'Ruhen arınma yaşıyoruz'

'Ruhen arınma yaşıyoruz'

12 Aralık 2020 Cumartesi  |   MG Özel

Deniz Ersoy (mahlas)

Hali hazırda yaşadığımız pandemi süreci birçoğumuzun içinde olan boğucu şehir hayatından kaçıp kendimizi dağlara, yaylalara, denizlere atma isteğini körükledi, içinde böyle bir istek olmayanlar dahi bu kervana katıldı. Bu durumda Aylin Kurt Özyurt için daha ortada pandeminin "p"si yokken tası tarağı toplayıp şehirden kaçmış şanslı insanlardan birisi diyebiliriz. Stilettolarını (ince yüksek topuklu ayakkabı) çıkarıp Tuderin Trüf ve Lavanta Çiftliği'nde lastik çizmelerini giymek hiç zor olmamış onun için zira “Hayal kırıklığı yaşadınız mı” sorumuzu “Hayır, hiç, sıfır...” diyerek kesin bir dille yanıtlıyor.  

Bir gün karşılıklı söyleşmek dileğiyle içinden geçmekte olduğumuz bu tuhaf dönemde kendisi ile uzaktan yazıştık. 

-Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz? Ankara’da nasıl bir hayatınız vardı?  

-1972 yılı Ankara doğumluyum. Adana’da büyüdüm, üniversite eğitimim için Ankara’ ya geldim ve uzun yıllar burada yaşadım. Ankara Üniversitesi Dilbilimi Bölümü mezunuyum ancak hayat bana farklı bir yol çizdi.    

Sanayi tesislerinin projelendirme faaliyetlerini yürüttüğümüz şirketimiz Endeco Mühendislik halen Ankara’da faaliyetlerine devam etmekte. Daha çok bir Ar-Ge firması olan Novitas Yapı Teknolojileri firmamız ile de pek çok faydalı model, patent vb. gibi fikri mülkiyet haklarına sahip olduğumuz özel bir çalışma yürüttük. "Jeodezik kubbe" adı verilen yapı formu için geliştirdiğimiz bağlantı detayları ile ulusal ve uluslararası ödüller aldık.  

-Geleceğe yönelik böyle bir kaçış planınız var mıydı yoksa belli yaşanmışlıklardan sonra mı bu kararı aldınız? 

-Eşimin ve benim kırsalda yaşamak için Ege kasabalarından birine göç etmek gibi bir hayalimiz vardı, hepimizin olduğu kadardı aslında. Yani daha çok bir temenni, keşkeler… 8-10 yıl önce bunların olacağı söylense güler geçerdim sanırım. "Yaşanmışlıklardan” ziyade “yaşanmamışlıklar” bizi buraya getirdi sanırım. 

 

Utku-Asya Tude-Azra Derin Özyurt

 

-Tüm ailenizle birlikte gelmişsiniz Fethiye'ye. Kolay oldu mu bu kararı almak? Sonrasındaki adaptasyon süreci, özellikle çocuklarınız için?  

-Emekliliğimiz yaklaşınca ikiz kızlarımızla birlikte bu hayali gerçeğe çevirdik. Çekirdek ailemiz ile yerleştik Fethiye’ye, eşim Utku, kızlarımız Asya Tude ve Azra Derin, kedilerimiz ve köpeklerimiz. Elbette çok kolay bir süreç olmadı. Ankara’daki yoğunluktan, kalabalıktan, stresten kaçmanın güzel hayali bir yana, onca yıl içinde yaşadığınız sistemin dışına çıkacak olmak ürkütücü geldi. Çok istediğim halde her an soru işaretleri ile doluydu iç dünyam. Hayatın sonu mu? Elbette hayır, ancak mevcut düzeni alt üst edip, yepyeni, bilinmeyen bir hayata geçmek beni ürpertmedi diyemem. Evet, kararı almak çok kolay olmuştu ama içselleştirmek o denli kolay olmadı. Onca dost, tecrübe, alışkanlıklar, kurulu bir sistem ve her şeye ulaşım kolaylığını geride bırakmak oldukça zordu. Çocuklar içinse süreç oldukça farklıydı. Kararı biz verdik ancak onlara da durumu gerekçelendirerek anlatmaya çalıştık. O dönemde 10-11 yaşlarındaydılar ve kafaları karıştı. İlk önce itirazlar geldi, sonra denemelerle fikir edinme süreci yaşadık.  Sonra da “hadi yapıyoruz” dedik. Ancak denemek ile yapmak arasında bile ciddi farklar vardı.  

