Savaşın ölü renkleri

Savaşın ölü renkleri

2 Mart 2022 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Tarih demek savaş demek. Eğer bir yerde birileri savaş çığırtkanlığı yapıyorsa bilin ki, siyasi iktidarı veya gücü elinde tutan yöneticiler kibre kapılarak abartılı bir gururla başkalarını siyasi, sosyal, ekonomik konularda ezmeye çalışıyordur

Günümüzde bile birçok kişi atalarının geçmişi ile övünüp diğer halklara nasıl hükmettiğini ballandıra ballandıra anlatır. Farkında değillerdir ki her hükmediş, her işgal, her savaş, her zafer milyonlarca insanın ölümüne yol açmış, yaşam haklarını almıştır. Atalarının geçmişi ile övünen insan patates gibidir. Kendisi toprak altındadır, övünen insan ise patatesin yapraklarıdır. Aslında bu tür insanlar övünerek o katliamlara, savaşlara bir nevi ortak olur.  

İnsan var olduğu günden beri savaşlar yoktu. İnsanın varoluşundan beri öldürmenin fiziksel ve ahlaki açıdan kötü olduğu bilindiği hâlde neden milyonlarca insan öldürmenin mantıklı  ve kabul edilebilir bir açıklaması, haklı bir sebebi varmış gibi konuşuyor. Savaşın hiçbir koşulda savunulacak bir mantığı olamaz; olmamalı da. 

Tarih kitaplarına bakın, her savaş stratejisinde kesinlikle olmazsa olmazlar vardır, ordular, halklar ve bu halkların yarattığı kahramanlar. Her ne kadar savaş kahramanlar yaratsa da şunun farkında değiller ki senin kahraman dediğin komutana, lidere savaştığı toplum kendi tarih kitaplarında cani, acımasız bir diktatör diyor. Bir zamanlar Almanlar Hitler'i, İtalyanlar Mussolini'yi, İspanyollar faşist Francisco Franco'yu, Çinliler Mao'yu Portekizler Ouliveira Salazar'ı, Şililer Pinochet'yi... Daha binlercesini sayabilirim kendi halkı tarafından kahraman olarak görülürken ama başka halklar tarafından acımasız diktatör gözüyle bakılanları. Sizce çelişki yok mu? Peki bu insanlarla birlikte hareket eden, onlara destek veren suç ortakları kimlerdi? Uzaylılar değildi sanırım! Bir toplum başka bir topluma hükmediyorsa bilin ki bunun altında acılar, ızdıraplar, ölümler, can almalar vardır. Birileri çıkıp benim atalarım şöyle hükmetti  diyorsa bir güç hastalığı insanların acılar yaşamasına sebep oluyor; demektir. Savaş, şiddetin kurumsallaşmış, örgütlü bir biçimidir. Bunun nesi ile övünür insan anlamış değilim… Yok öyle bir mantık! Tolstoy’un hastalıklı bir mantık ile hareket ederek kendisine göre yorumladığı, çoğunun da düştüğü bir hata bu. Tolstoy, "Fransa’nın Rusya’yı kuşatmasını ne Napolyon’un savaşçı ruhu ne de İmparator Aleksander Pavloviç’in yurtseverliği ile açıklayabilirim" diyordu. Sizce Tolstoy burada ne yapmıştır? Devletinin çıkarlarını ön plana atmış, kahramanı kendi halkından, acımasız diktatörü Fransızlardan çıkarmıştır. Yok öyle bir mantık… 

Savaşlar tarihin en acı gerçekleridir. Savaşın olduğu yerde etik değerlerin, insani duyguların, ahlakın anlamını yitirdiğini görüyoruz. Evrende gerçekleşen tüm olayların bir neden sonuç ilişkisine dayalı olduğunu savunan determenist yaklaşım insanın savaşma mantığını biyolojik ya da genetik karakteristiklere göre açıklayan basit nedensel yaklaşım olarak görmektedir. Savaşma duygusunun, düşüncesinin altında insanın biyolojik karakteri, yaşadığı, beslendiği sosyokültürel objeler vardır. İnsanlardaki bu bozuk düşünce-davranış şeklini neden sonuç ilişkisini düşünememelerinde arayabiliriz. Psikiyatristler insandaki savaşma iç güdüsünü, savaşın kökenini ölüm içgüdüsünde görüyorlar. Savaşın olduğu yerde ideal saf akıl yoktur. Aklınıza gelebilecek bütün savaşlar, kavgalar, bedene ve onun arzularına uygun hedonist mantığın sonucudur. İnsandaki savaş düşüncesi pratiğe dönüştüğü anda düşüncede olan savaş artık somut gerçeklik olmuştur. Sensüalist duyguların yetersiz kaldığı bir yerde insandaki duyumda dış uyarı, duyguda ise bir iç huzur yoksa, tüm bu düşünsel yetilere, duyarlılığa sahip değilse savaş duygusuna kapılıp savaş naraları atacaktır. 

