'S-400 dosyası kapandı'

'S-400 dosyası kapandı'

30 Mart 2021 Salı  |   Günlük

Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer, Kronos'tan ( https://kronos34.news/ ) Eylem Yılmaz'ın iç ve dış politikaya ilişkin sorularını yanıtladı. Söyleşinin dış politikaya ilişkin bölümü şöyle:

-Cumhurbaşkanı kongrede ABD ve Rusya ile ilişkiler için “rakip ülkelerle iyi ilişkiler kuracağız” dedi. Bu sizce ne kadar gerçekçi bir politika? Ne kadar uygulanabilir? 

-Atacakları adımlara göre mevcut sorunlar çerçevesinde bir bekleme sürecinde olduğumuzu düşünüyorum. Sorunları bertaraf ederek ya da bir tarafa bırakarak daha iyi ilişkiler geliştirmekten bahsediliyor ise o zaman Türkiye’nin tek taraflı olarak atması gereken adımlar var. Mesela, yılan hikâyesine dönen bir S-400-1 ve S-400-2 konusu var. S-400-1’de ABD ile S-400-2’de henüz bir sorun olmasa bile Rusya’yla ilişkilerimizde bir tereddüt var.

ABD ile yaşadığımız S-400 sorunuyla ilgili şunu söyleyeyim, Türkiye kararlı tutumunu sürdürüyor. Sayın Çavuşoğlu, “Aldık, bitti” diyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bu pozisyonu karşısında ABD’nin de önce F35 projesinden çıkarılmamız, sonra şimdilik sadece beş tane CAATSA yaptırımına maruz kalmamız, ABD açısından da sorunun bittiği anlamına geliyor. Ben Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 başlığının iki taraf açısından da kapanmış bir konu olduğunu düşünüyorum. Burada bir müzakere olmayacak. Çünkü bu yaklaşım iki seneden beri hatta üç seneden beri denendi ama bir ilerleme sağlanamadı. İki tarafta son sözlerini söyledi. Türkiye’nin geri adım atması söz konusu olmadıkça Amerika’nın mevcut yaptırımlarla ilgili bir geri adımı söz konusu olmayacak. Kaldı ki bu konu siyasi heyetler arasında yapılacak bir müzakere ile çözülecek bir konu olmaktan çıktı. Amerika’da yasama, kongre görevde devrede.

-Sizce Amerika bu dosyayı kapatır mı? 

-Şu anda kapatmış durumda. Türkiye buna sahip olmaya devam eder ve hatta ikinci partide almaya kalkarsa elbette Amerika’nın pozisyonunda giderek artan bir baskı veya bir değişim göreceğiz. Ama şunu ifade etmek istiyorum, Pompeo’nun (ABD eski Dışişleri Bakanı)  CAATSA yaptırımları ile ilgili, “Gerekirse tamamını uygulayacağız” açıklaması olmuştu. Dolayısıyla ABD açısından kapanmış olduğu vurgusunu mevcut pozisyonuna işaret etmek adına söylüyorum. Yoksa daha tırmanır, etkisi artar, genişler. Ben bugün için söylüyorum. Bu konu bugün kapandı. Kapanmış olduğu sorunu gündemden kaldırmıyor. Artık yeni başlıkların açılması boyutu gerekiyor. Eğer Amerika Fırat’ın Doğusu ve Halkbank’ı görüşmüyorsa o zaman siz tek taraflı olarak ABD ile ilişkileri istediğiniz kadar geliştirmek isteyin bu beyhude bir çaba olacak. Sorunuza dönerek şunu söylemek istiyorum, inisiyatif Türkiye’nin elindedir. Rusya’nın da bizim kâğıt üzerindeki sorunumuz olup olmadığı tartışılıyor. Sayın Erdoğan’la yakın ilişkileri var. Zaten ikili ilişkiler kurumsal olarak değil şahıslar üzerinden yürüyor. 