-Kaç yıl oldu? Neden Fethiye? 

-Araziyi 2017 yılında aldık. Buraya karar vermek, arazileri incelemek vesaire 1-2 sene sürdü. Hatta Fethiye aklımdaki en-en-en son yerdi. Bir sene boyunca tatillerde aracımıza atlayıp, uyku tulumları, çadır, pansiyon, otel gibi uygun bulduğumuz her yerde konaklayarak adım adım, koy koy gezdik. Kuzey Ege’den aşağıya doğru her köşeyi taradık. Ailemizde büyüklerimiz de olduğundan okul ve hastaneler, kış döneminde sosyal hayat, iklim gibi pek çok kriterler de göz önünde bulundurularak Fethiye kararı alındı. Ayrıca bu bölge hâlâ çok ciddi bir tarım bölgesi. Turizm gerçeği göz ardı edilemez elbette ama özellikle dağlık kesimlerde tek geçim kaynağı tarım.  

-Tuderin’in anlamı nedir? Tuderin nasıl başladı ve nasıl gelişti? 

-Kızlarımızın isimlerini birleştirdik. Tude ve Derin yani geleceğimiz. Tüzel bir kimlik kazandırma ihtiyacı sanırım bunca yıllık çalışma hayatımızın kazandırdığı disiplinden geldi, ne de olsa alışkanlıklar kolay bırakılamıyor. Ayrıca tarım konusunda tüzel kişilik olmanın kurumlar nezninde farklı olduğunu gördük.  
 

Trüf mantarı

 

-Bildiğim kadarıyla öncelikli olarak trüf mantarı ve lavanta yetiştiriciliği yapıyorsunuz. Tercih nedeniniz? Bildiğiniz bir iş miydi? 

-Kırsalda yaşama kararı aldığımız zaman tarım ile uğraşmaya da karar verdik. Ben her zaman ekip dikmeyi sevdim. Ankara’nın kısacık mevsiminde bile bahçem ile hep kendim ilgilenirdim. Dolayısı ile “hobini işe çevir” noktasından hareket ettik. Emeklilikte yaşa başa takılmadım ben. Sevgili babam SGK girişimi henüz ben lisedeyken yaptırmış, bu sayede makul bir yaşta emekli oldum. Ancak en üretken yaşlarımız bunlar, kanunen emekli olsam da ne ruhum ne bedenim henüz buna hazır. Mücadele etmek, öğrenmek, geliştirmek heyecan verici. Eşim Utku’nun da emekliliğine az kaldı, onun bir ayağı hâlâ Ankara’da olsa da bilişim çağında uzaktan da gayet güzel yürütülüyor işler. Ayrıca geride çok güvendiğimiz genç bir ekibimiz var.   

Trüfe gelince… Bir film izledim, filmde kadın bir şef Fransa Cumhurbaşkanı’na yemek yapmak üzere saraya işe alınıyor. Filmin bir yerinde şef güzel bir sepetten tertemiz bezlere sarılmış trüf mantarını çıkardı, ince ince dilimledi, ekmeği kızartıp üzerine tereyağı sürüp trüf dilimlerini yerleştirdi, baharatlandırıp ikram etti. O an aktörün yüzündeki ifade bende merak uyandırdı. Gecenin bir yarısı “trüf neymiş ki” diye okumalara başladım. İşte o an bizi buraya getirdi. Zaten bilineni ve denenmişi yapmak yerine başka, yeni bir ürün denemek istedik. Aynen "jeodezik kubbe" AR-GE'miz gibi oldu. Denenmiş, garantili olanın yerine zor ve meşakkatli olanı tercih ettik ancak elbette fizibilite çalışmaları yaptık. Yurt dışı geziler ile kararımızı sorguladık, uygulamaları gördük, inceledik. Rakamlar ve getiriler çok cazipti, dolayısı ile sıvadık kolları, çıktık yola. 

-Biraz trüf mantarından bahsedebilir misiniz? Normal mantardan farkı nedir? Yetiştirmesi zor mu? Özel bir iklim, bitki örtüsü gerekiyor mu? Müşterileriniz kimler? 

-Trüf mantarı ya da kara elmas, şapkalı mantarlardan farklı olarak toprağın altında yer alırlar. Belli başlı ağaçlar ile simbiyotik bir ilişkiye girerek hem kendilerini hem de ortak yaşam sağladığı ağacı hayatta tutarlar diyebilirim. Çok farklı, keskin kokulu, yumru şeklinde, kendine has bir mantar türü. Kültür mantarlarında olduğu gibi ağaç kütükleri ya da kompostlara (bitki artıklarından yapılan gübre) ekim yapılmaz. Özel teknikler ile ortak yaşayacağı ağaçların köklerine aşılanırlar. Yani ağaç büyüdükçe trüf mantarı da büyür. En keyifli yanı ise köpekler ile avlıyor olmamız. Aslında av demek doğru değil bence ama harika burunları ile eğitimli köpekler buluyor bu nadide mantarları.

