Roma hamamından Türk hamamına

Roma hamamından Türk hamamına

5 Haziran 2021 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Kaplıca ve hamam kültürü farklı coğrafyalarda eski çağlardan bu yana farklı biçimlerde gelişmiş. Bazı toplumlarda bu kültür, daha çok folklorik bir özellik olarak kalırken Türkiye'de çok özel bir yere sahip. Hamam kültürü Türkiye'de gerek geleneksel gerekse modern kesimlerde kabul görmeye devam ediyor. 

Bilinen en eski hamamlardan biri, İndus Vadisi'nde kazılan Mohenjo-Daro antik kentinde bulundu. Bu hamamın, günümüzden 4600 yıl önce pişmiş tuğladan inşa edildiği ve büyük bir havuzu olduğu anlaşılıyor. İndus Vadisi günümüzde Pakistan sınırları içinde yer almakta. Pak-İstan ise "Temiz Ülke" anlamına gelmekte, en azından bir zamanlar öyleymiş. 

İndus'tan sonra hamamlar İran'da da görülüyor. M.Ö. 300'lerde hamam uygulaması Romalılar tarafından da benimseniyor. Yalnız temizlenme değil sosyalleşme merkezleri olarak da yaşamın bir parçası haline geliyor.  

Roma hamamında önce deriye zeytinyağı sürülür, egzersiz yapılır, terlenir ve sonra suyla ıslatılan kir ve yağ özel metal bir aletle sıyrılırdı. Ardından masaj yapılırdı ve kişi yeniden yıkanırdı. Varlıklıların eşyalarını taşıyacak, yıkanmaya yardım edecek köleleri olurdu. Roma döneminde hamamlar yalnız spor, terleme ve temizlenme yeri değildi. Hamamlarda saç sakal tıraşı ve tıbbi tedaviler de yapılırdı. İnsanlar orada yer, içer, eğlenir bütün bir günü geçirirdi.  

Orta Çağ'da suyun hastalık getirdiği boş inancı ile insanlar uzun süre yıkanmıyordu. 1492'de Kristof Kolomb'u Hindistan niyetine Amerika seferine gönderen İspanya kraliçesi Isabella, ömründe yalnız iki kez yıkanmış. Bir kez doğumunda bir kez de düğününde. Öldüğünde de yıkamış olabilirler, artık o kadarını bilemiyoruz. 

Aynı zamanda "Kirli Isabella" olarak da bilinen bu kraliçe, Katolik inancına geçmeyen Yahudileri İspanya'dan göçe zorladı. Osmanlı'nın kabul ettiği 70 binden fazla Sefarad Yahudisi o zamanlar İstanbul, İzmir, Selanik ve Filistin'e yerleşti. Bir Sefarad arkadaşıma göre, Osmanlının getirdiği tüm Sefaradlar bir yerde toplansaydı ve hep orada kalsalardı, bugünkü sayıları 750 bin civarında olurdu. 

Hamamı Türkler icat etmedi ama Roma, Bağdat ve Şam hamamlarını melezleştirerek Roma hamamına yepyeni özellikler kazandırdı. Roma kültürel birikimini devralan Osmanlı, hamam geleneğini de dönüştürerek sürdürdü. 

Türk hamamı konseptini Türkler icat etmiş olsaydı, aynı kültür diğer Türki ülke ve topluluklarda da olurdu. Hamam sözü de zaten Türkçe değil Arapçadır.  

1454 yılında inşa edilen Ağa Hamamı, İstanbul'daki en eski Türk hamamıdır. Pandemiden sonra kapılarını açmayı bekliyor. Bekliyor ama web sitesinde İngilizce, Rusça, Almanca, İtalyanca ve Fransızca var ama nedense Türkçe dil seçeneği yok. Bizler gelmeyelim mi yani? 

Hamamlar, Antik Yunan'da ortak yaşamın ana mekanlarından biriydi. Ancak Roma'da adeta özel üyelik gerektiren kulüplere dönüşmüşlerdi. Kanımca Türklerin hamam konseptine getirmiş olduğu en önemli özellik, hamamın soyluların ve bürokrasi elitinin tekelinden kurtarılmış olmasıdır.  

Türk hamam geleneğiyle, bu mekanlar artık lüks olmaktan çıkmış, alt toplum katmanlarından mütevazı maaşlıların da erişimine açık hale gelmişti. Bugün, dünyanın dört bir yanındaki çağdaş SPA ve kaplıcalar, Türk hamamının erişilebilirlik özelliğinden esin alarak işletildiği söylenebilir. 

Dünyanın bir çok noktasında, birçok iddialı yerde masaj aldım ama rahatlıkla söyleyebilirim ki, en başarılı SPA işletmeleri Türkiye'de. Başarı durduk yere kendiliğinden gelmiyor, her başarı itibarlı bir birikim ve deneyimin sonucudur.

Görsel: Aza Cave Hotel