Sergey Lavrov: Sabrımız tükendi-2

Sergey Lavrov: Sabrımız tükendi-2

16 Ocak 2022 Pazar  |   Serbest Kürsü

Hazal Yalın (ydh.com.tr)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 15 Ocak 2021) basın toplantısında sorulara verdiği cevapların eksiksize yakın çevirisinin ikinci bölümünü de aşağıda yorumsuz sunuyorum.

Japonya ile ilgili konuşmaları, kısa ancak çok önemli bir paragraf dışında çeviriye almadım.

Orta Doğu (Suriye, Irak, İran) meselelerinin ele alındığı son bölümü de kısa sürede tamamlamayı umuyorum.

Kazakistan Başkanı K. J. Tokayev’in, müttefiklerine, Kolektif Güvenlik Anlaşması’yla, KGAÖ tüzüğüyle tam bir uyum içinde başvuruda bulunması önemlidir. Durum, son yıllarda bir barış gücü potansiyeli yaratılmasına yönelik girişilen çabaların etkili ve zaruri olduğunu gösterdi. Ne derler: Barış istiyorsan savaşa hazır olmalısın. Tanrıya şükür olay savaşa varmadı. Barış gücünün potansiyeli, bütün dünyaya etkinliğini gösterdi. Bütün KGAÖ ülkelerinden Kazakistan Başkanı’nın ricasıyla bu ülkeye yardım için gönderilen birliklerin konuşlandırılmasındaki sürat, batıda şaşkınlıkla izlendi. Operasyon herkes tarafından takdir gördü, bundan kuşkum yok. Umarım bundan sonra bu tecrübeyi kullanma ihtiyacı doğmaz, ama “barutu kuru tutmak” gerek. Umarım buna benzer bir durumla karşılaşmayız. Bunu önlemek için elimizden gelen her şeyi, KGAÖ’nün gerekli organları aracılığıyla da yapıyoruz. Hazır olmalıyız, çünkü Orta Asya ve KGAÖ ülkelerindeki durumu “sarsmak” için dışarıdan epeyce sinsilik var. Bu sinsilikler, Amerikalılar diğer NATO üyeleriyle birlikte Afganistan devletini ayakları üzerine dikmek gerekirken bu ülkeyi şu an içinde bulunduğu durumda bırakıp kaçtıktan sonra çok daha ısrarlı, riskli ve tehlikeli hale geldi.

Andığım eylemler, “uyuyan hücrelerle” mücadeleyi de içeriyor. Bu, silahlı kuvvetler hattından değil istihbarat örgütleri hattından gerçekleştirilmeli. KGAÖ’nde böyle organlar da mevcut, güvenlik konseyi himayesi altında işlev görüyorlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok daha ciddiye alınacak. Bu faaliyet daha da gerekli hale gelecek...

Ukrayna’da 2013 sonunda Maydan ortaya çıktığında o zamanki NATO Genel Sekreteri A. Fogh Rasmussen, Başkan V. F. Yanukoviç’e defalarca silahlı kuvvetleri kullanmaması çağrısında bulundu. Ama darbe gerçekleşir gerçekleşmez Rasmussen başka türlü konuşmaya başladı. İktidara güçle, anayasa dışı yoldan gelen darbecilere orantılı güç kullanmak çağrısında bulunmaya başladı. Yani “Rusya yanlısı başkan” saydıklarına (üstelik bu da bütünüyle yanlış bir görüş), batıyla “kucak kucağa” olmayana yasak. Eğer darbeciler batıya sadık kalacaklarını duyurdularsa, onlar yapabilir...

