Putin paranoyak mı?

Putin paranoyak mı?

28 Nisan 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

...Yoksa o algıyı yaratmak için sistemli bir çaba mı var?

Son bir aydır, bir yanda ABD/Batı, öbür yanda Rusya olmak üzere siyasi ve diplomatik gerilim üzerine çıkan haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Bu haber/bilgi/propaganda kampanyasının oldukça sistemli olduğu kuşkusu gören gözlerden kaçmıyor ama olayların arka perdesini düşünmeye, bu salgın ve yoksulluk ortamında ne zamanı ne de niyeti olan kitleler açısından kampanyanın ne için ve nasıl üretildiği hiç önem taşımıyor. Kampanyanın ardındaki güçler açısından önemli olan, algı yönetimi entrikalarının başarıya ulaşması.

Bir iki örnek üzerinde duralım: Çekya bu ay, ta iki yıl önceki bir patlamadan Rus askeri istihbarat servisi GRU’yu sorumlu tuttuğunu açıkladı ve başkent Prag’taki Rus Büyükelçiliğinden bazı personeli sınır dışı etti. Bunun ardından Çek Cumhuriyeti’nin eski kader ortağı Slovakya da, “dayanışma adına” kendi başkentindeki Rusya Büyükelçiliğinden bazı diplomatları gönderdi. Bu kararlar alınmadan önce ABD de Washington’daki Rus büyükelçiliğinden bazı diplomatları sınır dışı etmişti. Elbette Rusya da bütün bu kararlara karşı  üç ülkeden de aynı sayıda diplomatla misillemede bulundu. 

ABD’nin aldığı sınır dışı etme kararlarının Biden yönetimince Rusya’ya yaptırım uygulama kararlarına eşlik ettiğini düşünmek mantıklı. (Gerçi bu yaptırım kararları da kendi içinde bir alem ya, neye karşı alındığı bir türlü açıkça söylenmedi: Rusya’nın 2020 başkanlık seçimlerine müdahale etme çabası yüzünden mi, ABD’nin dev yazılım ve siber güvenlik şirketleriyle ABD bürokrasisinin bilgisayar ağlarına düzenlenen siber saldırı yüzünden mi yoksa Biden yönetiminin canı sıkılıp da gerginliği artırmak istediği  için mi bu yola gidildi, anlamak zor.) 

Haydi ABD’nin kararları güncel gelişmelere yanıt olarak alındı diyelim. Peki Çekya'daki iki yıl önceki patlamaları, İngiltere’ye sığınmış eski bir KGB ajanının İskoçya’da zehirlenmesiyle suçlanan iki GRU ajanına bağlamak kimin aklına nereden geldi? Bu konuda aradan iki yıl geçtikten sonra yeni deliller mi elde edildi? Edildiyse iki yıldır bu deliller neredeydi, gecikmenin nedeni nedir? Yoksa birilerine bu iki olay arasında bağlantı olduğuna ilişkin bir vahiy mi indi? Ayrıca GRU Çekya'daki bir cephaneliği havaya uçurmakla neyi amaçlamış olabilir? 

Türk basınında çok geniş biçimde işlendiği için Rusya’nın Ukrayna sınırına yaptığı askeri yığınağa yeniden değinmek gereksiz. Ama bu yığınağın NATO’nun Ukrayna topraklarına da yayılacak yeni bir askeri tatbikat yapacağı açıklamaları yüzünden tetiklendiğini de biliyoruz. 

Tabii bundan önce Biden’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i bir TV programında "katil" olarak nitelemesinin de bu söylemin başlangıç repliğini oluşturduğunu unutmamak gerek. 

Rusya’nın bu kampanyaya karşı aldığı tavır da adeta ABD’nin ateşine benzin döküyor: Putin’in son Federal Meclis konuşmasında kırmızı çizgilerin aşma teşebbüsünde bulunacaklara gözdağı vermesi, ardından Rusya Dışişleri Bakanlı sözcüsünün Moskova’nın bir "hasım ülkeler listesi" hazırladığını dünya aleme ilan etmesi Washington’ın yaratmaya çalıştığı “paranoyak Putin” algısına hizmet ediyor. 