Savaş anlamsal öğeleri birbiriyle bağdaşmayan, mantık kurallarına aykırı olan saçma bir düşüncedir, savaşa evet demek mantıkla bağdaşmayan absürt bir düşüncedir. Varoluşçu mantığın karşısında durur savaş. Varoluşçu mantık için temel amaç savaşa karşı bireyin, toplumun özgürlüğüdür. İlginç olan ampirizme göre insan aklında doğuştan gelen hiçbir bilgi yoktur. Bu görüş bilgimizin kaynağında, yalnızca deneyin bulunduğunu söylüyorsa insanlık tarihini okuyan bu insanlar halen öğrenemediler mi savaşın iyi bir şey olmadığını. Deney yolu, tecrübe ile bir şeyleri öğreniyorsak, savaşmakta ısrar etmek akıl karı değil. Bence bu savaşlarda ısrar eden mantık bir inancı körü körüne savunan, ön yargılı bir insanın zihinsel tavrı olarak düşünüyorum.

İnanın anlamış değilim 6 bin yıllık yazılı tarihe baktığımda, özel mülkiyet dediğimiz mantığın ortaya çıktığı günden beri insanların binlerce savaşta karşı karşıya geldiğini görüyorum Bir yerde okumuştum, insanoğlu bu kısacık bilinen tarih içerisinde yaklaşık 15 bin savaş yapmış. İlginç olan ise aynı zamanda kuşağı oluşturan topluluğun düşünceleri, hissettikleri ve deneyimlerinin yaşayan 200 kuşaktan sadece 10 kuşak savaşla tanışmamış. Bu bize neyi gösteriyor? Tarihin her zaman kanlı sayfalarla acılarla dolu olduğunu. Sadece son yüzyılda 60'a yakın savaş gördü insanlar. İnanın ülkelerin iç çatışmalarını yazmadım bile. Eğer bir gün Fransa'ya yolunuz düşerse Auguste Comte’un Père Lachaise Mezarlığındaki anıtında “İnsanlık yaşayanlardan daha çok ölülerden oluşur” yazdığını göreceksiniz. Gerçekten de öyle, savaşlarda insanlar yaşayanlardan çok öldü ya da öldürüldü .Bu insanlık tarihinin kanlı sayfalarına kanla yazılmış bir gerçeğidir. Kimse "biz bu destanı kanla yazdık" demesin barbarlıktır… 

Günümüzde demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük ile adalet gibi değerler, toplumsal, ulusal ve küresel ilişkiler barış üzerinden olmalı ki dünya acıları yaşamasın. Şunu da unutmamak gerekiyor barışın gerçekleşmesi için her iki tarafın iyi niyet taşıması, herkesin barıştan yana olması gerekir. Hodges’un belirttiği gibi “Kurt aynı fikirde kaldıkça koyunun vejetaryenliğin faziletlerinden bahsetmesi bir fayda sağlamaz.” Savaştan sonra devletler yaşanan savaşları hemen unutur. Savaşı yaşayan ülkeler yaralarını ekonomik, siyasi, sosyal yönden sarmaya çalışır. Peki ya o çocuklar, kadınlar ne olacak? Savaşlar bir fabrika gibi acı ve ölüm üretir. Bu ölümler, ağıtlar, fotoğraflar, görseller, şiirler, romanlar, hikayeler savaşı anlatan yazılar yazdırır. Cehennem gibi bir sıcaklığını canilerin yaptığı tablolarda kırmızı, siyah, mor ölü renkler başka şans tanımaz insana…

Üstat Yaşar Kemal ne diyordu, "Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır..." Ben de barışa umut olsun diye savaşsız bir dünya için bu şiiri yazdım… 

BİR HAYALİM VAR..! 

Bir varmışım bir yokmuşum... 

Kapatarak gözlerimi, karanlık bir boşlukta kaybolmuşum. 

Boşluğun barışın aşk kitabında yorulmuşum. 

Bir ölüm maskesi var altında yok olmuşum 

Barış gibi üşüyen nice hayallerim var; durulmuşum 

Sonsuz bir boşluk hissi 

Yüreğimi tutan yok; ne de elimi 

Umursamamak çekip gitmek gibi 

Hiçbir şeyi, hiç kimseyi     

Barış bir sen varsın gözyaşlarıma eşlik edecek biri, 

Bilmiyorum nereden esti, bu boşluk ve anlam eksikliği 

Barış nefes almanın sensiz anlamını yitirdiği 

Benim barış gibi üşüyen nice hayallerim var ;savaştan daha diri 

Bir boşluk var içimde aslında 

Yoruldum ölmekten öldürülmekten  

Kurşunlar yağmur damlası gibi dökülürken   

Barış seni özlerken  

Sevgim hiç eksilmeyecek bir bilsen 

Anlamsız bir kan var ruhumdan dökülen  

Bin türlü acıyla yoğrulmuşum ben 

Yorgunum, kırmızı, siyah, mor ölü renklerden  

Barıştan yana çocuklar, tüm evren 

Benim barış gibi üşüyen nice hayallerim var; ne kadar çok bir bilsen  

Bir ucu hasret gündüzü açılır ;diğer ucu hüsran gecesine, 

Yüreğime sızmış barışın kokusu, ışık huzmelerinin düştüğü sesi, 

Bir zeytin ağacı ekmeliyim ki, cennetin hediyesi , 

Suya, havaya, toprağa, ateşe değil barışa yazıyorum yüreğimdekileri 

Benim barış gibi üşüyen nice hayallerim var; 

Bir de dilimde kardeşlik şiirleri 

Ah bir bilsen benim BARIŞ gibi ne hayallerim var...