Putin'in yanıldığı an

Putin'in yanıldığı an

3 Aralık 2021 Cuma  |   MG Özel

Cenk Başlamış

Rusya ile NATO arasında Ukrayna nedeniyle başlayan gerginlik tehlikeli gelişmelere yol açabilecek bir tırmanma sürecine girmiş durumda. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin son olarak NATO’nun Ukrayna’daki askeri altyapısını genişletmesini "kırmızı çizgi" olarak gördüklerini söyledi ve İttifak'ın Rusya sınırlarına genişlemeyeceği konusunda güvence istedi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise, "Ukrayna'ya karşı daha fazla saldırgan davranması durumunda Rusya'ya ağır bedeller ödetmeye hazırız" sözleriyle sertlik dozu hayli yüksek karşılık verdi.

Aslında Putin'in hafta başında yaptığı bir açıklama daha var. Haberlerin satr aralarında kaybolan önemli ve ilginç açıklama şöyleydi: 

”NATO’nun bizim sınırlarımıza doğru genişlemesi neden gerekliydi? Bu soruya kim yanıt verebilir? Bu sorunun, mantıkla açıklanabilir bir cevabı yok. Bilhassa 1990’lı yılların ortalarında ilişkilerimizde huzur dolu bir tablo vardı. Neredeyse müttefiktik.” 

Putin bu sözlerinde sonuna kadar haklı çünkü Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılından başlayarak bütün 1990'lar boyunca en tepedeki yetkiliden sokaktaki vatandaşa Rusya'da herkes benzer bir ruh hâli içindeydi. “Soğuk Savaş” son bulmuş, artık Batı ile kapışmak için ideolojik bir neden kalmamıştı. Hatta bütün o yıllar boyunca Rusya'ya yıllardır görmediği kardeşine (Batı) yeniden kavuşmaya benzer bir heyecan ve sevinç egemendi. 

Dolayısıyla Putin, “İlişkilerimizde huzur dolu bir tablo vardı. Neredeyse müttefiktik” derken Moskova açısından son derece haklı bir konuyu gündeme getiriyor ama aynı zamanda yanılıyor. 

Ama tabii bu Putin'in kişisel bir yanılgısı değil, bütün Rusya aynı şekilde düşünüyordu. Yanılgının kaynağı, sorumlusu ve suçlusu ise elbette Batı dünyası. 

Çünkü Rus devleti ve halkı Putin'in aktardığı duygular içindeyken o sıralarda dışarıya belli etmese de Batı bambaşka hesaplar içindeydi. O anda tarihinin en güçsüz dönemlerinden birini yaşayan Rusya'nın sahip olduğu potansiyelle yeniden ayağa kalkacağını ve yayılmacı bir politika izleyeceğini bilen Batı bu süreci durdurmak, hiç değilse geciktirmek için belki de daha Sovyetler Birliği'nin dağıldığı anda planlarını hazırlamaya başlamıştı. Çünkü aslında Rusya, NATO'nun varlık nedeniydi.

NATO'nun doğuya doğru genişleme süreci 1990'ların sonunda başladı. Önce Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti üye oldu, onları Bulgaristan, Estonya, Litvanya Letonya, Estonya, Romanya ve Slovenya izledi. Derken Arnavutluk'la Hırvatistan ve son olarak da Karadağ'la Kuzey Makedonya NATO'ya katıldı. Bu ülkelerin bazıları ya Sovyetler Birliği çatısı altında yer alıyordu ya da bir zamanlar Varşova Paktı'na üye ülkelerin parçalarıydı. Böylece Avrupa'da Rusya haricinde bulunan toplam 43 ülkeden 29'u NATO'ya üye oldu. Şimdi ise Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO üyeliği konuşuluyor. Bosna bir yana, özellikle Ukrayna ile Gürcistan'ın İttifak'a üye olması Rusya'nın nasırına bile bile basmak anlamına geliyor.

Son yıllarda Rusya-Batı gerginliğinden sık sık yeni "Soğuk Savaş" diye söz ediliyor ama aslında savaş hiç bitmedi. 

Özetle Putin Rusya'nın o yıllara bakışını doğru bir şekilde anlatıyor fakat Batı'nın o zamanki niyetleri konusunda yanılıyor, bu zaten günümüzde daha berrak ortaya çıkıyor.

Ama şöyle de bir gerçek var: Batı Rusya'yı kuşattıkça Ruslar kendilerini kapana kısılmış, sırtı duvara dayanmış hissediyor, o zaman da korunma içgüdüsüyle saldırgan davranmaya başlıyor. Örneğin, Rusya'nın dış politikada başarı hanesine yazılan Kırım'ın ilhakı ya da Suriye'ye müdahale aslında Batı'nın sıkıştırması sonucu Moskova'nın can havliyle yaptığı hamleler.

Fotoğraf: Grigoriy Sısoyev

Etiketler:  Rusya