Putin 'Kırım fatihi' mi?

Putin 'Kırım fatihi' mi?

1 Mart 2021 Pazartesi  |   MG Özel

Cenk Başlamış

Rusya'nın, kimilerine göre hiç beklenmedik şekilde, Ukrayna'ya ait olan Kırım'ı fiili olarak ilhak etmesinin üzerinden yaklaşık yedi yıl geçti... 

Önce ilhaka uzanan sürecin özeti: 

2013 yılı sonlarında Moskova yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in Avrupa Birliği ile iş birliği anlaşması imzalamayı reddetmesinin ardından Ukrayna'da olaylar çıktı. Moskova'dan 12 milyar dolarlık destek alan Yanukoviç'in kararını protesto edenler başkent Kiev'deki Bağımsızlık Meydanı'nda gösterilere başladı. Çatışmaya dönen gösterilerin ardından Yanukoviç ülkeden kaçınca Rusya stratejik çıkarlarının bulunduğu Ukrayna'ya bağlı Kırım'ı şubat sonlarında ilhak etti. 16 Mart'ta yapılan referandumda nüfusunun çoğunluğu etnik Ruslardan oluşan yarımadada yaşayanlar yüzde 96'dan fazla bir oranla Rusya'ya bağlanma yönünde oy kullandı. Hemen ertesi gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım'ın katılmasını onaylayan bir kararname imzaladı. 

Rusların Kırım'ı ilhak etmesinin asıl nedeni askeriydi; Rusya'nın Karadeniz donanmasının bulunduğu Sivastopol'de NATO askerlerini görmek Moskova için kâbus senaryosuydu. Diğer yandan Rusya ilhak kararıyla tarihi bir adaletsizliğin giderildiğini de düşünüyordu çünkü 1954 yılında dönemin Sovyet yönetimi burasını bağlı olduğu Rusya Federasyonu'ndan alarak bir başka Sovyet cumhuriyetine, Ukrayna'ya vermişti. 

Böylece Ruslar aynı zamanda Kiev'de Batı yanlısı bir hükümetin işbaşına gelmesinin rövanşını Kırım'la kat kat aldıklarını düşünüyordu. 

Aslında sadece Rus değil uluslararası kamuoyu da aynı görüşteydi, Putin için defalarca “Kırım fatihi” manşeti atıldı, yarımadanın ilhak edilmesi Rusya'nın dış politikadaki başarı hanesine eklendi. 

Peki gerçekten öyle mi? 

Kırım'ın resmen Rusya'ya katıldığı törende Putin'in yaptığı konuşmada önemli bir bölüm vardı: 

“... Biz Batı ile hep diyalog ve eşit ilişkiler istedik. Ama onlardan karşılık görmedik. Arkamızdan kararlar aldılar, dolaplar çevirdiler, bizi aldattılar. 'Arap Baharı' kışa döndü, 2004 yılında Ukrayna'da da aynı senaryoyu tekrarladılar...” 

Aslında Putin haklıydı çünkü Sovyetler Birliği'nin 1991 sonunda dağılmasının ardından Ruslar naif bir şekilde “Soğuk Savaş”ın artık geride kaldığını ve Batı ile kucaklaşabileceklerini düşünmeye başlamıştı. Oysa, Rusya'nın potansiyelini bilen Batı, yeniden ayakları üzerinde doğrulmasını mümkün olduğu kadar geciktirebilmek amacıyla hemen NATO ve Avrupa Birliği ile doğuya doğru yayılmaya, Rusya'yı çember altına almaya başladı. 

Dış güçler tarafından çembere alınmak, dolayısıyla saldırıya açık hale gelmek, Rusların tarih boyunca üstesinden gelemediği bir korku. Örneğin, Rusya'nın Kafkasya'ya bu kadar asılmasının başta gelen nedeni bölgeyi kaybederse dış saldırı tehlikesiyle doğrudan yüz yüze kalma olasılığı; bir anlamda herkesin içinde çıplak kalmanın yaratacağı duygunun benzeri. 

Ukrayna'ya gelince... 

Sovyetler Birliği 15 cumhuriyetten oluşuyordu, “Rusya hangi eski cumhuriyetlerin bağımsız bir ülke olmasını kabullenemedi, hazmedemedi” diye bir soru sorulsa en başa Rus toplumunca da küçümsenen Ukrayna'yı yazmak gerekiyor. Ama tabii bu gerçeği hiçbir Rus yöneticinin ağzından duyamazsanız. 

Bu işin psikolojik yönü. 

Asıl önemli olan kısmı ise, Rusya'nın sınırlarını tampon bölgelerle sağlama alma taktiğinde Ukrayna'nın konumu. 

Kiev'in Batı yörüngesine girmesi demek, Rusya'nın batısındaki koruma duvarının çökmesi demek. 

İşte o duvar çöktü, o yöndeki son duvar olan Belarus da sallantıda. 

Dolayısıyla olayların geldiği noktada, sırtı duvara dayanan Rusya'nın gerekirse savaş pahasına Kırım'ı ilhak etmekten başka şansı zaten kalmamıştı. 

Evet, belki Kırım'ı aldı ama Ukrayna'yı kaybetti, Batı'nın burnunun dibine gelmesini engelleyemedi. 

Kısacası, “zafer” gibi gözüken Kırım'ın ilhakının perde arkasında aslında Rusya için travmatik bir yenilgi yatıyor.

Etiketler:  Rusya Diplomasi