KGAÖ güçlerinin kullanılmasından sonra yeni yaptırımlar üzerine bir şey söyleyemem. Bir beklentilerle çalışmıyoruz. Biz somut şeyler üzerinde çalışıyoruz. Ama batılı meslektaşlarımız her şeyi yapabilirler. Şimdi Washington’dakiler bizi yaptırımlarla tehdit ediyorlar: Kongre bir takım yaptırımlar hazırlamış, bir kısmı Beyaz Saray’a uyuyor, bir kısmı uymuyor. Bu insanların mantalitesinin karakteristik bir niteliğidir: Rusya’nın Ukrayna’ya “saldırısı” gerçekleşmesi haline yönelik bir yaptırım paketi hazırlamaya çağırıyorlar. Yalnız da değiller. Rusya eğer yarın veya yarından sonra kendi topraklarındaki kendi birliklerini Ukrayna sınırından çekmezse herhangi bir saldırı beklemeden yaptırım ilan edilmesini isteyen sesler de yükseldi. Onlardan her şey beklenir. Sizi temin ederim ki hadiselerin her türlü gelişmesine hazırız. Ekonomi alanında, bir takım illüzyonlar kalmış ise dahi, son yedi yıldır bu illüzyonlar tamamen “dağıldı”. Geçenlerde Gaydan Forumu’nda da bu konuya değinildi. Bizim liberal olarak tanınan ekonomistlerimiz bile kendimize güvenmemiz gerektiğinin bilincine vardılar. Batı tarafından kontrol edilen organlara bağlı bütün iktisadi ilişki mekanizmaları risk içeriyor, ancak biz bu risklerden öncelikle yüksek teknoloji alanlarında tutarlı ve hızlı bir şekilde kurtuluyoruz...

Almanya, Ukrayna’yı her konuda desteklemek gerektiğini düşünüyor. Ukrayna “istiyor” mu, bu istek listesini yerine getireceğiz. Peki Rusya ne istiyor, bilmek istemez misiniz? Rusya, Avrupa için Ukrayna’dan daha mı az önemli? ... Bizim mantığımız şöyle: herkes kendini güvende hissetsin ve hiç kimse kendisini dezavantajlı hissetmesin. Yani aşağı yukarı Almanya’nın birleşmesinden sonra ortaya çıkan durum gibi. O zaman bize, NATO altyapısını Oder’in doğusunda bir milim öteye gitmeyeceklerine söz veriyorlardı. Bu sözlerin olduğunu biliyorsunuz. Biz de bunu istiyorduk. Şimdi Ukrayna NATO’ya girmek istiyor, bizse NATO’nun ilerlememesini istiyorduk. Ukrayna istemekle yetiniyor, oysa bize başkanlar, muteber kimseler söz verdiler, ama bir şey çıkmadı.

FAC’dakilerin, Almanya birleşmeyi istediğinde ülkemizin tutumunun ne olduğunu hatırlayacaklarını düşünüyoruz. 2015’te Münih’te Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda kürsüye çıktım ve Kırım sorusunu cevaplarken ortaklarımızla görüşmede ülkemizin Almanların birleşmesini nasıl desteklediğini hatırlaması gerektiğini ve Almanların, Kırım’da yaşayan Rusların da (Kırım nüfusunun çoğunluğu) vatanlarıyla birleşmeye hakları olduğunu anlamaları gerektiğini söyledim. Özellikle de Neonazi sloganları, “Kırım’dan defolun” sloganları atan militanları bu Ruslara karşı kışkırttıklarında. O zaman Bundestag’daki milletvekillerinizden biri bütün salonu sarsacak kadar gürültüyle gülmeye başladı, böylelikle bunların karşılaştırılamayacak iki ayrı mesele olduğunu göstermeye çalışıyordu. [Lavrov bu sırada bir Alman gazetecisinin sorusunu cevaplıyor.] Ben, bunların karşılaştırılamaz olduklarını düşünmüyorum. Sizin şimdiki batılı müttefikleriniz Almanya’nın birleşmesi gerektiğinden derinden şüphe ederlerken bizim ülkemizin tutumunu siz Almanya’dakilerin unutmadığını umuyorum. Ama hayat devam ediyor.

