Salgın katalizörü

Salgın katalizörü

31 Aralık 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Aylardır yaşadığımız bizleri kalabalıklardan, sosyal ortamlardan uzak durmaya ve evlerimize kapanmaya zorlayan salgın, kapitalist ekonomik modelin zaman içerisinde ve sistemli bir biçimde ortaya koyduğu bireyselleştirme ve kişiyi yalnızlaştırma sürecinin katalizörü olmuş, bu gidişi hızlandırmış gözükmektedir. 

Kapitalizmin döl yatağı olan liberal felsefesinin, "bireysellik mi toplumsallık mı" ikileminde bireyselliği tercih eden, bireyi topluluk karşısında önceleyen, bireyciliği kutsayan ve tek tek kişiler mutlu olurlarsa sonuçta bütün bir toplumun mutlu olacağını vaaz eden düşüncesi, liberal düşüncenin çekirdeğini oluşturmaktaydı. 

Bireyin esas olduğunu, tek başına önemli ve değerli olduğunu, dolayısıyla da onun önündeki engellerin kaldırılmasının kişiyi özgürleştirmenin yanı sıra ekonomik ve sosyal gelişmenin de motoru olacağını söyleyen liberalizm, bireyciliği sihirli değneği olarak elinde tuta gelmişti. 

Liberal kapitalist düşüncenin;  "kişiyi çıkarın geriye ne kalır ki" anlayışıyla tek başına bireyi toplumun yapı taşı addeden tavrı; cemaatçilik, aşiretçilik, sülalecilik ve grupçuluk gibi bireyi içinde eriten, onu hiçleştiren, iradesini kişinin iradesinin yerine ikame eden, ona güvenli bir ortam ve dayanışma karşılığında çok yüksek bir bedel ödeterek tek başına var olabilme hakkını elinden alan arkaik düşünceler karşısında, bireyin kendi kararlarını vererek bu kararlarının sorumluluğunu taşımasını savunması, kişinin bağımsızlığını sahip çıkarak ona kalkan olması oldukça ileri bir adımdır kuşkusuz. 

Ancak kapitalist toplumun üzerine inşa edildiği bireycilik zaman ilerledikçe aşırılaşmış, dev kapitalist makinenin toplumların geleneksel yapılarını bir bir yıkan o olağanüstü dönüştürücü etkisiyle birleşince de, liberal düşüncenin o iyi niyetli bireyciliği, her koyunun kendi bacağından asıldığı, bencilleşmiş, yabancılaşmış, kayıtsızlaşmış ve dışa dönük gözükse de aslında içe kapanmış yalnız bireylerden oluşan bir toplum manzarası ortaya koymuş oldu. 

Batı'dan esen ve dünyanın hemen her tarafına ulaşan kapitalist tüketici rüzgarın etkisi altına aldığı toplumlarda; kişiye "önce ben" dedirten, ben merkezci ve aşırı bireyci anlayışıyla o toplumların aile, sosyal çevre ve grup dayanışması gibi geleneksel dayanışma mekanizmalarını zayıflatan, bizim ülkemizde olduğu gibi içini boşaltan ve şekilden ibaret kılan, kimi yerlerde ise temelli yok eden tavrı, zaten toplumları yalnız ve mutsuz kalabalıklar yığınına çevirmiş bulunmaktaydı. 

Örneğin ülkemizde önceki kuşakların, aile, akraba ve komşuluk ilişkilerindeki samimiyet ve sahiplenme dereceleriyle bizlerinki bir değil, onlarınkinden daha az samimi ve daha çok sosyal gereklilikler çerçevesinde yürütülmekte. Yine bu gidişle gelecek kuşakların ilişkileri ise, iyice bireyselleşmiş ve içe kapanmış olacakları için çok daha zayıflamış, mesafelenmiş ve de mekanikleşmiş bir hâl alacaktır anlaşılan.  

Böylesi bir durumda gelen salgın da, kişileri topluluklardan uzak durmaya ve izole olmaya zorlayınca, kapitalist ekonomik sistemin insanı yalnızlaştırıcı ve onu içe kapatan etkisini katmerlemiş ve bu çarpık bireyselleşmeyi daha da hızlandırmış oldu. 

Görünen de o ki; salgının bitişinden sonra tarih, tıpkı kapitalistleşme sürecinin geriye döndürülemez oluşu gibi öncesine dönmeyecek, kaldığı yerden devam etmeyecek, virüsün büyük bir katalizör gibi hızlandırdığı yalnızlaşma ve bireysel izolasyon süreci tam gaz devam edecektir.