Yetiştirmesi çok kolay değil, kesinlikle bazı özel istekleri var, mesela toprağın PH değeri 7.5 ya da üzeri olmalı gibi ama benzeri özel koşullar pek çok bitki için de geçerli. Verimli araziler yerine zor arazilerde yetişiyor, zeytin gibi.. Özel sulama, iklim istekleri var elbet fakat konvansiyonel tarım arazilerinde üretimi pek mümkün değil. Zirai zehir ya da gübre ile de arası yok.

Müşterilerimiz ise daha çok şefler, lezzet tutkunu olan şahıslar. Yurt içinden ziyade yurt dışındaki restoranlar ve toptancılardan talepler geliyor. 

-Biraz da  son yıllarda oldukça yaygınlaşan lavanta yetiştiriciliği hakkında bilgi alabilir miyiz sizden ? 

-Sadece lavanta değil genel olarak tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliğinde bir hareket görüyoruz. Büyük kısmı katma değeri yüksek ürünler ve ne şanslıyız ki bulunduğumuz coğrafya da buna çok uygun. Tespitiniz doğru, lavantanın inanılmaz bir çekiciliği var, oldukça merak ve ilgi uyandırıyor. Ancak tarımı söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var. Pek çok alt türü olan bu ürünün ne amaçla ekileceği öncelikle belirlenmeli. Arıcılık, peyzaj, yağlık ya da kuru çiçek gibi. Biz genellikle yağlık türler üzerinde çalışıyoruz, lavanta yağı ilaç ve kozmetik sektörlerinde kullanılıyor. Arz fazlası oluşmaması için planlamayı ülke çapında iyi yapmak gerekiyor inancındayım.  

-Trüf mantarı ve lavanta haricinde başka bitkiler de yetiştiriyorsunuz galiba? 

-Bunlar daha çok deneme mahiyetinde ekimler. Ekinezya, safran, salep ve şeker otu denemelerimiz oldu. Son olarak da lavantanın güçlü alternatifi ölmez çiçek ya da altın otu. Bu süreç sonunda ekinezya ve altın otu yatırımlarını arttırma kararı aldık. Ancak biz küçük bir işletmeyiz ve şu aşamada iş gücümüz sınırlı.   
 

 

-Sosyal medya hesabınızda  “stilettodan bota” diye bir tabir kullanmışsınız. Stilettoları çıkarıp  botları giyerken zorlandınız mı? 

-Ayrıca “mis gibi işim var” hashtag’ini kullanıyorum çünkü gerçekten işim mis gibi! Kümes dışında kalan her şey gerçekten renkli ve mis kokulu. Stilettolarımı ara ara özlüyorum ama illaki bir imkân oluyor onları da giymeye ve inanın gözümde büyüyor artık. Arabanın bagajında sürekli botlar, plastik çizmeler, parmak arası terlikler ile dolaşıyorum. Toplantı bitti mi, hooop değiş. Gardırobum artık hiç dokunmadığım kıyafetler ile dolu. Zaman zaman muziplik olsun diye köyde giysem dediğim oluyor elbet. 

-Kadın üretici olmanızdan dolayı yaşadığınız zorluklar oldu mu ? 

-Kadın üretici olmam nedeniyle hiç zorluk çekmedim, aksine yaşadığım kolaylıklar var. Bir kere inanılmaz bir pozitif ayrımcılık var. Aslında kırsalda kadın eli hep tarla tabanın üstünde, çok ciddi emek harcıyor kadınlarımız. Ailecek çalışıyorlar, budama, sulama, hasat, her aşamada varlar. Ancak sanıyorum bu bölgeye özel bir durum. Tarım arazileri küçük aile işletmesi modeli le yürüyor.  

-Çocuklarınız Fethiye'deki hayatlarından memnunlar mı? 

-İlk başta kızlar epeyce söylenmiş olsalar da çok kısa sürede uyum sağladılar. Şimdi Fethiye’nin nimetlerinden faydalanıyorlar. Azra Tude yelken sporuna gönül verdi, mümkün olsa teknede yatıp kalkacak. Asya Derin ise küçük yerde yaşıyor olmanın ona sağladığı “zaman” lüksünü resim dersleri ve yelken ile değerlendiriyor. Ankara’da üniversite okuyan ağabeyleri de var. Deniz sezonu neredeyse tüm yıl, daha geçtiğimiz hafta denizdeydiler. Hepimiz için büyük şans tabii ki. 