Kırım’dan ve NATO’ya almak istediğiniz Ukrayna iktidarından bahsederken, Kiev’de darbenin gerçekleştiği, Almanya’nın, Fransa’nın ve Polonya’nın Yanukoviç ile muhalefet arasındaki mutabakatların altında bulunan imzasına tükürdükleri ve bütün öğütlere, bütün teminatlara rağmen AB’nin bu konuda ne düşündüğünü dinlemeye bile yanaşmadıkları daha ilk günlerden itibaren Avrupa Birliği’nin bu durumu neticede kabul ettiğini unutmayın. Bunun arkasından darbeciler bir anda, Kırım’daki Rusların hiçbir zaman Ukraynaca konuşup düşünmeyecekleri, İkinci Dünya Savaşı “kahramanlarını”, yani S. Bander ve R. Şuheviç’in faşist işbirlikçilerini yüceltmeyeceklerine dair açıklamalara başladılar. Kırım’da buna karşı işte o zaman ayaklandılar, Kırım Yüksek Konseyi’ne silahlı saldırıyı geri püskürttüler ve referandum ilan ettiler. Almanyalı dostlarımız, “Normandiya formatında” Donbass konusunu tartıştığımızda ve Minsk mutabakatlarını yerine getirmesi gerekenin Kiev olduğunu açıkladığımızda (çünkü orada öyle yazıyor), bize yakın zamana kadar şu cevabı veriyorlardı: Hadi, şimdilik bunları bir kenara koyalım, sadece mutabakatları yerine getirelim. Bunları yerine getirmesi gerekenlere talepte bulunmadan bunlar nasıl yerine getirilebilir? Biz, devamlı olarak, Ukrayna’nın bugünkü bütün problemlerinin, hem Rusya ile ilişkilerde, hem de kendi vatandaşlarıyla ilişkilerde, anayasa dışı devlet darbesiyle başladığını söylüyoruz. Batılı meslektaşlarımız ise, Almanlar da dâhil, önceleri, bütün bunların güya Kırım’ın “ilhakıyla” başladığını söylüyorlardı. Onlara bu çatışmanın epistemolojisini anlattığımızda ne diyeceklerini bilmiyorlar. Geçenlerde bunu bizim devlet darbesi saydığımızı, kendilerinin ise bunu “demokratik bir süreç” saydıklarını açıkladılar. Bu en azından ayıptır. Ciddi görüşmeler işte bu şartlarda yürüyor.

NATO’ya almak istediğiniz Ukrayna şu anda Başkan V. Zelenskiy tarafından temsil ediliyor. Ukrayna Başbakanı olan A. Yatsenyuk, Donbass’ta Nazilere karşı ayaklanan insanlardan bahsederken, onlar için “insan değiller” demişti. Kısa bir süre önce Başkan V. Zelenskiy de onlardan bahsederken “bireyler” diye andı ve Ukrayna vatandaşı olan bu “bireylerin” kendilerini Rus sayıyorlarsa, Rusça konuşmak, Rus kültürüne uygun yaşamak istiyorlarsa Rusya’ya “çekip gitmeleri” gerektiğini açıkladı. Herhalde, Ukrayna’nın NATO’ya çekilmesine, bunun bizatihi Ukrayna için ne büyük riskler ve tehditler barındırdığını bilerek kategorik olarak karşı çıkan bu insanlardan “kurtulması” gerekiyor. Konuşulacak çok şey var. ... Herkesin birleşmesi ve batılı meslektaşlarımız tarafından güvenliğin bölünmezliği ve herhangi birinin güvenliğini başkalarının güvenliğine zarar vermek pahasına tahkim etmeme yükümlülüğüyle ilgili verilen “efsunlu vaatlerin” nasıl yerine getirileceğini yetişkin gibi konuşup anlaşması gerekli. ...

[Soru: Kolektif batının görüşünü değiştirmesi için Rusya’nın elinde hangi argümanlar var? Bu Küba veya başka bir şey olabilir mi?]

