Senin okulun bir melekti yavrum

Senin okulun bir melekti yavrum

28 Aralık 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Uğur Türe

John Taylor Gatto, klasik okullara ve eğitim sistemine yönelik yaptığı haklı ve radikal eleştirilerinden birinde topluma şöyle seslenir: "Okullar çocuklara işçi ve tüketici olmayı öğretir, siz kendi çocuklarınıza lider ve maceracı kişiler olmayı öğretin. Okullar çocuklara düşünsel olarak itaat etmeyi öğretir, siz kendi çocuklarınıza eleştirel ve bağımsız düşünmeyi öğretin."  

İşte pandemi döneminde ayrı düştüğümüz "bir an önce açılmazlarsa bir nesil kaybolur" diye açılması için göz yaşı döktüğümüz okullarımız Gatto’nun tarif ettiği okulların çok daha başarılı bir modelidirler. Ama bizim okullarımız, eğitim sistemimiz bir melek miydi gerçekten? O zaman pandemi sonrasında bizi nasıl bir eğitim sistemi bekliyor bir hafızlarımızı tazeleyelim...  

Eğitim sistemimiz, sayısal olarak artan okullaşma ve diploma alma oranlarıyla ters orantılı nitelikte çıktılar, üreten, 21. yüzyıl becerilerinden uzak insanlar yetiştirmektedir. Bu haliyle okullar beceri ve vizyon sağlamak, özgür ve eleştirel bakış açısı kazandırmaktan büyük ölçüde uzaktırlar. Okul, bitirince diploma almak için belirli bir süre katlanmanız gereken bir sertifikasyon merkezi gibidir.  

Eğitim teknolojilerine EBA, FATİH v.s. gibi adlarla yapılan bunca yatırıma rağmen öğrenci nitelikleri yükselememektedir. Bir bütün olarak siyaset yapıcılar okulları itaatkar insanlar üretme ve beyin yıkama merkezi olarak görmektedirler. Bu nedenle eğitim organizasyonu büyük ölçüde yönetim ve organizasyon becerileri olmayan veya çok sınırlı olan, militan, itaatkar, liyakatsiz ama muhteris idareci ve bürokratlar marifetiyle yönetilmektedir. "Yönetilmektedir" derken elbette ortada gerçek anlamda bir yönetim sürecinden bahsetmek mümkün değildir. Yukarıdan gelen yazılar aşağıya iletilmekte gelen talimatlar hiç tartışılmadan derhal "yapılmış gibi" gösterilmektedir.

Yakın dönemde lise eğitiminin süresi hiçbir ön hazırlık ve altyapı olmadan dört yıla, zorunlu eğitimin süresi de on iki yıla çıkınca fazladan yüz binlerce öğrenci okulların kapısına yığıldı. Bu yığılmaya "çare bulmak" için derslik yapılabilirdi ama zaman ve bütçe yetersizliği yüzünden bu yapılamadı. Bunun yerine her zamanki gibi MEB'in aklına "yine pratik bir fikir geldi", sınıf geçme yönetmeliğini değiştirdi ve sınıfta kalmayı neredeyse fiilen imkânsız hale getirdi.

Bunu niye yaptı? Ülkemizde 6 milyona yakın lise öğrencisi var. Buralarda "eğitim alan" öğrencilere aldıkları eğitimin hedef ve kazanımlarına yönelik performanslarını ölçecek orta seviyede "sahici" bir sınav yapılsa en az yüzde yirmisi sınıf geçemeyecek düzeydedir. Bu ise 1 milyon 200 bin kişiye fazladan en az 40 bin derslik yapılmasını gerektirir. Bundan kaçınmak için öğrencileri edindikleri beceri ve bilgilere bakmaksızın okuldan göndermek yani mezun etmek gerekir. Bunun sonucunda da MEB, okul yöneticileri ve veliler, öğretmenlerden "nitelik" değil tek bir şey talep ederler: "Tıraşı kes, bol not ver." Bu nedenle PISA testlerinde sonlarda sürünen okullarımızda teşekkürler, takdirler havalarda uçuşur. Netice okuma yazma bilmeden ön lisans eğitimine kadar giden, hiçbir bilgi ve yeteneğe sahip olmadan sokağa salınan diplomalı, niteliksiz kitlelerdir. Genç işsizliğinde oran yüzde otuzlara yaklaşmış asgari ücretle iş arayan mühendisler, kasiyer olarak çalışan veterinerler, pizzacıda kuryelik yapan işletme mezunları iş buldukları için şanslı sayılanlardır.

Eğitim sistemi tarafından sürekli donanımsız olarak bir üstteki eğitim kurumunun kapısına bırakılan çocuklar yığıldıkları üniversite kapılarından da dağa taşa üniversite açarak, merdiven altı özel üniversitelerle içeri alınmışlardır. Şimdi bir umut yüksek lisans yapmaya yönelen ve  sonrasında da büyük ölçüde işsiz kalacak bu gençlerin yaşadıkları baskı ve travmayı düşünmek bile acı verici. İnsan oyalama ve öğütme makinası gibi çalışan bu sistemin sonucu olarak derin ve karamsar bir umutsuzluk içinde onlarca nesil ziyan edilmektedir. 

Nitelik kaygısı olmayan böylesi bir doldur boşalt eğitim sisteminde öğretmen nitelikleri de kimsenin umurunda değildir. Okullarımızda nitelikli öğretmenleri ödüllendirecek veya öğretmenlerin niteliklerini geliştirecek, bu yönde onları özendirecek bir kariyer sistemi de kurulmamıştır. Mülakatla öğretmen alımı ile öğretmenlik mesleğine bir darbe daha vurulunca öğretim süreçlerindeki nitelik kaybında yeni bir aşamaya geçilmiştir.

Bütün bu niteliksel ve sistemsel sorunlara rağmen hâlâ toplumda eğitim görme yönünde baskın bir istek ve irade varsa sanırım bu Gatto’nun en başta sözünü ettiği bilgiye, sanata, iyi insan olmaya, özgür düşünceye bir önem vermediğimiz ve okullardan bu yönde bir beklentimiz olmadığı içindir. Gatto ile başladık ama bizim toplumumuzun eğitime bakışını çok daha iyi özetleyen Paulo Freire’nin şu sözüyle bitirelim:

"Ezilenler özgürleşmenin değil, ezenlere dahil olmanın özlemini çekmektedir."