Sessiz manifesto

Sessiz manifesto

26 Kasım 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Dünya çapındaki koronavirüs salgınının iyice yoğunlaştığı ve herkesi bunalttığı şu günlerde, eşi ile ortağı oldukları biyoteknoloji şirketinin geliştirdiği ve virüse karşı büyük oranda etkili olduğu açıklanan, böylelikle tüm ülkelerin üzerine çükmüş bulunan karamsarlık bulutlarını bir nebze dağıtan aşının mucitlerinden Uğur Şahin’in, gündemin hengamesi arasında yeterince yankılanmayan, aslında çok çok önemli ifadeler olarak tam bir manifesto niteliği taşıyan sözleri mealen şöyleydi:

“Bilimsel araştırmalar zekanın tüm etnik gruplara eşit dağıtıldığını göstermektedir; bunun içindir ki herkese eşit şans veren küresel bir vizyona ihtiyacımız var ve her bir bireyin eşit eğitim imkanlarına kavuşabilmesi için çalışmalıyız...” 

Ülkelerin insan sermayelerinin yeterince değerlendirilebilmesi için hayati önemde olan ancak genellikle Anayasa metinlerine yazılan bir temenni olarak kalan; eğitimde ve çalışmada fırsat eşitliğinin vazgeçilmez önemine vurgu yapan bu sözler, her birimizin ama özellikle de ülke yönetimine aday olan politika yapıcıların üzerinde tekrar tekrar düşünmesi gereken sözlerdir. 

Öyledir çünkü yoksul bir ailede büyüyen ancak bir şekilde iyi eğitim alabilme imkanını yakalayarak alanlarında çok başarılı ve büyük işler yapmış bulunan bir çok bilim adamı, sanatçı, aydın, politikacı, sporcu var olabilmişken acaba bu insanların kaç katı kadarı da, fırsat eşitsizliğinden ötürü eğitim imkanlarından yeterince faydalanamadıkları için potansiyellerini ortaya koyamamış, kendilerini gerçekleştirememiş ve hep çok daha azına razı olarak hayal kırıklıkları içinde ve mutsuzca yaşayıp gitmişlerdir kim bilir? 

Tüm toplumlarda git gide artan gelir adaletsizliğinin doğrudan bir sonucu olan eğitimde fırsat eşitsizliğinin ve dolayısıyla da kapasiteleri itibarıyla çok daha iyisini yapabileceklerken, yolları baştan kapanmış bulunan ve kaybedilen değerler sorununun hafifletilebilmesi için, parayla direkt ilişkilendirilmemiş, kapsayıcı ve demokratik bir eğitim anlayışının kabul edilmesi elzem gözükmektedir. 

Sıradan bir kamu hizmeti olarak görülmesi mümkün olmayan eğitim hizmetinin, özel önemini gözden ırak tutmadan, hangi sosyoekonomik seviyede olursa olsun tüm bireyler için ulaşılabilir olan, akılcı ve bilimsel temellere dayanan bir eğitim vizyonu hava kadar, su kadar vazgeçilmezdir toplumumuz için. 

Böyle bir eğitim anlayışıdır ki, bireyin yolunu açacak, ona gerekli özgüveni ve motivasyonu sağlamasında yardımcı olacak, kendinde olanı ortaya çıkarıp değerlendirebilmesine olanak verecek olan. 

Aksi halde öz varlığımız olan insan kaynağımızın, en iyi beyinlerimizin burada kendilerini gerçekleştiremeyerek başka ülkelere gitmeleri ya da kalsalar bile potansiyellerinin çok altında bir verimlilik sergilemeleri karşısında toplum olarak bizlerin, dışarıda çok başarılı olanlar için öfkeyle karışık bir gurur duyup “Neden burada değiller” diye kendi kendimize sormaktan; kalan ancak kendisini yeterince ortaya koyamayanlar için de ah vah etmekten başka yapabileceğimiz bir şey olmayacak.