Siyasal İslamcıların 'dava'sı

Siyasal İslamcıların 'dava'sı

28 Mayıs 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

Katı ideolojik yaklaşımların iktidar şansı bulmaları toplumların acı çekmelerine sebep oluyor çoğu zaman. Dünya tarihi böyle örneklerle dolu. Yeni bir insan tipi yaratma, toplumun diğer kesimlerini bastırma, hemen her alana hakimiyet kurma gibi bir yaklaşım söz konusu oluyor. İktidara gelene kadar dillerden düşmeyen demokrasi kavramı sonrasında rafa kaldırılıyor. Bütün bunlar da “dava”, “mücadele” gibi soyut bir takım kavramların arkasına sığınılarak yapılıyor. 

İslam dinini siyasetlerine alet eden anlayış da bu kapsama giriyor kanımca. Dillerden düşmeyen bir “dava” sorunsalı söz konusu. Bu konu önemli çünkü Kafka’nın “Dava” adlı kitabındaki gibi toplumun bir bölümü sebebini anlayamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş, mahkum edilmiş ve hatta çile çekiyor sanki. 

Siyasal İslamcılar büyük ölçüde Atatürk devrimlerinin sebep olduğuna inandıkları bir düzenden şikayet edip durdular bugüne kadar. Şikayet etmekle kalmadılar, istedikleri başka bir düzen için mücadele ettiler. 

Fakat bu noktada birçok soru beliriyor: Şikayet ettikleri konularda haklılar mı gerçekten? Mücadele yöntemleri nasıl bir yöntem, hakkaniyet içeriyor mu? İslam dinini emperyalist emellerine alet eden Arap yönetimleri tarih boyunca kendi dillerini, kültürlerini yaymaya, siyasal emellerini hayata geçirmeye çalışırken İslam’ı nasıl yorumladılar? Bizdeki siyasal İslamcılar buralardan nasıl etkilendi, destek aldı mı? İslam dini sadece Arap toplumlarına gelmediğine ve sadece Arapçada anlaşılmadığına göre  nasıl bir tuzağa düşüyor bizimkiler? Bu anlamda Rusya’nın Ortodoks deneyimi neler anlatıyor? 

Siyasal İslamcılar birçok konuda yanılıyor aslında. Milletlerin kendi arasındaki dayanışması farklı bir şey ama tarihsel gerçekler "ümmetçilik" diye bir kavramı reddediyor öncelikle. Diğer taraftan Atatürk devrimleri ile birlikte geçmişle bağlar koptu denilirken, kültürümüzün İslamiyet öncesi dönemi yok sayılıyor. Dil ve geleneklerin önemi ihmal ediliyor. İkincisi de tarihsel olarak İslam dinini emperyalist amaçlarına alet edenlerin tuzağına düşülüyor.  

Halkın kendi dilini, kültürünü ve geleneklerini İslam dininin Vahabi söylemlerine ezdirmeden ele alması önemli oysa. Bu anlamda Atatürk’ün bakış açısı ve devrimleri iddia edildiği gibi milleti geçmişinden koparmıyor, tam tersine kendi kökleri ile barışılmasını sağlıyor. 

Bütün bu tartışmalarda bir konuya ise hak veriyorum. O da geçmişte kimi uygulamalarda inançlı insanların rencide edildiği, gerçek bir fırsat eşitliğinin yaratılamadığı hususudur. Bu nedenle elbirliğiyle adalete ve fırsat eşitliğine dayanan bir dünya yaratmak durumundayız.  

Diğer taraftan, siyasal İslam’ın birbirinden farklı yorumları kapsamında toplumu dönüştürme çabaları, eğitime ve devlet yönetimine herhangi bir dine ait yaklaşımın egemen kılınmaya çalışılması gibi fikir ve girişimler insanlığın genel tecrübesi dikkate alındığında büyük bir yanlış. 

Bir diğer yanlışlık ise yöntemde gizli. Çünkü “dava” dedikleri kavramın arkasına sığınarak Makyavelist bir bakış açısıyla insanların hak ve hukuklarını ihlal etmeye, değer dayatmaya ve toplumsal mühendislik yapmaya çalışmaları son derece yıkıcı etkiler doğurdu ve doğuruyor. 

Önemli olan İslam dininin şekilden ziyade özüyle anlaşılması, insanların ahlaki beslenmesine, hoşgörüye, barışa, yardımlaşmaya, sevgiye imkan verecek şekilde yaşanması. Dini siyasi amaçlarına alet edenler en büyük zararı dine veriyorlar. 

Bu kapsamda çokça tartışıldığı üzere tarikat ve cemaatlerin içinde oldukları durum oldukça düşündürücü. Bunların ticaret ve siyaset bağlantıları ile eğitim ve toplum düzenine yönelik müdahaleleri ciddi soru işaretleri içeriyor. 

Bütün bu hususlar göz önüne alındığında da laiklik ilkesini gerçek anlamda hayata geçirmek, parlamentoyu güçlendirmek, hukuku egemen kılmak, agresif bir eğitim atılımı yapmak, kadınların konumunu güçlendirmek, bireylerin özgürlüğünü ve fırsat eşitliğini esas almak, Atatürk’ün yapmaya çalıştığı şeyleri doğru anlamak ve anlatmak gerekiyor kanımca. 

Ayrıca bu topraklar için yürütülecek gerçek dava, bugün dünyanın içinde olduğu zorlu koşullar da düşünüldüğünde çocukların, gençlerin, kadınların haklarını, özgürlüklerini, eğitimlerini geliştirecek ve garanti altına alacak bir dava olmalıdır. Siyasal İslamcıların söylem ve eylemleri ise bu konuları desteklemiyor maalesef.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın