‘Şerefsiz basın bunu da yazın’

‘Şerefsiz basın bunu da yazın’

12 Kasım 2020 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci

Genç meslektaşlarımız ve onların yayın kuruluşunun yayın politikasını yöneten, yönlendiren ustaları, müdürleri falan da özendirince; her bir muhabir, kendisine yabancı gelen ve bilmediği bir konu olunca, başına bir ‘muhtemelen’ sözcüğü ekleyip; ‘İşte, İstanbul’un hiç bilinmeyen adası’ diye, başlık atıyor. Onca iş arasında da editörleri veya müdürleri, ‘Bu da böyle gitsin’ diyebiliyor. Mesela, Bostancı’ya yakın bir yerlerde suyun altındaki Vardonos adası. 9 adamız var İstanbul’da ama bu ada, muhabirimizin bilmediği bir ada… Haber linkin içinde ve ‘altında’…

https://www.hurriyet.com.tr/seyahat/galeri-istanbulda-denizin-altindaki-gizem-bircok-kisi-varligindan-bile-haberdar-degil-41658716

"İstanbul’da bir ada daha bulunuyor, neredeyse kimsenin bilmediği… O ada Manastır Kayalıkları, Bostancı Çöken Ada ve Höreke adlarıyla bilinen ve iki adacıktan oluşan Vordonisi (Vordonos) adası. İstanbul, Doğu Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altındayken, 11. yüzyılda tarihin en büyük depremlerinden birine maruz kaldı . Deprem sonrası Marmara Denizi yükselerek, şehrin büyük bölümünü sular altına aldı. Denizin etrafındaki bazı bölgelerden sular çekilirken, kimi kara parçaları da yüzyıllarca unutulacak şekilde sular altında kayboldu. Bu kara parçalarından biri de Vordonisi Adası. Marmara Denizi'ndeki 10 adadan 9'u afetlere direnirken Vordonisi tarih sahnesinden silindi. Prens Adalarından biriyken batan Vordonisi Adası hakkında hala net bilgilere ulaşılamıyor." 

Eh, haber kıvamında bilgiler de bulup, eklenmiş…  

İstanbul'un en, en, en olan enleri… 

Bir de yeni moda ‘habercilik’ şöyle yapılıyor. İstanbul’un En Gözde Köyleri; İstanbul’un En Lezzetli Lahmacuncuları; İstanbul En Sağlam Far Çeken Kuaförleri, İstanbul’un Boğaz Havasının En İyi Koklandığı Noktaları ve Ölmeden Önce Görmeniz Gerekenler listesi var. Bu köylerin çoğuna gitmişliğim vardır… Gene meslek gereği. Bir tek Polonezköy’den sonraki Cumhuriyet köyünün az güneyindeki filanca köye gitmemişim. Gidersem ne olayım, sonu ölüm…

Bir haber de yurt dışından gelsin…

Efendim, meşhurluk ve zenginlik ötesi kategoriye çoktan geçmiş bir çift var… Victoria ve David Beckham. Eşi, her türden kadınların tüketimine açık her şeyin en elzem olanlarını kendi adına üreten ve dünyaya yayan bir girişimci. David’i de bilmeyene çok ayıp, emekli futbolcu… Victoria hanımın pek özel bir pozu varmış, ona iyice meftun olup kalplerimize yerleşmesine neden olan: Galiba 5’li (genişçe yani) bir koltuğa yan yatıp sağ bacağını gözlere uzatıyor. Yatak kıyafetiyle, hamam kıyafetiyle, spor giysileriyle ve yüksek ökçeli pabucu ve gece kıyafetiyle… Hepsi aynı pozmuş ve bunu, şimdilerde ‘Korona Pozu’ olarak yinelemişmiş ve küçük kızının çektiği bu ‘kalplere vur bir rumba’ dedirten fotoğrafı da 500 bin kişi beğenmiş… Linkleri bunları görmeniz için verdim…

https://www.hurriyet.com.tr/galeri-karantina-pozu-kizim-cekti-41626549 

Onlardan biri de Beckham çifti. Victoria ve David Beckham da çocuklarını alıp Cotswolds'taki kır evine gittiler. Ama Victoria Beckham, buradan da işlerini yürütüyor. 46 yaşındaki dört çocuk annesi Beckham, karantina sırasında, bir süre önce sosyal medyada büyük gürültü koparan ve yeni bir akım başlatan ikonik pozunu tekrarladı. 9 yaşındaki kızı Harper Seven'a çektirdiği bu pozu da Instagram sayfasından paylaştı. Beckham'ın ısınma hareketlerini tamamladığı ve evden çalışacağı bir haftaya daha hazır olduğunu belirten bu paylaşımı 500 bine yakın beğeni aldı. 

Yeni kuşak okur/bakar kitlesi hakkında… 

Yazımızın başlığının tam yeri burası olabilir: Biz gazetecilerin spor karşılaşmalarında özel bir tribünü olur. Sarı basın kartı sahipleri fazla taraflar olup da gürültü artınca; spor yazarları aramıza cam koydurttu. Böylece küfür işitmekten kurtulduk. Çünkü sahada bir acayiplik olsa, hemen önümüzdekiler bize dönüp ‘Şerefsiz basın, Bunu da yazın’ diye, haykırırlardı… 

Bilirsiniz, eskiden ‘Aaa, onlar mı; onlar, gazetelerin en arka sayfasından okumaya başlayanlar...' Yani, spor sayfaları oradan başlardı. Hatta eskiden tek sayfaydı. Sonra 8 sayfaya falan çıktı hatta ekler başları ve dahi, ayrı spor gazeteleri var artık. Çünkü satıyor. Satınca da vapurda filan bedavadan spor gazetesi okunması işleri bitti. İçeri alındı. Dışarıda da uzaktan bakılacak haberler kaldı. Güzel kadınlar, birbirinden uyduruk ‘sosyete haberleri’, kazalar ve bu sefer dünyanın en hızlı döner kesenleri gibi habersiler…  

İç sayfalar da pek okunmuyor… Bakılıyor. Fotoğraf çoğunluklu sayfalar artmaya başladı. Bak-geç haberler… Para yapan işler bunlar. Moda habercilik de bunları sunuyor.  

Meslektaşlarım bazen (evet, bazen) soruyor. "Yahu, neyi haber yapsak zülfüyâre dokunuyoruz. Bir yanı memnun etmek gibi bir biçem içinde meslek yapıyoruz ama mümkünse patronu memnun ediyoruz..." Haberciliğin geldiği nokta; habercilikte bomba tarz, habercilikte deprem etkisi yaratan en, en en… 

Yapamayacaklara, niyeti olmayanları, öteki(leştirilmiş) dünyalardan haberi olmayanlara, şunlar haber değeri taşımıyor mu demiyorum epeydir.  

Özel Not: Kendisini ‘Amiral Gemi’ ilan ettiği için, linklerdeki gazeteyi ele aldım ama yaygın ve ulusal medyanın hemen tamamı böyle… Aaa, yalan habercilik meselesine girmedik yahu…