Biz, Kuzey Atlantik Paktı’nın sınırlarımızda belirmesini kategorik olarak kabul edilemez buluyoruz. Bunu da, Ukrayna yönetiminin (hem eski hem bugünkü) ne yazık ki izlediği yolu dikkate alarak reddediyoruz. Dahası bu gerçek bir kırmızı çizgi ve onlar da bunu biliyorlar. Ukrayna NATO dışında kalsa bile, Azak Denizi’nde askeri tesisler, üsler kuracak Amerikalılarla, İngilizlerle, diğer batılı ülkelerle ikili mutabakatlar da olabilir; bunu da kabul edilemez buluyoruz. Komşularımızın, mevcut durumda Ukrayna’nın topraklarında Rusya Federasyonu için tehdit teşkil edecek saldırı silahlarının konuşlandırılması da bir başka kırmızı çizgi. Şimdi Avrupa Birliği de oraya akın etti. Avrupa Birliği ve Ukrayna hakkında konuştuk. Onlar da şimdi Ukrayna’ya yönelik askeri-eğitim misyonu planlarının aktif şekilde “piar çalışmasını” yürütüyorlar, yani onlar da esasen Rusya karşıtı birliklerin eğitimine katkıda bulunmak istiyorlar. Temas hattında askeri yoğunlaşma gitgide artıyor, esas itibariyle de bunların muharip birlikleri; bunlara gönüllü taburlar deniliyor ki batı bunları daha önce aşırılıkçılar olarak mülahaza ediyordu, ancak bunu yapmayı artık bıraktı. Ukrayna kendi topraklarında kıtalar sevk ediyor, üstelik bunlar temas hattı çevresinde alışılmadık kadar büyük miktarda toplandılar. Ama bu, batıyı endişelendirmiyor. Rusya’nın kendi topraklarında yaptıkları endişelendiriyor. Ama Rusya hiçbir zaman, hiçbir defa, hiçbir yerde, ne açıktan ne da kapalı kapılar ardında, Ukrayna halkını tehdit etmedi. Sayın V. Zelenskiy ve onun silah arkadaşları ise doğrudan doğruya bunu yapıyorlar. V. Zelenskiy’in Rusların Ukrayna’dan çekip gitmesini istemesini örnek verdim. Bu doğrudan bir tehdittir. Peki ya, orada toplanan Ukrayna silahlı kuvvetleri birliklerini Rusları oradan sürmek için kullanmaya ciddi şekilde karar verirse? Zira Kiev’de bir “B planı” tartışılıyor. D. Kuleba [Ukrayna Dışişleri Bakanı] Hırvatlarla da, onların “Fırtına” operasyonu adıyla yürüttükleri ve neticede 200 bin Sırp’ın kendilerini yurtlarının dışında bulup mülteci durumuna düştüğü harekâtın tecrübeleri üzerine görüş alışverişinde bulundu. Batılı meslektaşlarıma, kimin kendi topraklarındaki birliklerini nereye sevk ettiklerini değerlendirirken başlarında Ukrayna Başkanı bulunan Ukrayna radikallerinin esasen Rusların ve Rusça konuşanlarla ilgili hangi hedefleri ilan ettiklerine bakmalarını öneririm...

Minsk mutabakatlarında, yabancı askerlerin, yabancı silahlı kimselerin Ukrayna topraklarında bulunmasına doğrudan bir yasak yasak var. Ukrayna’ya silah sevkiyatına bir yasak yok. Ama yabancı askerler var, üstelik çoklar. Binlerle ölçülmüyorlar (bazen yanlışlıkla öyle söyleyenler oluyor), ama birkaç yüz Amerikalı, Britanyalı vb. var. Silahlandırmaya resmi bir yasak yok. Bugünkü Ukrayna iktidarının ne niyetler beslediğine geri dönersek, elbette, batının bu iktidarı silahlarla “şişirmesi” bağlamında yaptığı her şeyi, doğu Ukrayna’daki meselelerin çözülmesinde şiddet yöntemlerine girişmesi için bu iktidar nezdinde ek cezbeler ürettiğini çok iyi biliyoruz. Bu bizim için, bilinen nedenlerden ötürü kesinkes kabul edilemezdir. Yeri gelmişken, danışmanlar meselesi. Batı bize, buna dikkatini çektiğimizde, hep şöyle diyor: Bunlar sadece danışman, bunlar askeri harekâtlara katılmıyorlar. Ben, 2008’de Gürcistan’daki savaş sırasında Amerikan ordu subayı üniformalı danışmanların (hem beyazlar, hem Afroamerikalılar) tanksavarların ve diğer silahların nasıl doldurulacağının talimatını verdikleri televizyon görüntülerini çok iyi hatırlıyorum. Bunun Ukrayna’da tekrarlanmasını istemiyorum, çünkü bu gerçekten de akla gelebilecek bütün “kırmızı çizgilerin” aşılması olacaktır. Ukrayna’nın Rus vatandaşlarıyla NATO askerleri arasında doğrudan bir çarpışma olacaktır...