-Tuderin’de bir gününüz nasıl geçiyor? 

-Tavuklar, yabani otlar, ekim dikim, budama, hasat ile geçiyor günler. Hatta çoğu zaman günü bilmiyoruz. Çok yorucu ama sadece fiziksel açıdan, ruhen tam bir arınma yaşıyoruz. 

-Uzun vadeli tarımsal veya tarım dışı projeleriniz var mı? Hayalleriniz? 

-Tarımsal olarak denemek istediğim pek çok ürün var daha. Tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda daha pek çok ürün var değerlendirilebilecek. Türkiye bu konuda çok şanslı ve umarım bunu akıllıca kullanırız. Bu noktada, elimizden gelen tüm çabayı göstermek niyetindeyiz. Bizim gibi düşünen, aşk ile çalışan araştıran bir kesim var. Akademisyeninden üreticisine, sanayicisine, hepimiz bu yeni rüzgar ile tekneyi doğru yönlendirmek derdindeyiz. Pek çokları kendi kazanımlarının yanı sıra toplumsal faydaya odaklanmış, piyasada söz sahibi aktörler. Onlarla beraber yol haritaları üzerinde çalışıyoruz. 

Dışarıdan ne kadar okunuyor bilemiyorum ama tarım ve üretim konusunda her yaştan, her deneyimden, meslek grubundan beyaz yakalılar üretime yönlendi. Bana göre bu çok ciddi bir hareket ve kaçırılmaması gereken bir fırsat. 

Bunların dışında, eko turizm ve agro turizm konularında çok ciddi girişimlerimiz oldu. Bir yandan da bu çalışmalar devam ediyor. Pandemi süreci ve sonrasında bankacısından, doktoruna, gelip bir tarla deneyimi yaşamak isteyen, tek başına böyle bir yatırıma, iş yüküne giremeyecek olan pek çok insan gönüllü çalışmak için bahçeye doluştular. İmece ruhu yeniden canlandı ve lugata girdi bence. 

Ayrıca bisiklet, dağ bisikleti, trekking, hiking gruplarının faydalanabileceği yeni rotalar, kamp alanları, yürüyüş ve koşu parkurları konusunda bölgemizde çalışmalar yapmaya başladık. Kamunun da desteği ile yürüyen bu proje sayesinde de doğa ve spor tutkunlarına alternatif rotalar yaratıyoruz. Akdağlar'ın eteklerinde henüz adı bilinmeyen tarih yatıyor. Bu eserleri de bu parkurlar ile birleştirme amacındayız.  

Hayalim trüf tarımını büyütmek ve çok kıymetli olduğuna inandığım bu ürünü daha fazla yaygınlaştırmak. Önümüzde harika bir İspanya modeli var. Tıbbi ve aromatik bitkilere özel bir ilgim var, tarımı o denli keyifli ki, çok büyük arazilere de gerek yok. Yan ürünleri ile gayet iyi bir gelir getirici olabiliyor. Bütün bunları dilim döndüğünce insanlara anlatmak istiyorum. Bu konuları merak edenler faaliyetlerimizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirler.  

Söyleşimiz sonlandıktan sonra Aylin Hanım telefonda bir "son dakika" gelişmesini bildirdi. 50 farklı üretici ile bir araya gelerek oluşturdukları Fethiye Ekoloji Platformu çok güzel bir proje başlatıyor. Okul öncesi ve ilkokul öğrencilerine temel ekoloji eğitimi verecekler. Örneğin; Organik tarım nedir? GDO nedir?  Ata tohumu ne demektir? Perma kültür nedir, nasıl yapılır gibi basit bilgilerle küçük yaşlardan itibaren toplumda ekoloji bilincini yaratmak. Çok uzun vadeli bir proje olarak gözükse de çevre okullardan çok talep almışlar ve ilk etapta pilot bir okul belirlenmiş. Küçük küçük bahçeler oluşturup öğrencilerin yanı sıra öğretmenlere de ücretsiz, tamamen gönüllülük esasına dayalı ekoloji eğitimi verip sonrasında da projeyi yaygınlaştırmayı planlıyorlar.  

Sosyal medya hesapları:

www.facebook.com/tuderin 

www.instagram.com/truf_lavanta_tuderin