Sahibim değilsin

Sahibim değilsin

10 Ocak 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Yoga, özümüzün yüksek bilince ulaşabilmesi için belli ahlak kuralları sunmaktadır. Bu kurallara “Yama” denildiğini daha önceki yazılarda da ifade etmiştik. 

Bu yazıda, son “Yama” olan “Aparighara” üzerine içerik sunmaya çalışacağım. 

“Aparighara”, “dokunmamak” veya “bir fırsatı zorla elde etmemek” olarak tanımlanabilir.  

Kişinin kendi maddi kazancını veya mutluluğunu, diğer insanları, yaşamları veya doğayı inciterek, yok ederek elde etmemesi için açgözlülükten uzak durarak bir "öz dizginleme" geliştirebilmesi ve bu durumu yaşamı boyunca koruyabilmesidir. 

Bu kavrama iki farklı perspektiften bakarak başlayabiliriz. 

İlki bağlılığın bizi duygusal ve ruhsal olarak nasıl etkilediğini anlamamız olarak yorumlanabilir. 

Bir şeye ya da bir insana bağlanmayı düşündüğümüzde, mutlu olmak için mutlaka sahip olmamız gerektiğine inanıyoruz.  

Ama neden? 

Çünkü aslında bizi nasıl hissettirdikleri beklentisine bağlıyız. 

Yani yüzeyde, bağlılık bir nesne ya da kişiye fiziksel bir bağlama gibi görünürken, biraz daha derine inersek, bağlılık her zaman beklentilerimizle ilişkilidir. Bu beklenti durumları çeşitli eklentiler de doğuruyor.  

Hiçbir beklenti ve eklenti ile yaşamadığınızı düşünün. Ne hafif bir hayat olurdu!  

Hepimiz beklenti ve eklentilerimizi tanıyarak ve onları bırakma pratiği uygulayarak biraz daha hafif yaşamaya başlayabiliriz.  

Satış stratejileri hakkında okuduğum bir kitabın son sayfasında şöyle yazıyordu: 

“Sen yıllarca bu arabayı satın alabilmek için çok çalıştın, mesai yaparak para biriktirdin. Sonunda başardın. Bu arabanın sahibisin. Ama üzgünüm. Yeni modelini çıkardım.” 

İkinci ise hırstan, açgözlülükten uzak durmak ve armağan almaktan uzak durmak olarak yorumlanabilir. 

Swami Vivekananda’ dan alıntı yaparak açıklayacak olursak: 

“Armağan alan insanın zihni armağan verenin zihnine göre işler. Bunun için alıcının yozlaşması mümkündür. Armağan almak zihnin bağımsızlığını bozmaya ve bizi köleleştirmeye eğilimlidir.” 

Açgözlü olmayan kişinin kendine yönelik anlayışı eksiksizdir. Dolayısıyla çevresindeki her şeye karşı anlayışı eksiksizdir. 

Yoga bize maddi dünyadaki her şeyin geçici olduğunu, kalıcı olmadığını öğretir. Her şey durmadan geliyor ve gidiyor, ortaya çıkıyor ve yok oluyor. Mutluluğumuzu, hayatın doğal olarak geçici doğasına körü körüne bağladığımızda, sonunda acı çekeriz.  

Elbette amaç bu dünyadan kopacak şekilde, izole bir duruş sergilemek değil ama gerçek sevgi ve saf niyet ile sunulan armağanı ayırt edebilmek önemlidir. 

Bağlanmamak, duygularımızı uyuşturmak veya kaçınmak anlamına gelmez. Bu, mevcut olmak ve düşüncelerimizi ve duygularımızı kabul etmek anlamına gelirken aynı zamanda onların doğal olarak geçici olduğunu anlamak anlamına gelir.  

Birçok şey, olumsuz düşünce ve duygular, niyeti farklı insanlar ve durumlar, kendimiz ve başkaları için sahip olduğumuz beklentiler, tüketici zihniyeti, sonuç odaklı olmak, şu anın doğasını net bir şekilde görme yeteneğimizi engelleyebilir.  

İçimizdeki boşluğu bu şekilde dolduramayız. O boşluk hiç dolmayacağı için sahip olmak istediklerimiz de hiç sonlanmayacak. Tam bir kısır döngü. 

Yüksek benliğimizi tanımak için pratik ve disiplin gerekiyor. Eklentilerden arınarak, duygusal ve zihinsel olarak sonuçlarla değiştirilmediğimiz ve beklentilerle yaşamadığımız o özgür alanı keşfedebilir ve düşüncelerimizde ve duygularımızda ustalaşmayı öğrenebiliriz. 

Namaste...