Ortodoks kilisesine gelince, bu ciddi bir mesele. Belki diplomasinin yardımcı olabileceğini söylüyorsunuz. [Lavrov, Yunanistanlı bir gazeteciye cevap veriyor.] Prensip olarak diplomasi kilise işlerine karışmamalı. Devlet kilise işlerine karışmamalı. Ama her zaman hayatın daha karmaşık olduğu durumlar vardır. Ortodoks kilisesinde bugünkü krizde Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan eli var. ABD, özel bir mekanizma, inanç hürriyetiyle ilgili özel bir temsilcilik kurdu; ancak bu temsilcilik aslında hürriyetle uğraşmadı, Ukrayna da dâhil bölünme siyasetini takip etmesi ve Ortodoks dünyasında ciddi ihtilaflar doğuran, kanonik olmayan bölücü bir kilisenin Ukrayna’da kurulması için Konstantinopol Patriği Bartolomeus’u aktif bir şekilde yönlendirdi ve finanse etti. Ne yazık ki Yunan kiliseleri (Elen, Kıbrıs ve diğer kiliseler), anladığım kadarıyla Yunan hükümetinden de gelen devasa baskılar altında bulunuyorlar. ... Eğer topraklarında kanonik Ortodoks kiliseleri bulunan ülkelerin temsilcileriyle, diplomatlarıyla, onların kendi kanunlarına, kanonlarına uygun şekilde kendi hayatlarına karışmamakta anlaşırsak, bence bu, diplomasinin ve diğer devlet organlarının inanç hürriyetinin sağlanmasına en optimal katkısı olacaktır...

[Soru: Kısa bir süre önce Ermenistan ve Azerbaycan sınırında çatışmalar meydana geldi. Azerbaycan topçu kuvvetleri, insansız hava araçları kullandı... Baku ve Ankara’da KGAÖ’nün Kazakistan yetkililerine yardımına yönelik çok sinirli tepkisini dikkate alırsak, bu, sizin görüşünüze göre, Ermenistan ve Rusya’nın Kazakistan’daki yardımıyla ilişkili mi?]

Ben Bakü’de da Ankara’da da resmi görevlilerden “sinirli” bir tepki görmedim. Ankara’da, yumuşak ifadelerle söylersem, Başkan R. T. Erdoğan’ın danışmanlarından biri olan İ. Şener’in Kazakistan’ı KGAÖ’nü davet ettiği için kınayan, anlaşılmaz bir beyanatı oldu. Türkiyeli meslektaşlarımızdan bunun ne anlama geldiğini sorduk. Resmi görevliler hiçbir negatif yorumda bulunmadılar, Azerbaycan resmi görevlileri de öyle.

Azerbaycan-Ermenistan sınırının bir an önce delimitasyonundan yanayız. Bu, Karabağ bölgesiyle ve barış meseleleriyle ilgili değil. Bu, neredeyse bir yıldır bunun için bir delimitasyon ve demarkasyon komisyonunun kurulmasından sonra çalışmalarına başlanmasını önerdiğimiz derin bir ikili mesele. Rusya Genelkurmay ve diğer organların, SSCB’nin kuruluşundaki, SSCB’deki idari birimlerde ve birlik cumhuriyetleri arasında sınırlarda değişiklikleri muhtelif etaplarıyla gösteren haritalara sahip olmasından ötürü kendimizi de danışman olarak öneriyoruz.

Ben dün bu konuda Ermeni meslektaşımla görüştüm. Tarafların kendi teklifleri var. Komisyonun kurulması için şartlar üzerinde anlaşmak gerekli. Bu şartlar şu anda tartışılıyor, ihtilaflar var. Bizim tutumumuz basit: Oturup resmi olarak kurulmuş bir komisyon çerçevesinde şu anda mutabık kalınmamış durumdaki bütün meseleleri çözmek gerek...

Resmi bir Rusya-Çin zirvesine hazırlanıyoruz. Başkan V. Putin, Başkan Si Tsipin’in davetiyle Olimpiyat oyunlarının açılış günü Pekin’i ziyaret edecek. Aynı gün en yüksek seviyede çok yönlü görüşmeler de yapılacak. Bunlar, liderlerimizin görüşmeleri sırasında hep olduğu gibi ilişkilerin bütün tayfını kapsayacak. Rusya ve Çin’in doygun bir ikili ajandası ve benzersiz bir ikili ilişkiler mimarisi var. Her yıl zirveler yapılıyor, hükümet başkanları arasında görüşmeler oluyor, başbakan yardımcıları seviyesinde hükümet başkanlarının görüşmelerinin hazırlandığı beş komisyon toplantıları sürüyor. Bu mekanizma, son derece etkili olduğunu kanıtladı. Ayrıntılı bir şekilde düşünülen, yerine getirilen ve ilişkilerimizin gelişmesine gerçekçi yardımda bulunan kararlar hazırlanıyor...

