'Securitas' ve Cesur Yeni Dünya

'Securitas' ve Cesur Yeni Dünya

21 Aralık 2020 Pazartesi  |   Günlük

Dr. Emre Baysoy, Hülya Küçük, İrem Ece Akpınar

Geçmişten günümüze gelecekte insanlığı hep nasıl bir dünyanın beklediği merak edilmiştir. Buna göre kimileri kendi inanışları veya idealleri doğrultusunda kendi dünyalarını kurgulamışlardır; kimileri de doğrudan gerçekçi davranmaya özen göstererek geleceğe dair bir tahmin yürütmeye çabalamışlardır. İlk yaklaşım genel anlamda “ideal devlet“ biçimiyle karşımıza çıkar; Platon, Farabi, Thomas Moore örneklerinde görüldüğü gibi. İkinci yaklaşıma sahip gerçekçiler ise tarihsel doğrunun son demlerine denk düşerler. 

Aldous Huxley tarafından yazılan ve 1932 yılında basılan Cesur Yeni Dünya, George Orwell’ın 1984 adlı eseri ile birlikte, anti-ütopya edebiyatında akla gelen ilk romanlardan biridir. Londra’da geçen eserde yazar, sisteme alternatif sunmak yerine mevcut sisteme eleştirel bir şekilde yaklaşmıştır. Cesur Yeni Dünya kitabının ütopya mı, yoksa distopya mı olduğu halen birçok akademisyen tarafından tartışılmaktadır. 

Cesur Yeni Dünya’da genel olarak korku ve tehdidin olmadığı bir gelecek resmedilmiştir. Güvenliğin “korku ve tehditten uzak olma durumu“ olduğu düşünüldüğünde, ilk etapta ideal bir güvenlik toplumundan bahsedildiği düşünülebilir. Ancak soru, böyle bir durumun ne kadar arzu edilebilir olduğudur? Korku ve tehdidin mutlak olarak sıfırlanması durumunda ne kadar “güvenlikli“ bir toplum ortaya çıkarmaktadır? Yoksa bu durum sözde bir güvenliği mi ortaya çıkarmaktadır? Bu tür bir geleceğin “maskenin arkasındaki diktatör“ (Gottlieb, 2001: 56) olarak tanımlanabilmesinin sebebi nedir? Bu soruları biraz olsun cevaplayabilmek için, güvenliğin doğasına bakmak gerekmektedir. 

Türkçedeki güvenlik sözcüğünün İngilizce karşılığı “security“ Latince de “securitas“ kökeninden gelmektedir. Securitas Antik Roma’da “kaygısızlık ve korunma“ tanrıçasıdır. Roma madeni paralarının üzerinde Securitas’ın resmi basılmıştır. Mutlak bir kaygısızlık ve korunma durumunun, hayatın karmaşık yapısı ve sürekli değiştiği düşüncesinden hareketle, mümkün olamayacağı açıktır. Aktörler nicelik ve nitelik olarak sürekli değişmekte, aktörlerin hedefleri çeşitlenmekte ve de devamlı olarak riskler, tehlikeler ve tehditler dönüşüme uğramaktadır. Bu nedenle daha antik çağlardan başlayarak güvenlik kavramının paradoksal bir içerik kazandığı söylenebilir. Modern dünya ise çok daha fazla belirsizliklerle doludur. 

Cesur Yeni Dünya’da insanların birey olma hakkı ve olanağı yoktur. Yani birey yok, toplum vardır. Onun için birey, toplumun içinde eritilerek yok edilir. Kişilerin yalnız kalması son derece tehlikeli görülür. Zira yalnız kalan ve işi olmayan insan düşünmeye başlar. Düşünmek hem insan, hem de toplum için tehlikeli bir şeydir. İnsanların yalnız kalmalarına fırsat vermemek için spor yapmak, film seyretmek gibi etkinliklere önem verilir ve insanlar bu tarz etkinlileri yapmak için özellikle teşvik edilir. Yalnız kaldıklarında düşünmemeleri, bunalıma girmemeleri için insanlara ‘soma’ adı verilen zararsız uyuşturucular verilir. Bu yolla insanlar, aldıkları doza göre zihinlerini boşaltmak için 10, 12,15 saat gibi çeşitli sürelerde tatillere çıkarlar. Bu suretle insanların bağımsız düş kurma hakları da ellerinden alınmış olur.

(tasam.org)

Yazının tamamını okumak için tıklayın