Sevgi yüreğine sığdığı kadardır

Sevgi yüreğine sığdığı kadardır

10 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Ruhumda iyimserlik ve tarif edilemez güzel duygularla günün keyfini sürmek istiyordum. Caddeler iyice kalabalıktı, insan kaynıyordu. Endişeli şehir halkı, kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar… İnsanın iliğini donduran sabah ayazındaki sokaklar artık tenha değildi. İnsanlar karanlığın gölgesinde. Niçin yaşadığını, nereye gideceğini bilen de yok. Yüzleri solgun, ürkek adımlarla yürüyen mutsuz insanlar var sadece diye düşünürken sen aklıma geldin… Duygularım gökkuşağı gibi renkliydi. Sevgi, hayatımdaki en güçlü duygu, biliyorsun. Seni düşündüm kendimden geçtim. Düşüncelerime gem vuramıyorum. Aklım durdu. Benim istediğim şey sevmek ve sevilmek…

Seni gördüğüm ilk gün... Her yeni gün aşkın, sevginin yaşanış biçimini, rengini anlatır bize. Aşk her gün farklı tatlarla yaşanır içimizde, yüreğimizde… İnsanın yüreğinin derin dehlizlerinde saklı duygu dünyasının içinden çıkılamayacak kadar hapsetmiştir. Bu duygular, insanın ruhuna, bedenine, davranışlarına yansır. Sevgide aşırılık, sevdiğine insanın duygularla, düşüncelerle üryan gitmesi gibi bir şey. Sevdiğini hatırlatır bir söz, bir şarkı, bir yer... Aklım durdu. Çıplak değil düşünceler, duygular. Bilmezdim, insan sevgisiz çıplak olurmuş meğer. Pişman olup sevgisiz doyuma ulaşmamış duygularım. Yüreğimdeki sevgi, sağanak yağmur gibi düşsün yüreğindeki toprağa. İçimdeki her şey, yansıyan yüzümde. Seni sevmek, dünyanın en güzel düşüncesi. Senin sevip sevmediğini değil de seni severken sevdiğini, sevildiğini bilmek. Sevmek bu kadar güzel olsa gerek sevdiğim. Sevdiğini sevenin sen, sevilenin sen olduğunu bildiğin sürece mutlu olursun, bilirim. Gönlündeki hevesimi, yüreğimi, renklerde gizlenmemiş, bu hissedilen şey içine saçılan sevginin rengi. Hele bir gör düşsün özlemin ateşi. Aşk duygusunun ruhundaki renkleri unutma, yüreğimdeki sevgiyi! 

Bazen öyle bir noktaya geliyor ki insan içinden çıkamayacağı bir duygu, düşünce girdabının dibinde bir tortu gibi kalıyor. Eminim, sizde de böyle bir duygu, düşünce yumağı oluyordur. Siz tam böylesi duygular içindeyken birilerinin bu pozitif duygu yoğunluğundan alıp farklı duyguların içine sokması çok garipsenecek bir durum değil. Hepimiz günlük hayatta bu tür duygu durumları ile karşı karşıyayız. İnsandaki duygu durumu anlık, saliselerle değişebilmekte. 

Birilerine kızsanız, bir hata yaptığınızda etrafınızda bulunan kişiler tarafından azarlandığınızda mutsuzluğunuza sebep olan bir hakarete, haksızlığa uğrasanız bile bazen sadece kendinize kızıyorsunuz. Neden böyle acaba?.. Günlük hayatta iş, okul, ev ve sokakta, caddede, trafikte ya biz birilerinin olumsuz duyguları yaşamasına ya da birilerinin bize yaşattığı olumlu ya da olumsuz duyguyu tecrübe ediyoruz. Nesnel dünyada karşılaştığımız bu duygular, başkalarına karşı davranışımız veya başkalarının bize gerektiği gibi değer verip vermemesi ipuçları içerir. Bunun yanı sıra duygular, insanlarla ihtiyacımız olan toplumsal iletişimi karşılıklı yapabilmemizi sağlayan hem iç hem de sosyal bir etkileşim aracı olarak işlevsellik görevi görmektedir. Ayrıca, her duygunun insan bedeninde, ruhunda dışa bir yansıması vardır. Her bir duyguya ilişkin yüz ifadesi, jest, ses ve beden dili varmış. Etraftaki insanlara kişinin içinde bulunduğu koşullara, kişinin yaptığı, yapabileceği davranışları içinde bulunan durumun kendisinde meydana getirdiği iç ve dış uyarılarda bulunabilir. Her duygunun bir kaynağı vardır. Söylemek istediğim her duygu farklı bir uyaran tarafından uyarılır. Mesela tehlike algısı hisseden canlı kendini tehdit altında hissedip korkuya kapılır. Burada tehlikeyi hisseden kaçış tepkisini harekete geçirir. Tehlikeyi hissedince kaçar, kaçma imkânı yoksa saldırganlaşır. Belki burada ifade edilen korku tehlike algısından kaynaklanan bir duygudur.

Herkesin yaşadığı bu korkunun kaynakları, nedenleri farklı olsa da bir tek korku vardır. Korku var olmanın, canlı olmanın bir dayanağıdır. Korku kaynakları farklı yerlerde akan derelerin birleştiği bir deniz, okyanus gibidir. Korkunun sebepleri de genelde birbirine bağlıdır ve bireyin psikolojik yapısı korkuyu tetikleyecek farklı özelliklere sahip olsa da tek bir noktaya varır; bu da korkudur. İnsan çektiği acılardan, tecrübe ettiği hastalıklardan, aşk ızdırabından, kaybetmekten, terk edilmekten, şiddetten, terörden, doğaüstü olaylardan, teokratiden, otoriteden, eleştirilmekten ,azarlanmaktan, cezalandırılmaktan ya da başarısız olmaktan korkar ki dikkat edilirse bunların hepsi korkuya neden olmaktadır. Korkunun kaynakları değişir ama korku hep aynı kalır. 

Duygular ruhun olumlu fikirlerden kaynaklanan düzenli devinimlerinden başka bir şey değildir. Bu nedenle, hayattaki gerçek iyi olan erdem, olumlu duyguların gerçekliğin karşısında insanı hayata daha da bağlanmasına sebep olur. O yüzdendir ki küçük bir fidan oldukları ilk günden itibaren güçlü fırtınalarla şiddetli yağmurlarla ve kavurucu güneş ışınlarıyla baş ederek büyümüştür ağaçlar. Nasıl olumsuz ya da olumlu duygularını yoğun yaşıyorsa bunun aynısını doğada yaşayan canlılar daha güçlü bir yapıya sahip oluyorlar. 

Her zamanki duyguların nasılsa, hayatında da öyle olacaktır; çünkü hayat duygularla yüklüdür. Duygular belirliyor yaşam enerjimizi. Öyleyse, duygularla doldurmalı bu hayatı, onu; içimizde yaşamak olanaklıysa, bunu nesnel dünyada da yaşamak olanaklıdır. 

Sevme duygusu ne kadar güzel bir şey. Hem mutluluk hem de acı veriyor. Hem sevmek hem de sevilmek, kendini var etmek gibi… Belki de yaşadığımız aşkın, sevginin, duygu mısralarına dökülmüş ızdırabı olsa gerek… Aşk, bu olsa gerek. Seninle tanıdım hiç bilmediğim, tatmadığım bu duyguyu. Bunu sen bana, ben de sana yaşattım. Yaşadığımız onca güzel duygular, anılar oldu. Sevgili! Ben seni yıllar sonra sadece yalnızlığımla hatırlayacağım…