İşbirliği gündemimizde, bugün ayrıntılı şekilde konuşmakta olduğumuz, uluslararası durumdaki sertleşmeyi hesaba katan dış siyaset problematiği de var. Rusya ve Çin, onlarla hemfikir olanlarla birlikte, uluslararası hukuku, eşitliği, devletlerin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün korunmasını, bütün krizlerin siyasi yoldan çözülmesini, herhangi bir devletin iç işlerine karışılmamasını dostça savunuyorlar. Bu ülkeleri BM Güvenlik Konseyi’nde ve BM’nin diğer organlarında somut olayların pratik mülahazalarında ileri sürüyoruz ve bu bağlamda uluslararası hukukun yerine batının keşfettiği ve dünya düzeninin bunlar temelinde kurulması gerektiğinde ısrar ettiği “kuralların” konulması girişimlerine karşı koyuyoruz. Bizi ve Çinlileri “revizyonist” ilan ediyorlar, oysa tam tersi. BM şartında ve uluslararası hukukun diğer evrensel normlarında revizyon yapan, batının kendisi. Çinli dostlarımızla ve başka ülkelerden (Latin Amerika, Afrika, Asya) büyük bir grupla, New York’ta (BM), BM Şartı’nın savunulması için dostlar grubu kurduk; bu grup iki defa toplandı. Şimdi bakanlar seviyesinde bir görüşme olanağını tartışıyoruz. Bu, BM şartına saldırılar sürerken zaruri bir format.

Uluslararası problematk üzerine konuştuğumuzda İran’ın nükleer programı ve bu konudaki (Trump yönetiminin çıktığı) ortak anlaşmanın yeniden uygulamaya konulması zarureti gibi mevcudiyetini koruyan kriz durumlarına karşı ortak bir yaklaşım bizi Çin’le birleştiriyor. Afganistan da öyle. Afganistan ve Merkezi Asya problematiğinin şu anda özel bir yer tuttuğu Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde sıkı bir işbirliği sürdürüyoruz. Avrasya ötesi ilişkilerin geliştirilmesi bağlamında işbirliği içindeyiz. Büyük Avrasya ortaklığı inisiyatifini Başkan V. Putin ortaya koydu. Bu, ÇHC ile ticari işbirliği mutabakatı imzalayan ve bunu hayata geçirmekte olan Avrasya Ekonomik Birliği faaliyetleriyle de paralellik içeriyor. Bu bağlamda, post-Sovyet bölgesindeki entegrasyon süreçleri, Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol” konseptinin hayata geçirilmesine yönelik pratik adımlarla uyumlu kılınıyor. Güneydoğu Asya Devletleri Birliği (GADB) ile de Asya-Pasifik bölgesinde uluslararası mimarinin bütün unsurlarında onun merkezi rolünü korumak yönünde birlikte çalışıyoruz. Amerikalılar ve batının diğer ülkeleri tarafından ileri sürülen, açıkça bölünme hatları yaratmayı, GADB’nin merkezi rolünü baltalamayı, keza bu bölgede, herkesin endişelerinin tatmin olmasına ve uzlaşmayla alınmış kararlar üzerinde çalışılmasına imkân verecek görüşmeler ve özel tartışmalar gerektiği bir ortamda, silahlı olanlar da dâhil konfrontasyonlar ortaya çıkarmayı hedefleyen, “Hint-Pasifik Stratejisi Konsepti” içinde muhtevi riskler görüyoruz...

Biz, [Türkiye ile Ermenistan temsilcilerinin görüşmeleri şeklindeki] çabaları şartsız destekliyor ve onlara aktif olarak katılıyoruz. Bunlar, güney Kafkaslardaki durumun normalizasyonuna katkıda bulunuyor, halen mevcut siyasi problemlerin güney Kafkasların üç ülkesi ve onların üç büyük komşusu, Rusya, Türkiye e İran arasında çok daha aktif, verimli, iktisadi ve diğer işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla çözülmesi için şartların yaratılmasına yardımcı oluyor.

“Üç artı üç” formatı fikri, ilk defa Başkan İ. Aliyev, sonra da Başkan R. T. Erdoğan tarafından dile getirildiğinde biz de aktif şekilde destekledi. Bunun görüşülmesinin ilk günlerinden itibaren ve Moskova’da yapılacak görüşmenin hazırlığı esnasında, Gürcü komşularımızın da bu sürece katılmasından yana olduk, zira görüşmeler için ne kadar çok olanak olursa mevcut problemlerin çözümü için o kadar iyi olur. Şu anda Gürcü meslektaşlarla, Gürcistan’ın 2008 ağustosundaki saldırganlığının sonuçlarının tartışıldığı Kafkaslar konulu Cenevre toplantıları çerçevesinde, keza Moskova ile Tiflis arasında yeterince uzun zaman önce kurulmuş bulunan gayrı resmi ikili kanal çerçevesinde görüşüyoruz. “Üç artı üç” formatında başlayan süreçler ise çok daha önemli, çünkü bu çerçevede bütün bölgenin gelişme perspektifleri de tartışılıyor.

