Sanatçı, soytarı ve dalkavukluk

Sanatçı, soytarı ve dalkavukluk

5 Ağustos 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İlhan İlmenöz

Yaklaşık 10 gündür  yangınlarla boğuşuyoruz... Bir yandan ormanlarımız, köylerimiz hatta anılarımız yok olurken öte yandan çıkan tartışmalarda başta sosyal medya olmak üzere ortalık da yangın yeri hâline geldi.  

Uçak vardı/yoktu, yanan yerler imara açılacak mı, ruhsat verilecek mi, kim yakıyor ormanları vb. tartışmalar gündemin ana maddesi haline gelmiş durumda. Olimpiyatlar'da yer alan sporcularımızla yapılan röportajlarda bile akıllarda ve söylemlerde hep bu yangınlar var. 

Sanatçısından siyasetçisine, sporcusundan gazetecisine, sokaktaki sade vatandaşına kadar herkes bu tartışmaların içinde veya bir tarafında. Sanatçı tayfasından kimileri bizzat yanan yörelerde bir şeyler yapmaya çalışırken kimileri de sadece tweet atmakla ve eyyamla meşgul. Hatta birbiriyle laf yarışına girenler, didişenler de var. 

Şimdi hangi sanatçı ne yapmış, hangi sanatçı ne söylemiş, kim kimin tarafında yer almış tek tek isim belirtip başıma dert açmak istemiyorum. Olayları takip eden herkes zaten gücün ve paranın yanında yer alan biatçı, korkak ve eyyamcı olanları da biliyor, gerçekten halkın yanında, bizzat onlarla el ele olanları da biliyor.  

Kraldan çok kralcı olanların maskeleri zaten anında düşüyor. Dün söylediklerini bugüne nasıl uyarlarım derdinde bukalemun gibi hemen renk değiştirebiliyorlar. Ortama uygun hareket etme ve kıvırma becerileri çok yüksek. 

Soytarılık meslek olarak, bilinen her kültürde, her dönemde var olmuştur. Bir başka deyişle soytarılık, uygarlıkla aynı yaştadır. 

Rönesans döneminde İtalyan prensleri şöhret sahibi soytarılarıyla iftihar eder, soytarılarını "hediye paketi" misali kibarlığını göstermek için komşu şatolara gönderir, prensin soytarısı o komşu aileyi hem eğlendirir, hem de alttan alta prensin mesajını bu aileye iletirdi. 

Soytarılar, şiirden, müzikten, tiyatrodan anlar, çoğu yer ve gök bilimleriyle ilgilenirlerdi. Soytarılar her dönem var olmuşlardır ve içinde bulundukları toplumsal yapıya göre biçim değiştirmişlerdir. 

Osmanlı sarayında soytarı bulundurma geleneğini Yıldırım Bayezid başlattı. Cüceler, kamburlar ve hadımlar en çok rağbet gören soytarılar oldular. 

Soytarılar hükümdarları en sıkıntılı zamanlarında bile güldürür, dertlerini unutturarak gerginlikleri azaltır ve bu arada bol bol da bahşiş alırlardı. 

Ayrıca  Osmanlı'da Tanzimat Dönemi'ne kadar saraylarda ve konaklarda dalkavuk tutma geleneği vardı. Dalkavukların işi devlet büyüklerini ve varlıklı kesimi, eğlenmek istedikleri biçimde eğlendirmekti. 

I. Mahmut döneminde bir meslek  olarak kabul edilen dalkavukluk, esnaf odalarına kayıtlı, belirli bir tarifesi olan zanaat dalıydı. 

Dalkavuklar kendilerine yapılan her türlü hakarete, her küfre ya da fiziksel saldırıya dayanmakla görevliydi. Bunun karşılığında yaptıkları iş için para alırlardı. 

Sonuç olarak soytarılık, dalkavukluk, şaklabanlık ve şakşakçılık eskiden meslek iken günümüzde bir yaşam biçimi haline dönüştü. Günümüzdekilerin kimi rant, kimi unvan, kimi ihale, kimi de intikam peşinde... 

Belki hepsi kendine "sanatçı" diyor ama kimi halkın yanında, halkı ile iç içe iken kimi sarayın soytarısı durumunda... 

Bu yangınlar ister sanatçı, ister gazeteci, siyasetçi, eski-yeni sporcu ve tüm kraldan çok kralcı olanlar için adeta turnusol kağıdı oldu. Onurdan bahsederek eyyamcılık yapan, güce yaranmaya çalışan onursuzları artık herkes tanıyor. Asıl mesele bunları unutup unutmayacağımız.

Halkın yanında yer alan sanatçıların çoğalması ve unutulmaması,  soytarı ve dalkavukların azalması umuduyla...