ABD/Batı’nın ayak oyunu 

Sovyetler Birliği’nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov, Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra ABD lideri (baba) Bush ve o dönemde Batı Almanya başbakanı olan Helmut Kohl ile yaptığı görüşmelerde, iki Almanya’nın birleşmesi için rıza gösterirken, büyük bir saflıkla NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği yolunda verilen sözlere inanmıştı. 

Tabii ki Batı’nın kurnaz politikacıları SSCB yıkılır yıkılmaz bu sözlerini unutarak eski Varşova Paktı ülkelerini NATO’ya dahil ederek Rusya’yı kuşatan kıskacı sıkıştırmaya başladı. Polonya derhal (1999), diğerleri de kısa bir süre sonra (2004) NATO üyesi oldu. Şimdi ittifak Ukrayna ve Gürcistan’ı da saflarına katmanın hesabı içinde. Bu Rusya açısından kabul edilemez bir durum.

Nedeni basit. 

Ukrayna’dan başlayarak neredeyse Ural Dağlarına kadar Rusya coğrafyası uçsuz bucaksız bir ova. Kiev’den yola çıkacak bir tank tümeninin sadece bir iki gün içinde Moskova’ya ulaşmasını engelleyecek ne bir dağ silsilesi ne büyük bir nehir ne de sık ormanlık bir alan var. Napolyon’un 1812’de, İkinci Dünya Savaşı’nda da Hitler’in panzerleriyle kuşattığı Moskova’yı her iki durumda da dondurucu soğuğun kurtardığını biliyoruz. Bugün NATO’nun en gelişmiş teknolojiyle donanmış konvansiyonel güçlerinin olası bir saldırısına karşı Moskova’nın nükleer silahlarına başvurmaktan başka çaresi görünmüyor. Her ne kadar Rusya’nın füze ve savaş alanı silahları teknolojisinde önemli ilerlemeler sağladığı biliniyorsa da, bu gelişmelerin Batılı silahlı kuvvetler üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yapabileceğini düşünmek akılcı değil. 

Siyasi dengeler de sallantıda 

Rusya’nın Avrupa Birliği’nin en güçlü ülkesinin lideri olan Angela Merkel’in izlediği temkinli politika sayesinde, Almanya’nın önderliğinde AB ülkeleriyle az çok dengeli ilişkiler sürdürmeyi başarması, Avrupa’nın Rusya’nın zengin doğal gaz rezervlerinden sorunsuz bir şekilde yararlanmasını sağlıyordu. Ne var ki Merkel artık siyaset sahnesinden çekiliyor ve yerine gelmesi en güçlü olasılık olarak görülen yeni başbakan adayı, Rusya’ya hasmane bir tutum izleyeceğini şimdiden ilan etmiş bulunuyor. 

Almanya’da sonbaharda yapılacak seçimlerde kamuoyu yoklamalarına göre en fazla oy toplamaya aday olan Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı Annalena Baerbock, partinin liderlik seçimini kazanmasından bu yana verdiği her demeçte, Rusya’dan doğal gaz getirecek ikinci boru hattını  iptal edeceğini, ayrıca Çin’e  karşı da hasmane bir politika izleyeceğini ilan etmekte bir sakınca görmüyor. 

Merkel’in gidişinden sonra AB’nin döneceği yeni rota üzerinde tartışmalar sürerken, Almanya’nın yeni liderinin yönetimi altında, birliği daha ABD yanlısı bir yörüngeye sürüklemesi, kaçınılmaz olarak, Rusya’yı başta Çin olma üzere Asya ülkeleriyle daha geniş ittifak ve işbirliği arayışlarına yöneltecek. 

Buyurun size yeşil soslu yeni soğuk savaş menüsü...

Etiketler:  Rusya Diplomasi