Rusya ile ilişkilerde olumlu adımlar atacaksak Rusya’nın beklentileri var. Diğer tarafta Türkiye’nin beklentileri var mı bundan emin değilim. Çok açık söylüyorum, emin değilim. Çünkü Rusya’nın Türkiye ile ilişkilere atfettiği önem her ne kadar ilişkiler stratejik ortaklık düzeyinde olmasa da, enerji yatırımlarından, milyon dolarlık yatırımlardan, Suriye’deki işbirliğinden, S-400’lerin satılmış olmasından, ikinci parti S-400 alımından bahsediyorum. Dolayısı ile bugün ve son bir haftadır Suriye sahasında yaşadığımız gelişmelere de bakıldığında Rusya ve Türkiye’nin bu sahada bile hâlâ farklı konum ve görüşlerde oldukları görülüyor. Dolayısıyla hem Rusya ile hem ABD ile ilişkilerimizi geliştirmek arzusunda olmamız çok güzel, gereken de bu zaten. Ama bu uygulanabilir mi emin değilim.

-Türkiye ve Rusya ortak kararıyla Şam yönetiminin kontrolündeki bölgelere güvenlik koridoru açılacak. Bu anlaşma nasıl ortaya çıktı? İdlib’deki teröristler tepki gösteriyor. Bu durum Türkiye’nin güvenliği açısından ne gibi riskler barındırıyor?

-Suriye’de bulunduğumuz bölgelerdeki gerekçelerimiz birbirinden farklı. Sizin bu söylediğiniz İdlib ile ilgili. Burası bizim için Astana sürecinde İran ve Rusya’nın bizim rızamızla barışı korumak ve gözlemek adına olduğumuz bir görev bölgesi. Afrin/Fırat’ın doğusu ya da El-Bab/Fırat Kalkanı bölgesi gibi değil. Orada cihatçı teröristlerle, ki Türkiye HTŞ’yi de terörist grup olarak tanımlıyor, onlarla ılımlı silahlı muhalefet arasındaki ayırımı gözetmek ve terör yapılarının Suriye Ordusu’na veya Rus askerlerine yönelik saldırıları karşısında gözlem noktası oluşturduk. İlginç olan şu, İdlib’te bizim kontrol ettiğimiz bölgelerde yaşayan sivillerin bir bölümü bu gelişmelerden rahatsızlık duymuş olacaklar ki Türkiye’ye değil Esad yönetiminin olduğu bölgeye geçmeye çalışıyor. Tersine bir göç var. Rusya uzun süredir bu geçiş yollarının açılmasını istiyordu. İdlib’teki terör yapılarına karşıydılar. Şimdi Esad yönetime ait bölgelere bu koridorların açılması tepki yarattı. Türkiye aleyhtarı gösteriler yapıldı. Konu bundan ibaret.

-Şimdi İdlib’te bulunan cihatçı terör örgütleri, IŞID’liler bu anlaşma nedeniyle bize dönük bir saldırı düzenleyebilirler mi? 

-Bu üç kapıdan dolayı değil ama genel olarak Suriye politikamızın bir sonucu olarak evet, böyle bir risk doğdu. Geçtiğimiz günlerde bu örgütlerden bazıları açıklamalarda yaptı. Evet, önümüzdeki günler Türkiye açısından böyle bir tehdit var. Bu çok net. Uyuyan hücreler ya da Türkiye’ye bir şekilde eklemlenmiş yapılar olabilir. Spesifik olarak İdlib’te mevcut olan yapıların bir tehdidi olabilir. İdlib son bir yıla kadar Suriye’nin, Esad’ın, İran’ın ve Rusya’nın bir sorunuydu, artık Türkiye’nin sorunudur. 

-Buna ek olarak son günlerde Türkiye’de bulunan İhvancılara yönelik alınan kararlar ve Mısır’la düzelen ilişkiler de var. 

