Sevgi ve sevgisizlik

Sevgi ve sevgisizlik

28 Nisan 2021 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Yasemin Özben

"Sevgi, insanlar arasında en derin, en arkadaşça bağların varlığını gerektirdiği için, bir insanın başkalarına egemen olma isteği ile hiçbir şekilde bağdaşamaz...." Sevginin dünyamızın devamlığı için üstün değerde yapı taşı olmasını ne güzel anlatmış tek cümle içerisinde bireysel psikoloji ekolü kurucusu Alfred Adler.  

Ve…Günümüzden bin yılı aşkın bir zaman diliminde yaşayan Ömer Hayyam’ı okudum yine yeniden. Yüzyıllar geçse de günümüzde hâlâ yerimizde saydığımızı, saydırıldığımızı hissettiren rubaisini sizlerle de paylaşmak istiyorum. 

“Bilmem ki beni yok olmak mı korkutuyor 

Bu Hayyam’dan daha yakın bana öbür Hayyam 

Bir emanet canım var o da çıktı çıkacak 

Vakti geldi mi çık git derim oldu olacak. 

Bakıyorum da sürekli cenneti arıyorsunuz 

Tekkede, kilisede, camide, manastırda 

Tek korkunuz yalnızca cehenneme gitmek 

Korkma dürüst ol 

Ekme bu tohumu yüreğine 

Varsa sana yetecek kadar yiyeceğin 

Bir de başını sokacak evin 

İnsanoğluna kulluk etmiyorsan 

Eğilmiyorsan iki büklüm karşısında 

Sevin be iki gözüm zaten cennettesin 

Yüce varlık bize bir beden verince 

Sevmesini öğretti her şeyden önce 

Sonra şu delik deşik yüreğimize 

Mâna incilerini sakladı binlerce 

Sevgi ile yoğrulmamışsa yüreğin 

Tekkede manastırda eremezsin 

Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada 

Cennetin de, cehennemin de üstündesin. 

Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ? Ona 

Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana 

Bir gününü sevgisiz geçirdin ise yazık 

En boş geçen günün o gündür inan bana.” 

Ve sarılmak… Vücudumuzda "oksitosin hormonu" sarılma ile salgılanıyor ve bu hormon sayesinde mutlu ve iyi hissediliyor. Bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Güçlenen bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla daha güçlü bir şekilde savaşıyor. Sarıldığınızda daha derin bağ kuruluyor. 

Nereye gelmek istiyorum aslında?  

İnsanın varoluşundan sonra gerçekten özgür olduğu vakitleri düşünecek olursak eğer; sadece ilkel, doğa ile iç içe yaşadığı, hayatta kalma mücadelelerini geçirdiği tarihsel ilk çağlardır. Avcılıktan ve göçebelikten; yerleşik hayata geçiş, üretim araçlarının gelişmesiyle “uygarlık” adı altında ise aslında insanlığın özgürlüğünü kendi elleriyle yitirdiği tutsaklığa başlangıç evreleridir. Kendilerini güvende hissedebilmek için güçlünün şefkatli görünen kollarına bırakmaları ise özgürlüklerini kendi kendilerine kısıtladıkları ilk bölümdür. Sonraki bölümlerde şehir devletlerinin başındaki hırslı, açgözlü yöneticiler, iktidarlar; politik güçlerini ve dini kullanarak, savaş, baskı, zulüm, korku ile halkı fakir, eğitimsiz bırakıp, köle gibi ellerinde tutmuşlardır. Sanki o yönetimdekiler olmazsa halk kendi kendine idare edemez yok olur gibi propagandalar ile insanları acizliğe, umutsuzluğa, tek tipleşmeye yönlendirmişlerdir.  

Toplumsal denetimi ellerinde tutmak isteyen insanlık hainleri aklı, bilimi, sanatı, umudu, birleşmeyi, huzuru sevmezler. İnsanların bir araya gelerek hak arayışlarını sevmezler. Kaos yaratarak, korkutup, sindirerek iktidarı ellerinde tutmak en belirgin özellikleridir. Bu arada kendilerinden, iktidarlarından başka bir şeyi önemsemezler.  

Şimdilerde “Yeni dünya düzeni” adını verdikleri çağımızda internet sayesinde insanları tamamen görünür kıldılar. Aslında amaç görünür kılınanların kontrolünü kolaylaştırma idi. Küreselleşme ile ulus devletlerin sonunu getirdiler. Küçük firmaları yutarak kocaman şirketler yarattılar. Bu şirket yöneticileri vitrin süsü olarak halka sunuldu lakin asıl patronlar daima sır olarak perde arkasında görünmezlik zırhının arkasındalar.   

Eskiden "büyük güç" denince ilk akla gelen ülkelerdi. Şimdi ise sınırlar para piyasaları vasıtaları ile kalktı. Sadece dev karma şirketler ve arkalarındaki patronları var.  

Dünyayı yöneten şirketler başta ABD (yanında Kanada ve Meksika ortaklığı) İngiltere görünse de benim kanaatim en başta İskandinav ülkeleri sonra Amerika… Almanya (Avrupa Birliği ülkeleri), Japonya ( Doğu, Güneydoğu Asya, Filipinler, Tayvan, Güney Kore, Singapur, Endonezya, Malezya) ayrıca Rusya ve Çin de var. Arada ise stratejik olanlar yani yeni düzenin tanımı ile taşeronlar Türkiye, İran, Hindistan, Brezilya, Avustralya… Bu taşeronlar olmadan emperyalistler iş göremeyeceklerinin farkında. Onların iplerini sıkarak, öldürmeyip, süründürme politikaları ile köleleştirme… 

Sosyal medya sayesinde görünür kıldıkları toplulukların teknoloji ile anında asıl gerçeklere ulaşabilmeleri ve dünyanın bir ucunda bile olsa insanların bir araya gelebilmeleri işlerine çomak soktu. Ve… dünya nüfusunu açlık, salgın hastalıklar, kanser, uyuşturucu, savaşlar ve homoseksüelliğin yaygınlaştırılmasıyla milyarlarca kişi azaltma niyetinde olan küreselleşmenin baronları sözde bilinmeyen virüs salgını nedeniyle aynı evin içinde aile fertlerini bile yalnızlaştırdı. Canı candan ayırdılar! Annenin çocuğuna sarılamaması ya da çocuğun annesine virüs bulaştırmasından korkarak uzak kalması…  

Kazanan ilaç sanayi patronları, ülke demiyorum farkındaysanız patronlar! Kaybeden sevgi… İnsanlık… Dünyamız!..