Geçen yıldaki askeri harekâtlardan sonra Rusya Başkanı’nın katkısıyla Ermenistan ve Azerbaycan liderleri, düşmanca eylemlerin bitirilmesine, ticari ve iktisadi bağların geliştirilmesine, bölgedeki bütün yolların açılmasına yönelik mutabakatları imzaladılar. Bu Türkiye, Rusya, İran, Gürcistan’ı ilgilendiren her türlü imkânı açıyor. Bence bu formata ön şartsız katılmak onların da menfaatinedir. ... Türkiyeli ve Azerbaycanlı dostlarımıza (Ermenistan da yardım edecek) Gürcü komşularımıza bu formata katılmanın herkes gibi onların da avantajına olduğunu açıklamaları ricasında bulunduk. Bu, onlara, siyasi tutumlarını ilgilendiren hiçbir yükümlülük getirmeyecek.

Türkiye ve Ermenistan özel temsilcilerini atadılar. Rusya, böyle bir mutabakata varılmasında yardımcı oldu. İlk görüşmenin Moskova’da yapılmasından memnunuz. Bizim rolümüz, doğrudan diyalog yolunun açılmasında yardımcı olmaktır. Umarım başarılı olur...

Japonya’nın BM’de ve diğer uluslararası organlarda Washington ile, NATO ülkeleriyle, diğer batı ülkeleriyle aynı tutumu aldığını görüyoruz. Eğer yakın ortaklar olmak istiyorsak, uluslararası gündemdeki bu ciddi çelişkilerin üstesinden ne derece gelebileceğimizi netleştirmek zorundayız...

Rusya Başkanı V. Putin yönetiminin bütün yıllarında, özellikle de son yıllarda, Rusya’nın egemenliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdi. Rusya’nın ve az çok bağımsız bir siyaset yürüten diğer pek çok ülkenin egemenliğinin batıda nasıl saldırı konusu olduğunu görüyoruz. Her istikamette yürütülen bu (artık kabul edilen terimle) hibrit saldırılar, doğrudan askeri bastırma (Rusya-NATO ilişkileriyle ilgili konuştuk), enformasyon saldırıları, “yumuşak kuvvetin” menfur amaçlar için kullanılması, doğrudan devlet tarafından finanse edilen NGO’lar, daha pek çok şey. Bu tür konseptler şu ya da bu ülkede “işleyebilir”, ama Rusya için kesinkes kabul edilemezdir. Batının bu türden ifadelerinin sebebi, 90’lı yıllardaki tecrübemiz. O zaman batı şuna karar verdi: “İşte, onların kendi önlerine kendilerinin değil bizim, Amerikalıların koyduğumuz bütün hedeflere vardılar, bu hedeflerin vücut bulmasında Rusya hükümetinin, onun ilgili organlarının fiziken parçası olmak yolu da dâhil yardım ediyoruz.” Herhalde Rusya’nın “cepte” olduğunu, kendi hususi menfaatlerini artık savunamayacağını düşünmüşken işlerin öyle çıkmaması kırıcı olmuştur...

İlk bölümü okumak için tıklayın

Hazal Yalın. Çoğunluğu klasik Rus edebiyatından kırktan fazla çevirisi var. “1945. SSCB-Türkiye İlişkileri” ve "Rusya: Çöküş, Yükseliş ve Dinamikler”in yazarı. Aralarında Tolstoy, Dostoyevski, Saltıkov-Şçedrin, Gogol, Turgenyev, Puşkin, Zamyatin, Kuprin, Gonçarov, Leskov, Grin, Zoşçenko, Strugatski Kardeşler gibi yazarların bulunduğu çeviriler, Kırmızı Kedi, Kitap, İthaki, Helikopter, Remzi gibi yayınevlerinde yayınlanıyor. Güncel makaleleri genellikle Yakın Doğu Haber’de (ydh.com.tr) yayınlanıyor. @Hazal_Yalin

Etiketler:  Hazal Yalın Rusya