arasında küçük bir ormanda, ağaçların arasında, dipsiz kuyularda seni arıyor, yalnızlığımla demleniyorum. Bu ormanda, senin özlemini, senin sevgini haykırsam duyan olmaz. Bilmezsin, ey sevgili! Sabahtan akşama kadar miskin miskin oturup tan yeri ağarmadan ve uyanmadan kuşlar sadece seni düşünmenin ne olduğunu nereden bileceksin ki? Kilidi vurdun gittin yüreğime. Hangi anahtar var açabilecek yüreğimi? Açar mı, açabilir mi bir başkası senin yerine? Asla. Yüreğimin anahtarı sende. Ben ne anahtarıyım ne de kilidiyim yüreğinin kapısının sevgili. Hasretini dinler, bu dört duvar arasında seni beklerim. Senin gidişin uzun bir ayrılıktı. Şimdi ben, kalbimle kendi yalnızlığıma gömülü bir şekilde seni bekliyorum. Başından sonuna değin büyük bir ayrılık. Her ikisi ayrılıklarla, yalnızlıklarla, hasretlerle sınanan… Ayrılıklar üzerine kurulu gebe bir dünya. Etrafına baktığımda her yerde bir ayrılık masalı, ayrılık şarkısı, ayrılık şiiri söyleniyor. Baştan başa ve aralıksız bu aşk yüzünden olsa gerek. Ah, nedir bu aşk? Aşk, iradenin var olduğu yer. Aşk, hasretlik, özlem olduğunda bir tür karanlık, bilinçsiz ilk kudret gibi bir şey… Bu aşkın biricik özelliği, olsa olsa özlem. Dahası arzu etmek, sevmek. Aşk da insanın özlem isteği de sadece kendisi. Var oluş ile yok oluş arasındaki dürtü… İçgüdüsel olarak yaşama, var olma isteği…