Siyasal İslam ve 'Beyaz Türkler'

Siyasal İslam ve 'Beyaz Türkler'

7 Eylül 2021 Salı  |   Mentor

Mentor

Siyasal İslam ile elitist Türkler arasında en küçük fark yoktur, ikiz kardeşlerdir ve birbirlerine sebep-sonuç ilişkisi ile bağlıdırlar. Her ikisi de kendi yaşam biçimini insanlara her şekilde zorla kabul ettirmeye çalışır, kabul etmeyenler de onlara göre "yobaz" veya "kafirdir". Terimler farklı sonuçlar aynı.

Örneğin: 

"Türbana karşıyım, çünkü türban başörtüsünün siyasal sembol haline getirilmiş halidir ve yeni dönemde ayrıcalıklı bir pozisyonu temsil etmektedir. Ancak inançları nedeniyle başörtüsü takmak isteyen insanlar hiçbir şekilde bu davranışları dışında davranmaya zorlanamaz." 

Bu bir muhalefettir. 

"Başörtüsü takan herkes yobaz ve çağdışıdır. Asla kabul edilemez."

Bu da muhalefettir. 

Ama bu iki muhalefet anlayışı asla kesişmez çünkü birincisi demokrasi, ikincisi faşizm ifadesidir, kısaca "Beyaz Türkler" kavramı ile ifade edilen oligarşik yapının felsefesidir. Bu adamlar bir şekilde ülkeyi kendilerine ait sanan, ayrıcalıklı ve üstün olduğuna inanan insanlar, diğerlerini yönetmeye hakları olduğunu düşünüyorlar. Eskiden bunu yapamayacaklarını anlayınca darbe yapıyorlardı.  

12 Eylül öncesini düşünün; köyden kente çok hızlı göç, işsizleşen büyük kitleler ve hızla yükselen toplumsal muhalefet ve o dönemde "fırsat eşitliği" kısmi olduğu için buna öncülük eden sağ veya sol üniversite gençliği. Önce fikir ayrılıklarını çatışmaya döndürdüler, sonra da dünya tarihinin gördüğü en müthiş "toplumsal mühendislik" projesi devreye girdi. 3 aşamalıydı plan: Üniversiteyi yok et, siyasal İslam'ı alternatifleştir, sonra da kentlerin etrafına yığılmış ve her şeyini kaybetmiş insanları varoşlaştır, imar affı vb. rüşvet ver, kalanları da çaresiz bırakıp işçileştir. 

Çok başarılı oldular; YÖK denen illet üniversiteyi ve ona bağlı özgürlüğü yok etti. Gençler hatırlamaz, eskiden üniversite seçme sınavında  "genel yetenek" vardı, bilgi de vardı ama genel yetenek önemli bir kriterdi. Bu da zeki ama olanağı olmayan öğrenciler için üniversite kapısı açar, fırsat eşitliği yaratırdı. Sonrasında sadece ailesi zengin, çok iyi eğitim almış insanların kazanabileceği akademik bir meydan okuma haline getirdiler sınavı, sadece özgürlüğü yok etmediler, aynı zamanda fırsat eşitliğini yok ederek yoksul ailelerin içine aydınlık girmesine engel olup geniş kitleleri varoşlaştırdılar. 

Siyasal İslam da bu tabloyu çok iyi değerlendirdi, ona sunulan "sınırları içinde" alternatif olma rolünü aşarak "Beyaz Türkleri" tasfiye edip onların yerine kuruldu çünkü ülkede "Beyaz Türklere" müthiş bir muhalefet vardı. Ama o muhalefet varoşlaştırılmıştı, onun tercihi de doğrudan çok nefrete yöneliyordu. Sürekli mağdur olmanın kaynağı da budur.  

Bu arada bu "Beyaz Türkler" özgürlüğünü çaldıkları üniversitelerden yabancı dille eğitim ve vakıf üniversiteleri adı altında global yardakçılar yetiştirdiler. Türk devlet yapısı siyasal İslam'ın eline geçerken özel sektör ise bu "global yardakçıların" eline geçti. 

Şu an da Türk özel sektöründe "vahşi kapiltalizm"in en vahşi hali hüküm sürüyor, patronları kucağındaki sarı sendikalar, grev yasağı, toplu işten çıkarmalar her güne yeni bir psikolojik şiddet ve zorbalıkla uyanan işçi, her şeye düşman olan siyasal İslam, kısıtlanan grev hakkına ve YÖK'e dokunmayı asla düşünmedi. 

Şimdi Türk özel sektöründeki bu zulüm tablosunun sahibi yabancı dil bilen yalanı, global çıkarlara hizmet eden vakıf üniversiteleri yalanı ile dizayn edilmiş üniversitelerde global iş birlikçi olarak çalışan bu "Beyaz Türkler" iken adam kalkıp utanmadan özgürlük demokrasi, çağdaşlık vs. diye sosyal medyada çığlıklar atıyor. Utanmıyor, daha bir gün önce kâr hedeflerime ulaşamadım diye tazminatsız ekmeğinden ettiği işçinin göz yaşları kurumamışken sosyal medyada "adalet" çığlığı atıyor. 

Bu beyazlar siyasal İslam'dan çok daha kötüdür, muhalefetleri muhalefet değil ,onlara ait olduklarını düşündükleri ülkeyi tekrar ele geçirip "biz ve kasketliler" konseptine geri dönmektir. Kısacası siyasal İslam'ın alternatifi eskinin seçkinci, ötekileştiren, kendini bu ülkenin doğal varisi sayan "Beyaz Türk" kafası değildir. 

Sorun belli çözüm söylememek hata olur. Bu ülkenin neden burada olduğu belli; büyük bir hızla yaşanan köyden kente göç, kentlerin bu nüfusu kentlileştirememesi ve bunun sonucu oluşan muhalefeti bastırmak için yok edilen üniversiteler, özgürlükler aracılığı ile bu geniş kitlelerin "varoşlaştırılması", elbette marjinal sektörler, imar afları ile bu varoşlara bir hedef verip aralarından yaratılan zenginlerle varoş kültürünün iyice bayağılaşmasını sağlamak da söylenmeli. 

Elbette yaşamın renkleri gri, hiçbir toplumsal mühendislik projesi de tamamen başarılı olamıyor, çok küçük bir azınlık olsalar da köyden kente göçüp "kentli" olma dönüşümünü tamamlamış insanlar var. Bunlar toplumun her kesimini tanıyan, kentlileşmiş ama köyün geleneklerine bağlı insanlar ve herkesi anlayan insanlar. Bu insanların arasından yeni bir lider, yeni bir muhalefet çıkmalı ve yeni döneme onlar liderlik etmeli. 

Ancak "Beyaz Türklerin" dominant olduğu bir muhalefet yapısı kesinlikle ülkeyi ileri taşıyamayacağı gibi bir başka totaliter ortama götürür. "Beyaz Türk" kültürü ve global işbirlikçi konsepti de başta üniversiteye girişte fırsat eşitliği sağlanarak ve eğitim sistemden vakıf ve paralı okul kavramını çıkararak yok edilmelidir. Yabancı dil öğrenmek adı altındaki "kimliksizleştirme" sadece yabancı dil  öğretilen hale getirilmelidir. YÖK kaldırılmalı, üniversite özgürleştirilmelidir.  

Üniversiteler özgürleşince zaten çağdaş bir ülke olmak kaçınılmaz. 

Kim ki seçilince grev hakkı tamamen geri gelecek, YÖK kalkacak demiyorsa o adamdan muhalefet beklentiniz olmasın. Eski tas eski hamam, sadece tasın rengi değişir.