Reel ekonomi finans ekonomisine karşı

Reel ekonomi finans ekonomisine karşı

19 Nisan 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Geçen hafta ekonomik bültenlere küresel ekonominin iki devinden birer ilginç haber düştü: 

ABD’de Kasım 2020’den Mart 2021 sonuna kadar geçen beş aylık sürede hisse senedi borsalarına yatırım olarak giren nakit miktarı son 12 yılın toplamından daha yüksek olmuş. Çin’de ise 2021’in ilk çeyreğinde ekonomik büyüme yüzde 18’in üzerinde gerçekleşirken, Çin Merkez Bankası özel bankalarla toptan altın ticareti yapan kuruluşlara toplam 150 ton altın ithalatı izni vermiş. 

Bu iki haberden çıkarılacak bir ortak bir sonuç olabilir mi? 

Önce ABD cephesine bakalım: Covid salgını dolayısıyla 9 milyondan fazla kişinin işini kaybettiği, bunlardan en az beş milyonunun hâlâ işsiz olduğu, ekonomik büyümenin işaretlerinin görülmeye başlamasına karşın herkesin merkez bankası Fed’in başkanı Jerome Powell’in ağzına bakmaya devam ettiği bir ekonomiden söz ediyoruz. 

Yani finansal piyasalara akan para, çalışanların kazandıkları gelirden artırdıkları tasarruflardan geliyor olamaz, O halde, bu para, doğrudan doğruya son bir yılda ABD Hazinesi ile Fed’in salgın nedeniyle  kapanan ekonominin çöküşünü engellemek amacıyla yarattığı 6 trilyon dolarlık muazzam para kütlesinden tüketicilere giden kaynaktan geliyor. Demek ki, halka sağlanan destek, işsizler de dahil olmak üzere yardım alanların tüketim ihtiyaçlarını karşılamanın ötesine bile geçerek yatırım fonu oluşturmalarına olanak sağlamış. Böyle bakıldığında, reel ekonomide hala santimetreyle ölçülen büyümeye karşın hisse senedi borsalarının yeniden rekor kırmaya başlamasının nedeni anlaşılıyor. 

Bu noktada bir ilginç unsura dikkat çekmek gerekiyor: Finansal borsalarda kullanılan yeni teknolojiler küçük/bireysel yatırımcıların piyasaya girmeleri için büyük bir alan yaratmış durumda. Sadece bir kaç yıl öncesine kadar borsada hisse senedi ticareti yapabilmek için bu kağıtları yüzlük ya da binlik tomarlar halinde almak gerekirken, şimdi elektronik platformlarda çok küçük sayılarla kağıt alışverişi yapılabiliyor. Hele finansal piyasaların yeni gözdesi olan kripto para birimlerinin kuruş eş değeri birimleri bile alınıp satılıyor. Bu da birikimleri ne kadar küçük olursa olsun yatırımcılara finansal platformlarda getiri arama şansı veriyor. 

Çin’e dönecek olursak, bu yılın ilk çeyreğindeki yüzde 18 üstü büyüme tüketicilerin harcama potansiyeline gücüne büyük bir güç katmış: Aynı dönemde tüketim harcamaları yüzde 34 artmış. Hindistan’la birlikte dünya toplam altın ithalatının yüzde 40’lık payına sahip olan Çin’de halkın yatırım aracı olarak altına olan geleneksel düşkünlüğü nedeniyle, perakende altın fiyatları, ons başına dünya fiyatlarının 8 ila 9 dolar üzerine çıkmış. Çin Merkez Bankası’nın altın fiyatının iç spekülasyona zemin oluşturmasını önlemek için yaklaşık 9 milyar dolarlık altın ithalatına izin verdiği söyleniyor. 

Çin ekonomisini yakından izleyen gözlemcilere göre, salgın nedeniyle turistik seyahatlerin kısıtlanması sonucu birikimlerini iç piyasada harcayan tüketiciler, aslında Çin hükümetinin ekonomik büyümede itici gücün aşamalı olarak ihracattan iç tüketime kaydırılması politikasını fiilen desteklemiş oluyorlar. 

Bu iki gelişmenin karşılaştırılması bize ne anlatıyor?

Bir yanda yalnızca yükselmek için değil, ayakta kalabilmek için de karşılıksız ve sınırsız olarak para yaratılmasına tedavi edilemez bir bağımlılık geliştirmiş olan finans ekonomisi, öte yanda üretime dayalı ve tasarrufa dayalı yatırım kaynağı üretebilen bir reel ekonomi; finans ekonomisinin yarattığı değerin dayandığı temel kağıda duyulan güven, reel ekonominin yarattığı tasarrufun yöneldiği yatırım altın.

Okunması çok karmaşık olmayan bir tablo.

Etiketler:  Ekonomi