-Genel olarak Suriye politikamızın Türkiye’ye bir maliyeti oldu. İktidar ve temsilcileri kazancından bahsediyor ama ben daha çok maliyetiyle ilgiliyim. Bu sadece Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacılarla ölçülecek maddi bir konu değil. Bunun getirdiği belirsiz bir soru konu var önümüzde. İkincisi Suriye toprakları üzerinde bulundurduğumuz asker ve yerel bölgelerde yaptığımız yatırımların da getireceği bir maliyet olacaktır. Şu anda Türkiye bu politikanın sonuçlarını yaşamaya başladı. Suriye politikasının maliyeti 70-80 milyar dolar mertebelerinde diye makaleler okuyorum. Dolayısıyla bu maliyete ek olarak Suriyeliler cihatçı veya değil, bu gibi farkları gözetmeksizin sahip oldukları bir kültürle ve bu kültürün getirdiği sonuçları da Türkiye’ye taşıdıklarını düşünüyorum. Çok karikatürize ederek bir şey söyleyeyim, Suriyelilerin Türkiye’de karıştığı adam öldürme veya yaralama vakalarına bakarak da bunu görebilirsiniz. Direk boğaza yönelik bıçakla ya da satırla saldırılar var. Düşünün ki bunu sivillerin ötesinde silahlı bir grup cihatçı terörist diye tabir ettiğimiz kişilerin bu psikolojiyle Türkiye’de neler yapabileceğini ve bunu adi suçlar bağlamında değil de siyasi ya da ideolojik gerekçelerle gündeme getirip getiremeyecekleri sorusu var. Bu nedenle çok endişe ediyorum.

-Peki, sizce Türkiye bu tehdidi engelleyebilmek için ne yapabilir? Erdoğan’ın Esad’la bir diyalog kurması mümkün olabilir mi? Esad kabul eder mi? Rusya’nın ne rolü ne olabilir? 

-Türkiye’nin sadece Mısır’da değil Doğu Akdeniz’de Mısır’la politikasının temelinde de bir anlamda gerçekçilikten kopmuş, öncelikleri olmayan ama ideolojik temelli bir yaklaşım sergilediğini yıllardır söylüyoruz. Mesela, Mısır’la ilgili olumlu sinyallere bakarak söylüyorum. Suriye tabii ki bir Mısır değil. Fakat şunu söyleyebilirim, resmen barışma demesek bile Türkiye’nin Esad’la diyalog yolunu sağlamasının Türkiye açısından çok önemli iki sonucu olacak. Birisi, PKK-YPG dediğimiz yapının dizginlenmesinin sorumluluğu Esad yönetimine bırakılacak. Bu da 1998’de Adana Mutabakatı ile bırakıp 2015 yılına kadar güneyden hiçbir terör tehdidiyle karşı karşıya kalmamamıza örnek gösterilecek bir boyuttur. İkincisi, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullara göre bir u dönüşü yapıp yapmayacağı tabii ki tartışmalı, gönül ister ki yapsın ve bir anlamda Suriye’ye de barış katkımızla gelsin. En azından Fırat’ın doğusunda Kürtler üzerinde Rusya-ABD çekişmesi sona ersin. Bizim Esad’la anlaşmamız bu süreci de Türkiye lehine çevirecektir. Esad’ın kabul edip etmeyeceği noktasında şunu söyleyeyim, Esad’ın Suriye için Türkiye’yi model olarak örnek aldığını, Türkiye üzerinden Batı sistemine eklemlenmeye çalıştığını hatta AB ilişkilerine atıfla, “Suriye AB üyesi bir ülkeye komşu oluyor” dediğini duyan bir kişiyim. İlişkilerimizin iyi olduğu dönemde Esad üzerinde İran ve Rusya’nın etkisi bu ölçüde değildi. Ben Esad’ın Rusya-İran çekişmesinin girdabından kurtulmak için de Türkiye’ye el uzatacağını, bunu isteyeceğini düşünüyorum. Tabii bu kurulacak ilişkinin niteliğine bağlı olarak gelişecektir. 

Etiketler:  Rusya Diplomasi