'Sakın eve kedi alma'

'Sakın eve kedi alma'

25 Nisan 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Bir zamanlar, manastırda bir guru (rehber-öğretmen) artık yaşamının sonuna yaklaştığı için her bir öğrencisine sıra ile bir "altın öğüt" bırakmaya başlamış. Bu öğretiler tamamen kişiye özel söyleniyormuş.  

Bir öğrencisi sabırsızca sıranın kendisine gelmesini bekliyor ve her gün gurusuna öğretisini nazikçe soruyormuş. Guru, öğrencisinin her denemesinde sırasının henüz gelmediğini söylüyormuş. 

Guru artık konuşamayacak duruma gelmiş ve yatağında son nefesini beklemeye başlamış. Her öğrenci öğüdüne kavuşmuş ama son öğrenci hâlâ bekliyormuş. Guru parmağı ile öğrencisine yaklaşmasını işaret etmiş. Öğrencisi iyice yaklaşmış ve kulak kesilmiş. Öğretisini sonunda duyacağı için çok heyecanlanmış.  

Guru son nefesinden hemen önce öğrencisine fısıldamış: "Ne yaparsan yap ama eve sakın kedi alma..." Öğrenci kalakalmış. Yıllardır beklediği öğretinin hiçbir yansımasını bulamamış ve anlamamış. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamış. 

Guru ölünce öğrenciler evlerine dönmüşler. Son öğretisini alan öğrenci kendi halinde çiftçilik yapan, yalnız yaşayan, basit yaşamı olan bir kişiymiş.  

Bir gün ambarından gelen sesler üzerine ambarını fare sürüsünün istila ettiğini görmüş. Zaten kıt kanaat geçiniyor.  

Hemen köyünün bilgesine koşmuş. Bilge bu sorunun ancak bir kedi ile çözülebileceğini söylemiş ve ona bir kedi hediye etmiş. Kedi eve gelince gerçekten de fare sorunu çözülmüş.  

Fare kalmayınca kediyi doyurmak sıkıntı olmaya başlamış. Tekrar bilgeye gitmeye karar vermiş. Bilge bu sorunun ancak kediye süt vermesi ile çözülebileceğini söylemiş ve ona bir inek hediye etmiş. İnek eve gelince kedinin karnı doymuş. Sorun çözülmüş. 

Ama bu sefer ineğin sürekli ot ihtiyacı doğmuş. Adam ineğe ot, kediye süt, ineği sağmak, sütün fazlasını işlemek derken her gün yaptığı düzenli ve uzun meditasyonlara zaman ayıramamaya başlamış. Hayatını adadığı yol, stresli bir hâl alınca yine bilgeye danışmaya karar vermiş. 

Bilge düşünmüş ve evlenmesi gerektiğini, böylece eşi bütün ev düzenini sağlarken kendisinin de meditasyona uzun uzun vakit ayırabileceğini söylemiş. Öğrenci itiraz etmiş çünkü tüm yaşamı boyunca cinsellik ile enerjisini harcamayacağına dair kendisine sözü varmış. Bilge bu kararını koruyarak bir evlilik yapabileceğini söylemiş. Kendi köylerinde kimsesiz bir genç kadının olduğunu ve kendisi ile bu konuyu kesin karara bağlayarak, kabul ederse evlenebileceklerini anlatmış. İkna olmuşlar, söz vermişler ve evlenmişler. 

Gerçekten de bilgenin dediği gibi olmuş. Genç kadın evin tüm işlerini yaparken, kendisi de meditasyonuna uzun vakitler harcayabiliyormuş. Yaşamı yine eskisi gibi olmuş.  

Gel zaman git zaman güz kışa dönmüş. Bir gece genç kadın o kadar üşümüş ki eşine ısınmak için yanına yatıp yatamayacağını sormuş. Adam önce itiraz etmiş ama bakmış kadın gerçekten çok üşüyor. Hasta olursa bütün işlerin yanında bir de kadına bakmak zorunda kalacağını düşünmüş. Kabul etmiş.  

Tabii sonra tahmin edebileceğiniz gibi eril ve dişil temas olağan sonucu ortaya koymuş. 

Adam hayatında ilk defa uyanması gereken saatte uyanamamış ve meditasyona oturamamış, üstüne cinsellik yemini de bozulmuş. Gurusunun ölmeden hemen önce kendisine söylediği yaşam öğretisini hatırlamış: "Ne yaparsan yap ama eve sakın kedi alma..."

Bizler kendi yaşamımız içerisinde ne kadar gerçeğiz?  

Sadelik kavramı bana göre çok derin bir kavram. Hikâyede de anlatılmaya çalışıldığı gibi her beklenti bir eklenti doğruyor. 

Düşüncede, sözde, davranışta, tüketimde, üretimde, fikirde, tavırda, akılda, zihinde, yaşamda, içimizde, dışımızda, peşinden koştuğumuz objelerde… Sadelik içerisinde yaşamak. 

Bütün öze yolculuk öğretileri bize bırakmayı öğretmeye çalışır. İçeriyi görebilmek için sadeleşmek gerekir.  

Bu bir kez çabaya dönüştüğü zaman ama mecburiyetten değil, bilinçli yürütülen bir çabaya dönüştüğünde, içimizde hissettiğimiz o dolmayan boşluk dönüşebiliyor.  

Tam olmaya doğru, yolda yürümeye niyetle… 

Namaste...