'Şeytani' bir suikast

'Şeytani' bir suikast

30 Kasım 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

İran’ın geliştirmeye çalıştırdığı nükleer silah programının "beyni" olarak kabul edilen Muhsin Fahrizade’nin Tahran yakınlarında bir suikasta kurban gitmesi bütün dünya medyasında yankı yarattı. Bu satırların yazıldığı sırada, olayın üzerinden üç gün geçmiş olmasına karşın, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki ana akım medyada suikastın olası amaçları, yaratacağı sonuçlar ve orta-uzun vadede yol açabileceği gelişmeler, büyük ölçüde İran’ın Batı/ABD ile ilişkileri açısından irdelenmeye devam ediyor. 

Bu yorum ve değerlendirmeler kısaca toparlanacak olursa: 

-ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’ın iki can düşmanı İsrail ve Suudi Arabistan liderleriyle 22 Kasım Pazar günü Suudi Arabistan’da yaptığı gizli görüşmenin hemen ardından gelen suikastın yeşil ışığının nerede yakıldığı kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde açık; 

-Bu suikast ABD Başkanı Trump’ın Beyaz Saray’ı terk etmesinden önce, İran’a karşı kullanması için İsrail’e verilen açık çekin son kez kullanılması olarak nitelenebilir; 

-Trump yönetimi bu suikasta yeşil ışık yakmakla, 20 Ocak’ta görevi devralacak olan Joe Biden’ın elini kolunu bağlamayı amaçladı. Biden’ın göreve gelir gelmez, Trump’ın ABD’nin imzasını geri çektiği İran’ın nükleer programına kısıtlama getiren çok taraflı anlaşmaya döneceği biliniyor. Trump yonetimi bu suikastla İran rejimi içindeki "şahinler"in, bu anlaşmaya geri dönülmesini engelleyecek bir radikalleşme eğilimine girmesini umut ediyor. 

Bunun yanı sıra, Batı basınında fazla dikkate  alınmayan, suikastın İran’ın iç politikasında yol açması olası gelişmelere de dikkat çekmek gerekir. 

İran sımsıkı kapalı bir kutu olduğundan dışarıya yansıması zaman alabilecek ya da hiç bir zaman gerçekleşmeyecek olası etkilere bakıldığında ise akla gelenler şunlar: 

-Suikast haziran ayında yapılacak seçimler öncesinde, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile parlamentodaki ılımlı kanat üzerinde büyük bir baskıya yol açacak. Başını Devrim Muhafızları'nın siyasi lider kadrosunun çektiği "şahinler", Ruhani hükümetini ülkenin en önemli bilim adamını bile casuslardan koruyamadığı için beceriksizlikle suçlayacak ve bu seçim kampanyası için radikallere önemli ölçüde cephane sağlayacak. Unutulmamalı ki, Fahrizade’nin öldürülmesi büyük olasılıkla Mossad’a çalışan ajanların ülkede nasıl cirit atabildiklerini açığa çıkarması açısından önemli bir güvenlik boşluğunu deşifre etmiş  durumda. 

-Fahrizade’nin öldürülmesi İran’ın nükleer programına önemli bir darbe indirmiş olmayacaktır. Batılı istihbarat ve düşünce kuruluşları, geçen on yıl içinde Fahrizade’nin programı geliştirebilecek oldukça yetkin bir kadro olusturdugunda birleşiyorlar. 

-Ruhani lider Ali Hameney’in Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve "güvercinler"e çok güvenmediği biliniyor ancak ülkenin ekonomik yaptırımlar altında inim inim inlediği göz önüne alındığında, bu yaptırımların en kısa zamanda kaldırılması için seçim kampanyası başlamadan önce Ruhani hükümetinin Biden yönetimiyle nükleer anlaşmayı yenilemesi için kısa vadede destek vermesi ancak seçim döneminde yeniden radikalleri desteklemesi olasılık dışı sayılmamalı. 

-Ocak ayında Irak’taki İran milis kuvvetleri komutanı General Kasım Süleymani’nin ABD’nin insansız hava aracıyla öldürülmesinden sonra İran’ın sadece göstermelik bir füze saldırısıyla karşılık vermiş olması unutulmuş değil. Süleymani’nin intikamı alınmış sayılmıyor ve İran’daki radikallerin belleklerinin güçlü olduğu hesaba katılırsa, geçen haftaki suikasta siyasi etkisi yüksek bir karşılık verilmek isteneceği düşünülmelidir. 

Sonuç olarak Muhsin Fahrizade suikastı zamanlaması açısından şeytani bir planlamayla gerçekleştirilmiş gibi görünüyor. İran diplomasisinin bu provokasyona gelmeyecek kadar deneyimli olduğunu hatırlamak gerekiyor. 

Ayrıca İran’ın “intikam en iyi soğuk yenen bir yemektir” deyişini çok iyi bildiği de unutulmamalı. Örnek için Lockerbie’ye bakmak yeterli olacaktır.